25 Nisan 2012 Çarşamba


'Kur’ani Hayat' dergisi 23. sayısında 'Adalet' konusunu ele alıyor

Vahiyle inşa olma çabalarına mütevazı bir katkı yapma umuduyla yoluna devam eden Kur’ani Hayat Dergisi 23. sayısında Adalet konusunu ele alıyor.

Manşete de kaynaklık eden başyazısında Mustafa İslâmoğlu, adaletin hakikatini, devlet tüzel kişiliğinin imanı mesabesinde oluşu ekseninde anlatıyor. İbrahim Sarmış, İslam’ın adalet anlayışıyla Müslümanların adalet algısı ve uygulamaları arasındaki uyuşmazlığın sebeplerini irdeliyor. Haydar Öztürk başyazının devamı niteliğinde, adaletin nasıl devletin dini ve imanı haline getirilebileceğini araştırıyor.

Abdulcelil Candan konuya toplumların âdil veya zalim oluşları, Mustafa Demir ise bireysel ve toplumsal huzuru elde edebilmek için adalet ve kıst’ın ne denli lüzumlu olduğu açısından yaklaşıyor. Hüseyin Kerim Ece, adaletin merhametle ilişkisini, Mahmut Çınar ise adaletin mülkle ilişkisini Kur'an ekseninde ele alıyor.

İlahiyat hocaları Murat Kayacan ve Murat Sülün’ün yazıları bazı okurlarca fazla teknik bulunabilecek olsa da erbabına ikram olacak yazılar olarak adalet sayısındaki yerini aldı.

Ömer Bayar’ın hikmet bağlamında adaleti, Mehmet Deri’nin, adaletin sünnetteki yansımalarını, Zekeriya Yürük’ün zulmü meşrulaştırma aracı olarak kullanılan veto hakkını, Bünyamin Doğruer’in âdil insan olabilmek için verilmesi gereken mücadeleyi deneme tadında irdeleyen yazılarının ve yine Bünyamin hocanın şiirinin sayıya renk kattığını düşünüyoruz. Dergiye ilk kez konuk olan Ramazan Altıntaş, Kur’an’a göre sosyal adaleti, önceki sayıdan tanıdığınız Elvin Ağayev, Ehl-i Beyt okuluna göre adalet ve zulüm kavramlarını yazdı.

Kadir Canatan, “Bakara: kutsal inek” simgesi ile irfan köşesindeki yerini aldı. Hasan Aycın’ın kutsal inek çizgisi Canatan’ın yazısına eşlik etti. Osman Arpaçukuru bu sayıda yeni bir yazı dizisi başlatıyor. Gelecek sayılarda da devam edecek olan Hadis İncelemeleri köşesinde bu ilk adımda geniş bir girişin ardından halkın dilinde hadis diye dolaşan “levlâke…” rivayeti inceleniyor. Adalet sayısı Yasemin İslâmoğlu’nun Yusuf Sûresi tanıtımıyla noktalanıyor.

Derginin geçmiş 21 sayısının tamamını bir arada temin etmek isteyen okurlar dergiyle irtibata geçerek takım halinde edinip sürekli istifade etme imkânı bulabilecekler.

Kur’ani Hayat Dergisi yeni dönemde de Kur’an’ın temel kavramlarını okurlarıyla paylaşmaya devam edecek.

Telefon ederek ya da mail yazarak 2012 yılı için abone olabilir, tüm sayıların pdf nüshalarına erişim için elektronik nüsha aboneliğini de gerçekleştirebilirsiniz.

Dergi mayıs ayı başında çıkacak emanet konulu 24. sayıda buluşma dileğiyle ilim ve fikir camiasındaki yerini alıyor.

İrtibat:
0212 531 30 30

'Vuslat' dergisi 130. sayısında

Vuslat dergisi 130. sayısında, Müslümanlar için örnek bir nesil olan ve Kur’an’da: “Allah onlardan razı olmuştur onlarda Allah’tan razı oldular” ayetiyle Allah (c.c.) tarafından takdir alan, nesli günümüze ve gündemimize taşıyor.

Asr-ı Saadet nedir?

“Asr-ı Saadet” terimi, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamberliğinden vefatına kadar geçen süreyi ifade eder. Asr-ı Saadet’in temel özelliği âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatını kapsayan, onun örnek yaşantısını adım adım izleyebilmiş, bizzat onun mektebinde yetişmiş ve vahyin ilk muhatapları olmuş sahabe neslini bünyesinde barındıran bir zaman dilimi olmasıdır. Kur’an bu nesilden övgü ile söz ederek onlara şerefli bir mevki vermiştir.

Asr-ı Saadet Nesli Güçlü Bir İmana Sahiptir

Asr-ı Saadet neslinden söz eden ayet ve hadisler ile o dönemin olaylarını ve yaşayış biçimini anlatan siyer çalışmaları incelendiğinde, Asr-ı Saadet insanı ve neslinin nitelikleri hakkında şu tespitler yapılabilmektedir: Asr-ı Saadet nesli güçlü bir imana sahiptir. İslâm’ın tebliğinde karşılılaştıkları her türlü güçlüğe göğüs germeye hazır, sabır timsali kişilerdir. Yapılan her işte Allah’ın rızasını ölçü alırlar. Allah’ın yardım ve desteğine güvenirler “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için yurtlarından, yuvalarından kovulmuş, mallarını kaybetmişlerdir. Ziyana, hakarete ve işkenceye uğratılmış olup her güçlüğe göğüs germişlerdir. Ümmet arasında insanlar için çıkarılmış hayırlı nesillerdir. Biz Müslümanların yaşam modeli Asr-ı Saadet olmalıdır…

Nisan Sayısında Öne Çıkan Konu Başlıkları

Muhammed Emin Yıldırım “Kur’an’ın En Büyük Mûcizesi Sahabe Nesli” isimli makalesinde sahabe neslinin önemi üzerinde durmaktadır.

Doç. Dr. Muhammed Târik “Sadr-I İslam’da (Asr-I Saadette) Dostluk ve Kardeşlik Ruhu” isimli yazısında sizlere Asr-ı Saadette ki, sevgi ve dostluğun kadim köklerini hatırlatacak.

Prof. Dr. Rıza Savaş “Hz. Muhammed (s.a.s.) Devrinde Kadın ve Aileye Genel Bir Bakış” incelemesinde o dönemde ailenin sağlam temellere dayandığına dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Âdem Apak “Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Asabiyetle Mücadelesi” yazısıyla İslâm’ın, asabiyetin tesirini kırmak için asabiyet sebebiyle gerçekleştirilen kabile savaşlarını yasakladığına vurgu yapmakta.

Prof. Dr. Osman Güner “Medine Toplumunda Gayrimüslimler: Farklı Kültürlerle Birarada Yaşamanın Esasları” isimli araştırma yazısında gayr-i müslimlerle münasebetlerimiz konusuna değinmektedir.

Hüseyin Kerim Ece “Mutluluğu Öğreten Zaman” yazısında sahabe hayatından saadet örneklerini okuyacaksınız.

Derginin bu ay ki röportaj konuğu ise Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma.

Ayrıca Ahmet Varol İslam dünyası köşesinde “Suriye İntifadasının Bir Yılı” yazısında Suriye konusunu masaya yatırıyor.

Dergi hakkında detaylı bilgi için: 0216 612 78 22

19 NISAN 2012

2. 'Karabatak'

Edebiyat ve sanat dergisi Karabatak, ikinci havalanışında yirmi üç şiir, altı öykü ve on bir deneme ile döndü.

Derginin röportaj bölümünün konuğu ise Ayşe Şasa. Zeynep Ural'ın yaptığı söyleşide Şasa, "Allah'ı sanat yoluyla zikretmek ve hatırlamak sanatı ibadetin bir parçası haline getirir." diyor. Modern toplum ile geleneksel toplumun anlayış farkını ise şöyle özetliyor Şasa: "Para, mevki, şöhret... Modern toplumda insanlar bu putların yaydığı sihir alanına sokulabildiği, bu putlara yakın olabildiği oranda başarılı sayılıyor. Bu başarı anlayışı insanın asıl varoluş gereği açısından da bakıldığında oldukça hazin ve sefil bir görünüm arz ediyor. Bizim geleneksel medeniyet anlayışımızda insanı eşref-i mahluk yapan, üstün ve değerli yapan putlardan arınmış olmaktır." Güzel olan bütün sanatlara kapılarını açan derginin diğer yazı ve şiirler içinse Karabatak'ın kağıttan kanatlarına göz atmakta fayda var.

18 NISAN 2012

Taşradan kente: Mustafa Kutlu hikâyeciliği


Türk Edebiyatı dergisi Nisan sayısında Mustafa Kutlu'nun hikâyeciliği üzerine bir dosya hazırladı. Pek çok yazar ve şairin yazılarıyla katkıda bulunduğu dosya, arşiv niteliğinde.

Aylık Dergi, Hece, Kafdağı Fayrap başta olmak üzere pek çok dergi Mustafa Kutlu hikâyeciliğine değinen sayılar hazırladı. Bunun dışında onun kitapları üzerine önemli yazılar kaleme alındı, akademik dünyada tezler hazırlandı. Necip Tosun ve Ercan Yıldırım’ın Mustafa Kutlu hikâyeciliğini çözümleyen kitapları yayımlandı. Kemal Aykut’la merhum Nusret Özcan Mustafa Kutlu Kitabı’nı hazırladılar. Yani bir şekilde Türkçe edebiyat dünyası Kutlu hikâyeciliğini anlama ve anlamlandırmaya çalıştı. Bu çaba hâlen devam ediyor, görünen o ki devam edecekte.

Bu ayki Türk Edebiyatı dergisinin eşik sözünden, derginin öteden beri hazırlamayı planladığı Mustafa Kutlu dosyasını Küçükçekmece Belediyesi’nin 26-27 Nisan tarihlerinde bir Mustafa Kutlu Sempozyumu gerçekleştireceğini öğrenince öne çekmek durumunda kaldığını öğreniyoruz. Mustafa Kutlu’nun hikâyeciliğine odaklanan dosyada yer alan yazarlar ve yazılar şöyle: Alâattin Karaca “Ortadaki Adam’dan ‘Hayat Güzeldir’e Mustafa Kutlu’nun Hikâyesi”,Ali Ayçil “Kutlu Üzerine Dokuz Pasaj”, Bahtiyar Aslan “Mustafa Kutlu’nun Suluboya Resim Koleksiyonundan İki Güzide Eser Üzerine”, Sezai Coşkun “Mustafa Kutlu Hikâyeciliğinin Ontolojik Derinliği”, Taner Namlı “ Mustafa Kutlu’nun “Sır”rı”, Sabahattin Çağın “Kapıları Açanlar Ve Kaçanlar”, M. Fatih Kanter “Gönül İşi’ni Gönülden Okumak”, Suavi Kemal Yazgıç “Mustafa Kutlu Hikâyesinin Bazı Dinamikleri” Yazıların neredeyse tümünün duygusal iyi niyet üzerinden yol aldığını belirtmemiz gerekir öncelikle. Buna eleştirel bakış açısından yaklaştığımızda “mesafe ayarı” yokluğu da diyebiliriz sanırım. Böyle olsa da bir yazarı belli noktalarda kavramayı ve yeni okumaları mümkün kılıyor Türk Edebiyatı’nın bu sayısı. Sözgelimi Mustafa Kutlu hikâyelerinde yer bulan tasavvuf ile Rasim Özdenören öykülerinde varlık kazanan tasavvufun izinin sürülmesi gerekliliği bunlardan biri.

DEĞİŞİMİN MACERASI

Kuşkusuz, toplumu ve toplumda olup bitenleri en belirgin biçimde anlamak için edebiyat önemli imkânlar sunar. Hele gündelik hayat sosyolojisi dediğimiz alanın kodlarını/göstergelerini en iyi öğrenebileceğimiz alan ele aldığımız dönemde ortaya çıkan edebiyat ürünleridir. Bu aynı zamanda hem zihniyet dünyalarını anlamayı hem de üzerine konuşulan toplumsal alandan tümüyle soyutlanmamayı da beraberinde getirir. Bahsettiğim bu bakışın izinden gittiğimizde Kutlu hikâyeciliğinin dönemlere ayrılmasında olsun, hikâyelerinde ortaya koyduğu muhasebenin niteliğini bütün olarak anlamlandırma sürecinde olsun toplumsalın dönüşümü mutlaka dikkate alınmalıdır M. Fatih Kanter’in yazısının son kısmında yapmış olduğu tespitler Alâattin Karaca’nın edebiyat üzerinden yaptığı tespitleri toplumsalı daha öne çıkararak yapmasından dolayı son derece önemlidir: “ Mustafa Kutlu’nun (…) yazdığı (…) hikâyeler, Türkiye’nin modernleşme serüveni ile örtüşmesi bakımından son derece önemlidir. Türkiye’deki sosyo-kültürel değişimleri bizzat yaşayan, duyan ve duyumsayan Kutlu, bu değişim macerasını gözlemleyerek yazmıştır.”

Suavi Kemal Yazgıç Kutlu’yu popülist bir yazar olarak değerlendiriyor, onun halkçılığına vurgu yaparak. Keşke popülizm meselesini biraz daha açsaymış. Malum bu sözcük kültürel ortam başta olmak üzere genelde olumsuz bir içerikle anlamlandırıldığından ‘lanetli’ sözcükler sözlüğünde yer alıyor. Kutlu’nun taşraya bakışının hâkim edebi kanondan farklılıklarına değinen Yazgıç’ın yazısının girişindeki tespitleri haklı kılan pek çok örnek var Kutlu’nun dünyasında. Sadece birini aktararak yetinelim: “Günümüzde edebiyat ferdî olana doğru gitti. Ben ise ferdi cemaatan ayırmak eğiliminde değilim.”

Ayrıca “Mustafa Kutlu’nun Desenleri” başlıklı küçümen bir “görsel yazı” da yer alıyor dosyada. Burada yer alan yazı ve Hareket dergisi kapakları Mustafa Kutlu’nun düşünce dünyasının oluşum seyrini görmek bakımından en az diğer yazılar kadar önemli. 1947 doğumlu Mustafa Kutlu'nun çocukluğu Erzincan'da geçer. Yüksek öğrenimini Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü'nde tamamlar. Kutlu, öğrencilik yıllarında fel­sefeyle ilgilenen, özellikle Nietzsche okuyup resim yapan, öfkeli bir insandır. Erzurumlu yazarların sıkça uğradığı Hemşin Pastahanesi'nde tesadüfen tanıştığı Ezel Erverdi'ye Hareket dergisi eleştirisi yapan Kutlu, eleştirilerini derginin desensiz oluşuna yoğunlaştırır. Yani dergi ile yazı üzerinden değil çizgi üzerinden ilişki kurar. Ezel Erverdi Mustafa Kutlu'dan dergiye desen göndermesini ister ve gönderdiği ilk deseni de kapakta kullanır.

Aslında bu tanışma onun için önemli bir kırılma noktasıdır. Ressam olarak katıldığı Hareket’te hikâyeci ve biyografi yazarı olarak öne çıkan Mustafa Kutlu'nun dergi kapaklarına yansıyan desenlerinde Anado­lu gerçeğini çeşitli açılardan yansıttığı görülür. Tunceli ve İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yapan Kutlu, 1974'de görevinden ayrılarak Dergâh Yayınları'nda çalışmaya başlar. Bundan sonrasını İsmail Kara’nın “Hayatımın Tesadüfü” yazısından izlemek mümkün. Aktarmaya çalıştığımız bu serencam Mustafa Kutlu’nun gerek edebiyat gerekse düşünce dünyası bakımından belli konuları öne çıkarmasında Hareket dergisi çevresinin ve onunla birlikte Nurettin Topçu’nun büyük bir etkisi vardır. Şunu mutlaka dile getirmeliyiz: Türk Edebiyatı dergisinin bu sayısının en önemli eksikliklerinden birini Topçu’nun Kutlu hikâyeciliği üzerindeki etkisini yeterince belirginleştirmemesi olduğu söylenebilir.

BU BÖYLEDİR AMA

Alâattin Karaca, Türk hikâyeciliği ve edebiyatta karakter analizi ile başladığı yazısında Mustafa Kutlu'nun hikâye serüvenini çözümlüyor. Karaca, Kutlu'nun ilk kitabı 'Ortadaki Adam'dan sonuncusu 'Hayat Güzeldir'e gelene kadar hem Mustafa Kutlu'nun hem Türk hikâyeciliğinin geçirdiği evreleri belirginleştiriyor. Karaca’nın yazısının otobiyografik yönlerinin olduğunu da belirtmekte fayda var. Kutlu’nun hikâyeciliğinin başlangıcını oluşturan kitaplardan Ortadaki Adam’da yer alan “Al Sartre’ı, al Russel’ı eline, gözün dünya görsün!” üzerinden yerlilik yabancılık tartışmasına uzanan yazı 1950’lerde Türkçe edebiyatta yaygın olan bunalım meselesine değinir. Yazının belirleyicilik ölçüleri, yerlilik/yabancılık kutuplarında dolanmak. Bunalım, tutunamama, yabancılaşma gibi varoluşçu felsefenin temel kavramlarını olumsuzlayan Karaca, bu modanın Rasim Özdenören gibi İslâmcı yazarların öykülerine kadar uzandığını belirtir: “Rasim Özdenören gibi İslâmcı bir yazar bile bu Kafkaesk modaya kapılıp günlerce odasından çıkmayan, yatağında kendi karanlığına gömülmüş insan tiplerinin ruhunu bir burguyla kurcalayıp durdu; tabiri caizse karanlığı deşeledi bir süre. Faulkner, Dostoyevski, Kafka Camus, James Joyce… Bir kısım Türk hikâyecileri uzun süre bu yazarları dilinden düşürmedi.(…) Dragomanlar cumhuriyetinin hikâyecileri, kendi anlatma geleneklerine yönelerek ‘yerli bir hikâye’, yerli bir insan, yerli bir hayat yazmak yerine, Kafka’nın ‘dava’sının peşine düştüler.” Nedense, Karaca’nın, Kutlu’yu sevdiği, ona yakınlık duyduğu için hikâyelerini olduğundan yüksek bir noktaya yerleştirdiği kanaatine ulaştım, Özdenören’e tersi duygularla yüklendiğini.Umarım yanılıyorumdur.

Kafkasever hikâyecilerle taşarlı okurları karşıt kutuplara yerleştiren Karaca Kutlu’nun başlangıçta Sabahattin Âli ile Sait Faik’e yönelmesinin çerçevesini bahsettiğim bu çerçeve içinden çiziyor. Eminim onun bu bakışını Ahmet Sait Akçay okusa bu çizginin edebiyatı tıkadığını postmodern edebiyatın imkânları üzerinden eleştirir. O nedenle elli kuşağı öykücülerini yetmişli yıllarda eleştirmekle bugün eleştirmenin farklılık taşıması gerekir. Tekrar vurgulamak gerekir ki; Anadolu toplumunun sanayi ile tanışması, taşradan şehre göçü, modern değerler ile kendi değerleri arasında sıkışması, zanaatkârlığın ve küçük esnaflığın çöküşü gibi konulara değinirken Nurettin Topçu’yu ihmal etmek Kutlu hikâyeciliğinin temel direğini görmemektir bir bakıma. O yüzden Necip Tosun’un “Mustafa Kutlu öykülerine başlanmadan önce mutlaka Nurettin Topçu'dan birkaç temel eser okunması gerekir. Çünkü Topçu tanınmadan Kutlu öyküsü tümüyle kavranamaz” tespiti son derece önemlidir.

GELECEĞİN GEÇMİŞİ

Bu noktada bence dosyanın en önemli yazısı Ali Ayçil, 'Kutlu Üzerine Dokuz Pasaj' başlıklı değerlendirmesi. Çocukluktan kahramanlara, resimden edebiyatın sezgine kadar Kutlu hikâyeciliğini kuşatan bir ‘kıs(s)a’ bir yazı bu. Ayçil, yazarın hikâyeciliğini Türkiye'nin yakın geçmişte yaşadığı göç sorunuyla birlikte okuyor. “Ayna” başlıklı pasajında şu tespitleri yapıyor: “Mustafa Kutlu'nun yazarlık hayatı, Türk toplumunun hızla taşradan şehre göçmeye başladığı son yarım asrın sosyal hareketliliği içerisinde şekillendi. Bu göçün üç cephesi vardı: Göçün yüklendiği yer, göç hâli ve göçün çözüldüğü yer. Dinmek bilmeyen bir insan seli, on yıllarca sadece büyük şehirlere değil, hem Türk sinemasına hem de Türk Edebiyatına malzeme taşıdı (…) Mustafa Kutlu külliyatının yarım yüzyıllık zamana tutulmuş devasa bir aynaya benzemesinin sebebi, kumaşına gösterdiği sadakatti.”

Kutlu hikâyeciliği özellikle seksenli yıllarda yaşanan değişimlere tutmuş olduğu ayna ve geleceğe dönük sezgileri ile de önemlidir. Siyasetten tekkeye oradan tüketim toplumuna uzanan değişimi kavramak için eşik metinlerden biri Sır’dır. Kapitalizm’in Müslüman bireyde oluşturduğu bilinç yarılmasını tekke dünyası üzerinden ele alan Kutlu’nun Sır kitabı hakkında şu tespitleri yapıyor Ayçil: “ Kapitalizmin, inançlı bir adamın hayatında açabileceği dehşetli çatlağı ancak yeni yeni kavrayabiliyoruz. Oysa, Kutlu Sır’da, ufukta belirmekte olan ‘yeni iktidarın bileşenleri kent, siyaset ve ekonomi’nin, manevî dünyamıza ödeteceği bedeli, ‘şeyh efendi’ üzerinden çeyrek yüzyıl önce hikâye etmişti. Hikâyenin yazıldığı dönem, Müslüman okumuşların bir dava sahibi olduğu ve İslâmi geleceğin müjdelendiği bir dönemdi. Sürekli geçmişi ya da bu günü anlattığını düşündüğümüz Kutlu, aslında pek çok cümlesinde, geleceğin geçmişinden de haber verir.”

Türkiye’de sosyoloji çalışmalarının en kurak olduğu alan olarak karşımıza çıkan edebiyat sosyolojinin mutlaka dikkate alması gereken değerlendirmelerdir bunlar. Belki bu yüzden ben 1990 yılında yayımlanan Sır kitabını, Ruşen Çakır’ın yine aynı yıl yayımlanan Ayet ve Slogan kitabının çağla karşılaşmayı anlattığı ilk bölümü ile birlikte düşünmeyi ve anlamlandırmayı öncelerim. Kolay değil tabii, her hesaplaşma gibi acıtır ruhumuzu bu hesaplaşma ve karşılaştırma.

Dolayısıyla Kutlu hikâyeciliğini sosyolojiyi ihmal ederek tümüyle zamansız “ontoloji” üzerinden okumak Kutlu hikâyelerini kendisinden uzaklaştırmak olur. Onun hikâyeleri varlığın olduğu kadar zamanımızın hikâyesidir.


Asım Öz



www.dunyabulteni.net
18 Nisan 2012

14 Ocak 2012 Cumartesi

Ocak 2012

Uzun, ince bir yolculuk: 262. 'Yedi İklim'

Ocak 2012

Yedi İklim, 2012 yılının ilk sayısıyla okurlarının karşısında. Yılın ilk sayısında yer alan yazarlar ve eserleri şunlar:

(başyazı) Yedi İklim: Süreğenlik
(şiir) Seyfettin Ünlü: Münacaat
(şiirler) Ali Haydar Haksal: Söz ile Ses / Babam ve Şiir / Sen ve Su
(şiirler) Mehmet Aycı: Bir Yaprak Düşerken Üç Şey Söyler Birincisi / Yıldız Teftişi
(şiir) Mustafa Ruhi Şirin: İnsanın Güneşi
(şiir) Mehmet Habil Tecimen: Na’t
(çizgi) Hasan Aycın: Çizgi
(şiirler) Yeprem Türk: Taşradan Taş / Fuzuli’ye Taş
(şiir) İsmail Söylemez: Kirli Kelimelerde Eskir Harfler Ekşir Tuz
(şiir) Abdülkerim Yılmaz: Öğüt
(şiir) Bilal Yavuz: Twelight
(şiirler) Hakan Bilge: Rubaîler
(şiir) Raşit Ulaş Çetinkaya: Kuşlar
(şiir) Selim Sina Berk: Kâinat
(öykü) Recep Seyhan: Bıldırcın Avcıları
(öykü) Yunus Emre Özsaray: Kimliksiz
(öykü) Mükerrem Mete: Ağrı
(öykü) Yıldırım Türk: Ayrı Düşmüş Zamanlar
(hat) Mustafa Cemil Efe: Hat
(çeviri şiir) Sean Bonney: Melez / Türkçesi Habil Tecimen
(çeviri şiir) Pamella Gilyan: Ayrılmak / Türkçesi Tülin Damar
(eleştirel inceleme) Yüksel Kanar: Abbasî Devrimi, Bağdat ve Beytü’l-Hikme/3
(inceleme) Ali Haydar Haksal: Renan, Hz. İsa ve Kudüs
(inceleme) Elmas Şahin: Korkunç Yıllar’a Meydan Okuyan, Yurdunu Kaybeden Adam: Cengiz Dağcı
(ebru) Özden Aydın: Ebru
(poetik deneme) Ali Haydar Haksal: Öykü Ağacı XII Kalem ve Kuyu
(gezi-gözlem) Recep Seyhan: Augsburg Notları VIII
(poetik deneme) Mehmet Habil Tecimen: Poetik Paradigma II
(deneme) Mustafa Cemil Efe: Habîbü’n-Neccâr
(deneme) Şakir Kurtulmuş: Dost’a Mektup

Hayırlı okumalar...

Bu vesileyle buradan abone kampanyamızı yeniden duyuralım. Yedi İklim’e bir yıl (12 sayı) abone olan okurlarımıza, eski sayılarımızdan 24 adet gönderilecektir. Derginin yıllık abone bedeli 75 liradır.

İrtibat:
0 216 352 49 77
yediiklim@yahoo.com
yediiklimeditor@yahoo.com
www.yedi-iklim.com

Edebiyat, kültür, sanat yahut 262.'Dergâh'

Aralık 2011

Hükûmet kendi istikbali ve ülke geleceği için çok kritik bir sürece girmiştir. Bu “Anayasa süreci”dir. Van depremi gibi tabii âfetler dışında hiçbir mesele, iç ve dış hiçbir sorun bu sürece ket vurmamalı, durdurmamalıdır. Hükûmet Anayasayı yapamaz, çıkaramaz, meçhul bir tarihe bırakır veya hafazanallah bu işten cayarsa çöküşü önlenemez. Bilmem bu sorunun önemi yeterince anlaşılıyor mu? Bu sayımıza Berat Demirci’nin güzel bir yazısı ile başladık. Emel Özkan, Duygu Küçüker, Mustafa Burak Sezer, Mikail Söylemez, Atakan Yavuz, Mehmet Tepe ve Fatih Bedir Köker bu sayının şairleri. Atakan Yavuz, Vecdi Demir ve M.K. ‘derkenar’ sütunlarında yazdılar. Sibel Eraslan ile Yavuz Ahmet Koç’un hikâyelerini ilgi ile okuyacaksınız. Selman Ertaş, Yavuz Altınışık şiirine eğiliyor. Nihat Dağlı “kendini bilmek” konusunda ilginç bir deneme ile aramızda. Bu sayının “orta sayfa sohbeti”ni kadim dostumuz D. Mehmet Doğan ile yaptık. Kültürümüz, yakın tarihimiz ve bilhassa dilimiz üzerine geniş donanım sahibi olan Doğan, meşhur sözlüğünü genişleterek yeniden yayımladı. Konuşmayı bu çerçevede severek okuyacaksınız. Hazel Bahar Özmen “Tanpınar’ın şiir dünyası” konusunda pek değinilmeyen hususlar üzerinde duruyor. Bilal Kemikli Sunullah Gaybî örneğinde sûfi şairlerin şiirle alakasını dile getirdi. Serdar Arslan “İstanbul’da bir genç”in yaşadığı hissiyatı ve tedirginliği işliyor. Bülent Parlak’ın metni şiir-hikâye-deneme karışımı ve fakat etkili bir ifade taşıyor. Bu kabil metinler tehlikelidir. İp cambazı her an ipten düşebilir. Daha güzel sayılarda buluşmak umuduyla.

'Türk Edebiyatı' dergisinde Mehmet Âkif

2012’nin ilk sayısıyla karşınızdayız. Derginiz Türk Edebiyatı’nı, bütün insanlık için hayırlı olmasını dilediğimiz yeni yılda da destekleyeceğinizden eminiz.

Bildiğiniz gibi, 2011, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Mehmed Âkif Ersoy Yılı” ilan edilmişti. Bu yılın dikkate değer çalışmalarından biri de, geçen ay Ankara Resim ve Heykel Müzesi’yle Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “Vefatının 75. Yılında Mehmed Âkif Ersoy” sergisi oldu. Âkif’in aile fotoğrafları, imzalı Safahat nüshaları, dostlarına ve ailesine yazdığı mektuplar, Birinci Meclis dönemi belgeleri, İstiklâl Marşı hatıraları, Darulfünun muallimliği zamanına ait imtihan kâğıtları ve vefatından sonra yapılan anma toplantılarıyla ilgili dokümanların ilk defa bir araya getirildiği sergi, bu sergiyi değerlendiren S. Kutalmış’ın da belirttiği gibi, Mehmed Âkif Yılı için anlamlı bir final niteliği taşıyordu.

Söz konusu serginin İstanbul ayağındaki en büyük sürpriz ise, Şerif Muhiddin Targan’ın, varlığından haberdar olduğumuz, fakat kimde olduğunu bilmediğimiz yağlıboya Âkif portresiydi. Sergi vesilesiyle, büyük şairin torunlarından birinde olduğu ortaya çıkan bu portre vesilesiyle, M. Selim Gökçe de daha çok bestekâr ve ud virtüozu olarak tanınan Şerif Muhiddin’in ressamlığı üzerine bir yazı kaleme aldı. Âkif’le ilgili bölümümüz, Ali Gözeller’in yazısıyla sona eriyor. Bu yazıda, Âkif’in Halkalı Baytar Mektebi’ndeki öğrenciliği sırasında yaptığı, araştırmacıların nasılsa gözünden kaçan bir konuşmadan söz ediliyor.

Adem Özbek, bu sayıda, Ahmet Hâşim’in kitaplarına girmemiş bir yazısına dikkatimizi çekti. Edebiyat tarihimize karikatür penceresinden bakmaya devam eden Said Coşar da, karikatüristlerin çok sevdikleri Abdülhak Hâmid’i ele aldı. Hayrettin Orhanoğlu, birkaç ay önce bir eleştiri vesilesiyle tartışmalara konu olan Oğuz Atay’ın nasıl anlaşılması gerektiğine dair görüşlerini anlatıyor.

Bu sayımız deneme bakımından hayli zengin. Hayrettin Durmuş, Hakan Bilge, Deniz Özbeyli ve Mehmet Tekin’in denemelerini beğeneceğinizi tahmin ediyorum. Osman Şahin, Arap edebiyatı ve hat tarihinin büyük uzmanı merhum Prof. Dr. Nihad M. Çetin’in az bilinen bir tarafını, hattatlığını anlattı. Nihad Bey’i tam yirmi yıl önce kaybetmiştik. Şener Öztop da, Dumlupınar Üniversitesi’nin ekim ayında hakkında bir sempozyum düzenlediği Kütahyalı ressam ve neyzen Ahmet Yakupoğlu’nun sanat felsefesine göz attı.

Merhum Cemil Meriç’in yakın dostlarından İzzet Tanju, “İbn Rüşd’den Aquinolu Tommaso’ya” başlıklı yazısıyla yeniden aramızda. İzzet Bey, Aquinolu Tommaso’nun (Thomas) eleştirisinden sonra bile Avrupa’da sıkı İbnrüşdcülere rastlandığını, ancak 19. yüzyılda uydurulan “İbnrüşdcülük” akımının aslında var olmadığını; çünkü bütün İbnrüşdcüler arasında görüş birliğinden söz edilemeyeceğini söylüyor.

Bu sayımızda Türk dünyası edebiyatına da bir kapı araladık. Bundan sonra bazı sayılarımızda Türk dünyasına özel bölümlerin ayrılmış olduğunu göreceksiniz.
Mehdi Genceli, 1990’ların başında üniversite eğitimi için Türkiye’ye getirilen gençlerden biri. “Hem Ağlarım Hem Gülerim Hâtıra Geldikçe O Demler” başlıklı hikâye tadındaki yazısında, ülkemizde yaşadıklarından söz ediyor. Jorayeva Muattar, Özbekistanlı tercüme bilgini Askad Muhtar’ın tercüme sanatı hakkındaki görüşlerini, Nazara Bekova da Ali Şir Nevâî’nin Divân-ı Fânî adlı Farsça divanı üzerinde yapılan çalışmaları anlatıyor. Muratgeldi Söyegov ise ilk Türkmen romancı olan Han Haciyev’in hayatını kısaca özetledi. Bu bölümde ayrıca Kırgız şair Kambaraalı Bobulov’un İbrahim Türkhan tarafından Türkiye Türkçesine çevrilen “Annemi Dinlesem” adlı şiirini okuyacaksınız.

Bu sayının hikâyeleri Sevgül Yılmaz, Naime Erkovan, Ahmet Sıvacı ve Yılmaz Yılmaz’dan... Şairlerimiz ise Mustafa Ruhi Şirin, Mehmet Narlı, Mahmut Bahar, Abdurrahman Şimşek, Yaşar Beçene, Cengizhan Orakçı, Mehmet Aycı, Said Coşar, Hatice Eğilmez Kaya, Necip Fazıl Akkoç ve Ömer Duman.

Tabii, Kırkambar’ımız da her zaman olduğu gibi dopdolu. Daha güzel ve daha zengin sayılarda buluşmak üzere...

Muhabbetle efendim.

Beşir Ayvazoğlu

'Yağmur' dergisi çıktı

Ocak-Şubat 2012

Yağmur'un sayfaları bu kez 'Hakikat Aşkı'yla açılıyor. Başyazımız, 'hakikat'ı; görülen, duyulan ve akledilip kavrananın ötesinde, neyin ne olduğunun, ne ifade ettiğinin ve neyi gösterdiğinin apaçık bilinmesi olarak izah ediyor.

Başyazımızı takip eden ilk imza, M. Said Türkoğlu. 'Şair' ve 'ilham' arasındaki münasebetin ele alındığı denemede Türkoğlu, inanan şairin, ilham gibi ilâhî bir kısmeti hep bereket meltemi olarak değerlendirmesi gerektiği tezini savunuyor.

Emrah Bilge Merdivan, okurlarını Yağmur'un sayfalarına 'Tarif'le misafir ediyor bu kez. Ölçüsüz hareketleriyle etrafını rahatsız eden 'taze' kadı naibinin aşçılık macerasını anlatan bu hikâyeyi, tebessümle takip edeceksiniz.

"Huzur ve Değişme Romanları'nı Zaman Düzleminde Karşılaştırma Denemesi", yeni Türk edebiyatına dair nitelikli çalışmalarını okuduğumuz Korhan Altunyay'ın yeni yazısı. Oldukça zengin bir kaynakçayla birlikte sunulan makale, ilgilileri tarafından okunmayı bekliyor.

Hemen her sayımızda bir şiirine yer verdiğimiz Hasan Çağlayan, bu kez, 'kışın nazlı kızı' portakaldan söz açıyor okurlarına.

Nihat Dağlı, gücün, sahibine göre kişneyen bir at olmaması gerektiğini, "Sahip olunan güç ile ne yapılacaktır?", "Güç kime ve nasıl uygulanacaktır?", "Uygulanmayan güç ne edilecektir?" gibi soruların rehberliğinde vurguluyor.

Bu sayımızın dikkate değer hikâyelerinin başında, "Donuk Süt" geliyor. Osman Alagöz imzasıyla sizlere ulaşan bu yazı, 'buzdan iklimler'de Hakk'ın hatırını âli tutmaya çalışan bir avuç insanın 'kanımızı donduran' hikâyesini anlatıyor.

Elli sekizinci sayımızın onur misafiri, Hayrettin Karaman hocamız. Yüsra Mesude Arslan, ömrünün büyük bir kısmını akademik çalışmalara vakfeden hocamızı, şair yanıyla misafir ediyor Yağmur'un sayfalarına.

Hikâye Mektupları ve Tatarlı Günlüğü devam eden seri yazılarımız. Her ikisinin de kitaba doğru olan yolculukları sürüyor.

İki de güzel haberimiz var. Onları son sayfalara sakladık. Birisi Ankara'da, diğeri Sirkeci Garı'nda yaptığımız iki enfes şiir gecesi. Söz konusu yazıların, programlarımıza katılamayan okurlarımız için iyi bir telafi imkânı

Yağmur, her sayısında sayfalarına yeni imzalar katmaya devam ediyor. Mustafa Sarı, Yalçın B. Kemerci, Bülent Tezcan, Sinay Avşar ve Zuhâl Çağlaroğlu bu sayımızla aramıza katılan yazarlarımız, şairlerimiz.

Şimdilik bu kadar. Daha güzel sayılarda buluşmak dileğiyle, hoşça kalınız.


Yağmur Dergisi
www.yagmurdergisi.com
info@yagmurdergisi.com
0 216 522 11 44

Edebiyat Ortamı, 24

Gelecek sayımızın ekinde Şiir Yıllığı olacak. 2012 Şiir Yıllığı. Derginin beşinci, Şiir Yıllığının üçüncü yılı.

Bu yıl bir yayınevi kurmayı düşünüyoruz. Edebiyat Ortamı Yayınları adıyla. Öncelikle kendi kitaplarımızı yayınlamayı hedefliyoruz. Şimdilik hedefimiz bu. Zaman ne gösterir bilemeyiz. Edebiyat Ortamı’nın bir kadrosu oluştu. Çoğu genç. Derginin sürekliliği biraz da kitap yayınının gerçekleşmesiyle mümkün. Her metin bir gün kitaplaşmayı arzular. Edebiyat Ortamı’nda yazan, sadece bu dergi içerisinde yer almış olan şair ve yazarların her birinin ürünleri kitaplaşacak bir toplam oluşturmaya başladı neredeyse. Birer birer kitaba dönüşecek bu ürünler. Dağıtım meselesi büyük dert. Umarız, süreç bizi bu derde düşürmez.

*

Edebiyat dergilerinde göze çarpan ilk ürünler şiirler oluyor. Doğaldır bu. Böyle olması da gerekir.

İyi şiir yayınlamak yetmez, yayınlanan ürünlerin bütünlük içerisinde bir yerinin olması da gerekir. Bir dergi için herhalde en büyük açmazlardan biri, kendi bütünlüğünü korumakta göstereceği gevşekliktir. Edebiyat, yazının dışına taşan, yazıyı da çevreleyen, bir tutum, bir titizlik, bir ilkelilik bütünüdür. Bu bütünlük duygusu ve tutumu, edebiyat eserini de edebiyat adamını da kendi efsanesini kurmaya davet eder. Edebiyat, efsanesiyle vardır çünkü. Büyüdür biraz. Yankıdır. Yanlışların ve doğruların ötesinde ve öncesinde bir üsluptur, bir varoluş biçimidir. Nasıl yazdığınız kadar nasıl duruş sergilediğinizle de ilgilidir. Yazarın hayatının yazıya dahil olması böyle bir şey olsa gerek. Dergi için de geçerli bu. Her sayı, bir üründür. Her dergi, bir yaşam ilkesidir.

Bir dergi için sanırım en kritik soru şudur: Geriye kaç şair, kaç yazar bırakabilecek? İddialı bir soru ama bir dergi için soruyu böyle sormaktan başka şans yok. Mecburi bir sorudur bu. Dergi, şair için, yazar için vardır çünkü. Bir amaç olmaktan çok bir araçtır. Dergiyi zamana yayacak olan, onu geleceğe açıklayacak olan, onun efsanesini kuracak olan asıl gerçek, yayımladığı metinlerden çok kaç kişinin efsanesine yol arkadaşlığı yaptığı, kaç efsanenin kurulmasına katkı sağladığı gerçeğidir. Hayır, pohpohlamadan, öne sürmekten bahsetmiyoruz. Efsane başka bir şey. O, şiirin ve şairin, yazının ve yazarın ikisinden birden ve kendiliğinden neşet eder. İç dinginliktir, yeteneğin ve emeğin parlayışıdır.

Bir dergiyi okurun elinde tutacak olan, bu parlayışa muhatap oluşudur. Bu parlayışın verdiği heyecandır.

Bir dergi için, “bir dergi” olmak yeter. İlkeli, bütünlüklü, kendine özgü ve titiz. Edebiyat Ortamı, bunu amaçladı, amaçlıyor. Günümüzde derginin ve dergiciliğin üzerine atılmış olan toprağı temizleyecek ve onu parlatacak başka bir çare de görünmüyor.


Mustafa Aydoğan

İskele’de üçüncü mevsim

“Edebiyat mesleğimiz değil, meselemiz.” parolasıyla Aydın’dan yola çıkan İskele bu kez “Kışları göç içimizedir.” diyerek selamlıyorlar okuyucularını.

İkinci sayısının üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen bu sayıyı elinize alınca göreceksiniz ki dergideki usta ve genç yazarların kalemleri hala sıcak. Hele ki şu soğuk günlerde sıcak bir çay ya da kahveyle İskele de iyi gider hani. Çay demişken mutlaka bahsetmemiz gereken bir husus var. Geçtiğimiz Şubat ayında İskele, Aydın’da bir de mekâna kavuştu: Demhane… İçinizi ısıtacak sohbetlerin ve edebiyat demli çayların bolca olduğu bu mekânı bir gidin görün deriz. İskele’nin bu sayısı için Demhane’nin çok önemli olduğunu da ayrıca belirtmeliyiz.

Baharlarda görmeye alışık olduğumuz İskele’nin ilk kış sayısı olan bu sayı, diğer iki sayıdan hem sayfa hem de içerik olarak daha dolu. Bu sayının göze çarpan yazılarına değinecek olursak: Kapakta da yer alan Necip Fazıl Kısakürek’ in 25 Şubat 1970 tarihinde Konya’da vermiş olduğu konferansın bir kısmı (bildiğimiz kadarıyla yazılı olarak ilk defa yayınlanıyor), Mehmet Önal’ın “Hikmetin Evrensel ve Bütüncü Yapısı” isimli makalesi, Mehmet Yeter’ in Dücane Cündioğlu üzerine yazdığı inceleme yazısı ve Ali Haydar Öztürk’ün, ellili yıllarda, bir dergi çıkarma münasebetiyle yaşadığı, pek değerli anılarını bizlerle paylaştığı “Unutulan Bir Kültür Ocağı: İsmail Hami Danişmend’in Evi Hava Palas” bunlardan bazısı.

Yazar kadrosu neredeyse tamamen oturmuş olan İskele’nin bu sayısında Ömer Karataş, Kağan Aksoy, Hüdayi Can, Ferhat Çakıröz, Akın Özkan ve Kemalettin Bal yazılarıyla; Okan Aksoy ve Keşşaf Çelebi şiirleriyle, İskele’de sizleri bekleyenlerden.

Şimdilik bayi dağıtımı olmayan İskele’yi, Üsküdar İskele gazete bayi başta olmak üzere bazı belli başlı noktalarda bulmak mümkün. Bunun yanında derginin internet sayfaları vasıtası ile de talepte bulunabiliyorsunuz.

İrtibat:
http://iskeledergisi.wordpress.com/

14 Aralık 2011 Çarşamba

VARLIK DERGİSİ ARALIK 2011

Çizgi-yorum – Semih PoroySayfa:2
loan with no credit checkloan with no credit check
Toplumsal Vicdan: Üvey Annenin Aynası – Altay Ömer ErdoğanSayfa:3
Sosyal paylaşım ağlarında bir tıklık “Beğen”e emanet edilen vicdan, kendisini vicdan yapan tragedyadan kopup komedyaya dönüşüyor. Bir SMS göndererek Afrika’daki açlığa engel olacağına inandırılan küresel sömürüden bihaber insanın komedyasına.loan with no credit checkloan with no credit check
Vicdanın Çağrısı Siren Sesi (!) – Hayri K. YetikSayfa:7
Türkçe edebiyatın yazarlarının çoğu gözden çıkardığı, göze alamadığı veya göz ardı ettiği adaletsizlikleri ve vicdanı ideolojisine kurban etti. Şimdi devrimin kendi çocuklarını yediği ortaya çıktığı halde kimisi hâlâ bağımsızlıkla sosyalizmi karıştırmakta, ulusalcılık İslamcılıktan daha iyiymiş gibi ondan medet ummakta, kimisi üç maymunu oynamakta, indirgemeci biçimde vicdanın olası tehlikelerini gerekçe göstererek.loan with no credit checkloan with no credit check
Saldırganlık ve Vicdan Arasındaki Uygarlık – Figen AbacıSayfa:13
Kötü his, saldırganlık dürtüsü olarak, bireyin oluşumundan uygarlığın oluşumuna kadar etkin rol oynar. Kişinin kendinden çıkan ve kendine dönen içselleştirilmiş saldırganlık dürtüsü katı üstben dediğimiz cezalandırıcı iç denetimi oluşturur.loan with no credit checkloan with no credit check
Vicdanının Sesini Dinle Bak Ne Diyor – Asuman SusamSayfa:17
Vicdan’ın –adalet duygusunu yanına çağırsa da– doğrudan hukukla ve ahlakla ilgi olmadığını biliyoruz. Vicdan daha derinlerde bir tefekkür halinin yansıması, birikimi olmalı. Bu duyuş ve duyarlı olma hali insan oluşumuzla da yakından ilgili. Dolayısıyla vicdan; iç dünyamızı derinleştiren, bizi dışa doğru genişleten sanat ve sanatçı bağlamında süregiden tartışmaların da çoğu zaman odağında olmuş bir ‘iç güç’.loan with no credit checkloan with no credit check
Şiirler – Yüksel PazarkayaSayfa:20
loan with no credit checkloan with no credit check
Ne Güzel, Yeni Bir Yıl Başlıyor – Hasan Bülent KahramanSayfa:22
Güzele erişmek, sahip olmak tarihsel olarak sadece sarayın, aristokrasinin sahip olduğu bir haktı. Kralların, padişahların, bilhassa sultanların elinde olan ‘güzele sahip olma’ yetisi, harem geleneği, şimdi orta sınıfın eline geçiyor. Cinsel fonksiyon yetersizliğinin aşılması herkesin güzelle yeniden buluşmasını sağlıyor.loan with no credit checkloan with no credit check
Neo-Klasik Bir Metin: “Şairin Romanı” – Tamer KütükçüSayfa:30
Murathan Mungan’ın Şairin Romanı metni, gerçekte, türlü serüvenlerle ilerleyen bir hayli aksiyonel bir metin; aynı zamanda da, zamanda ve mekânda belirsizliklerle beslenerek fantastiğe açılan bir anlatıdır ve yukarıda örneklenen düşünsel/felsefi replikler, anlatılama zamanı itibariyle romanın çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Buna karşın, söz konusu söz alanlarının, yine de aksiyonel olay akışı ile fantastiğin büyüsüne bir ara teşkil ederek, aktarımı dinlendirmek için araya konmuş sıradan duraksamalar olduklarını ileri sürmek mümkün değildir.loan with no credit checkloan with no credit check
Simit (Şiir) – Emel İrtemSayfa:34
loan with no credit checkloan with no credit check
189 Sayfa’dan – Murathan MunganSayfa:35
Spinoza gibi felsefe tarihinde çığır açan büyük bir felsefecinin aforoz edildikten ve Amsterdam’a girişi yasaklandıktan sonra geçimini sağlamak için mercek yapımında çalışması, bu konuda uzmanlaşmak zorunda kalması, işi gereği her gün maruz kaldığı cam tozlarının hastalığını ağırlaştırması nedeniyle erken yaşta veremden ölüp gitmesi, birdenbire tarihe bir Kemalettin Tuğcu romanı havası vermiyor mu?loan with no credit checkloan with no credit check
Kültür Gündemi: Deniz Kavukçuoğlu ile Söyleşi – Enver ErcanSayfa:42
Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı gerek katılımcı gerekse ziyaretçi sayısı açısından her yıl biraz daha büyüyüp gelişiyor. Dolayısıyla mekân gereksinimi de. İstanbul’un hiçbir yerinde bu gereksinimi karşılayacak boyutlarda bir yapı yok. Ayrıca hem katılımcıların hem de ziyaretçilerin büyük çoğunluğu fuarın Beylikdüzü’nde düzenlenmesini bir “soru” olarak görmüyorlar ki her yıl bir büyüme gerçekleşiyor. Gelecek yıl metrobüs fuarın önüne kadar gelecek, eğer böyle bir sorun varsa bu da çözülmüş olacak.loan with no credit checkloan with no credit check
Merve Kurt: Sanal Gerçeklik ve Zaman – Mehmet RifatSayfa:46
"Bakış Açısı”, sanat yapıtlarının alımlanması ve yorumlanması konusunda genç araştırmacıların gerçekleştirdikleri çalışmaları yayımlamayı bu sayıda da sürdürüyor. Merve Kurt, incelemesinde, resimlerin yaratılma zamanı ile alımlanma zamanı arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Bu alanda özellikle görece olarak eski olan iki yaklaşımın (perspektivist model, otomatik model) ayırıcı niteliklerini belirttikten sonra, günümüzde ağırlığını giderek duyuran dijital yönteme özgü sayısal modelin yaratılma zamanı ile alımlanma zamanı arasındaki ayrımı nasıl ortadan kaldırdığını gösteriyor ve resim ile resmin alımlanması arasında yeni bir ilişki türünün doğuşunu bir dijital medya enstalasyonuna ilişkin açıklamasıyla da örneklendiriyor.loan with no credit checkloan with no credit check
Hasret Vesikası (Şiir) – Gazanfer EryükselSayfa:50
loan with no credit checkloan with no credit check
Bir ‘Sakin Muharip’in Şiirleri – Haydar ErgülenSayfa:51
Bazen okurda karşılığını bulur bir şiir, bazen şairlerde, bazen başka şiirlerde. Bazen de, tıpkı şimdi Seyhan Erözçelik’in şiirlerinde olduğu gibi, önce şairlerde bulur, sonra da okurda. Tersinin geçerli olduğu durumlar da yok mudur, elbette vardır. Okurun bir şaire, şiire ilgisi, şairleri de o şairi ve şiirleri okumaya, yeniden değerlendirmeye sevkedebilir.loan with no credit checkloan with no credit check
Kitap Adlarının Dallı Budaklı Önemi Şiir Dediğin, Adıdır Bir Bakıma – Veysel ÇolakSayfa:56
“Çoğu kitap bir kez yaratılan başlığın sayfa sayfa, satır satır, dize dize çözümlenmesidir.” Bu anlaşılsa, şiirin ne olduğu daha iyi kavranacak.loan with no credit checkloan with no credit check
Bir Zamanlar Türk Dil Kurumu – Mustafa Şerif OnaranSayfa:60
Hasan Bülent Kahraman’ın “TDK’yi ele geçirmiş yazarlar” sözü beni gülümsetti. Evet, Türk Dil Kurumu ele geçirildi. Ama “82 Anayasası”yla özerk kimliği devlet dairesine dönüştürülerek ele geçirildi.loan with no credit checkloan with no credit check
Haydar (Öykü) – M. Özgür MutluSayfa:64
loan with no credit checkloan with no credit check
Şiirler – Karin KarakaşlıSayfa:67
loan with no credit checkloan with no credit check
Zühal Tekkanat ile Söyleşi – Engin TurgutSayfa:68
“Cemal Süreya benim ısrarım üzerine sosyal yönü olan şiirlere yöneldi.”loan with no credit checkloan with no credit check
“Güneş Saygılı’nın Gerçek Yaşamı” – Dilek DirençSayfa:72
Atasü, diğer romanlarında olduğu gibi, bu romanında da bireyin tarihinin, ülkenin ve dönemin tarihinden ayrılarak anlatılamayacağını savlamaktadır. Bireylerin tarihlerini belirleyen toplumsal ve siyasal tarih olduğu içindir ki anlatım bireysel ve toplumsal olarak iki düzlemde ve birbirinin içine geçerek ilerler.loan with no credit checkloan with no credit check
Bir de Etek Ucunda Elimin Yalnızlığı (Şiir) – Hüseyin KöseSayfa:78
loan with no credit checkloan with no credit check
Okuma Kültürünün Geliştirilmesi: Çocuk ve Gençlik Edebiyatı – Zehra İpşiroğluSayfa:79
Piyasaya sürülen onca yayının içinde çocukları ve gençleri ciddiye alan, önemseyen nitelikli kitapların bulunması hiç de kolay değil. Okumayı sevmemiz, çocukların ve gençlerin dünyasına ilgi duymamız, içimizdeki çocuğun sesine yürekten kulak vermemiz, çocuk ve gençlik haklarını özümsememiz ve söz konusu yazınsal bir kitapsa estetik duyarlığımızın da olması gerekiyor.loan with no credit checkloan with no credit check
Yakın ve Öte (Şiir) – Kemal TekinSayfa:82
loan with no credit checkloan with no credit check
“Aylak Adam”da Anlam Arayışı – Zeynep ArıkanSayfa:83
"Aylak Adam”da C.’nin bitmek bilmeyen anlam arayışı romanın belkemiğini oluşturur. Bununla birlikte ulaştığı ve elinde tuttuğu ne varsa insanlarla paylaşma arzusu da bu belkemiğinin önemli bir parçasıdır.loan with no credit checkloan with no credit check
Behzat Ç., Ben de Seni Kalbime Gömdüm – Süreyyya EvrenSayfa:86
Seni Kalbime Gömdüm, dizi ile yarı süreklilik yarı kopukluk ilişkisi içinde tuhaf bir düzlemde duruyor. Dizinin birinci sezonunu zaten takip etmiş izleyiciye mi seslendiği, yoksa “yahu neymiş bu Behzat Ç. acaba, bir bakalım” diyerek sinemaya gidecek seyirciye mi odaklandığı belli olmuyor. Erdal Beşikçioğlu’na da en iyi oyuncu ödülünün bu film için mi, yoksa bu film vesilesiyle dizideki oyunculuğu için mi verildiğini soruyor kişi. Diziler için de prestijli ödül sistemleri gerek belki bu tür yan ödüllerin gereksizleşmesi için.loan with no credit checkloan with no credit check
Dünya Edebiyatında Takma İsimler – Tozan AlkanSayfa:88
Müstear isim olarak erkek ismi seçen başka kadın yazarlar da var. George Eliot olarak yazan Mary Ann Evans örneğin. Evans’ın en ünlü romanlarından biri 1859 yılında yayımlanan Adam Bede. Bir diğer örnek George Sand adını kullanan 19. yüzyıl Fransız yazarı Amandine Aurore Lucile Dupin. C. L. Moore ve S. E. Hinton ise, erkek adı almamakla birlikte, cinsiyetlerini saklamak için adlarının baş harflerini kullanan yazarlar. C. L. Moore’un açılımı Catherine Lucille Moore. Moore, 1930’larda erkek yazar egemenliğindeki bilim kurgu alanında yazıyordu. The Outsiders’ın yazarı S. E. Hinton ise Susan Eloise Hinton oluyor. Uzay Yolu’nun yazarı D. C. Fontana (Dorothy Catherine) ise bazı çalışmalarında Michael Richards ve J. Michael Bingham isimlerini kullandı.loan with no credit checkloan with no credit check
Ay Çiçeği (Şiir) – Ersan ErçelikSayfa:91
loan with no credit checkloan with no credit check
Yeni İmzalar – Enver ErcanSayfa:92
Önce güzel haberi vererek başlayalım: Yeni yılda şiirlerinizi Refik Durbaş, öykülerinizi ise Hatice Meryem değerlendirecek. Yolumuz bir daha ne zaman kesişir, bilemem; bu yüzden son sorularınıza da yanıt vererek 2011’i bağlayalım.loan with no credit checkloan with no credit check
Heydeberk (Öykü) – Hüseyin ArslanSayfa:93
loan with no credit checkloan with no credit check
Macbeth (Şiir) – Saniye KısakürekSayfa:94
loan with no credit checkloan with no credit check
Şiirler (Şiir) – Memet YıldızSayfa:95
loan with no credit checkloan with no credit check
Varlık KitaplığıSayfa:97
loan with no credit checkloan with no credit check
Tozan Alkan ile Söyleşi – Gökben DervişSayfa:97
Çevirmenlerinin soruşturmaya uğratılıp aydınlarının susturulmaya çalışıldığı bir ülkede içi boşaltılmış sözcüklerle şiir yazamazsınız.loan with no credit checkloan with no credit check
“Montaigne’in Kedisi” / Soul Frampton – Nuriye BiliciSayfa:100
En yakın dostunu, çok sevdiği babasını ve arka arkaya yeni doğmuş çocuklarını kaybeden Montaigne, geri kalan hayatını rahatsız edilmeden yaşayıp ölmek için evine dönmüş gibidir. Ancak yazdığı denemeler bakış açısının giderek değiştiğini, ölüm felsefesinden yaşam felsefesine dönüşü gösterir. Her yanı binlerce kitapla çevrili kütüphanesini adımlarken İncil’den alıntılarla dolu kirişlere ve tavanda yazılı Romalı şair Lukretius’un sözlerine takılır gözleri; Nec nova vivendo procuditur ulla voluptas (hayata sıkı sıkı sarılmakla kazanılacak yeni bir zevk yoktur).loan with no credit checkloan with no credit check
“Yenilgiden Dönerken” / Ali Ayçil – Asım ÖzSayfa:102
Kitap boyunca, Ali Ayçil’in yaşamöyküsünden küçümen parçaların yanı sıra, uyum, yenilik, hakikat, düzen, hayatın adeti gibi genelgeçer değerler ve kavramlar konusundaki şaşırtıcı yaklaşımlarını da okuyorsunuz. Bir yandan yorumlarındaki keskinlik acımasızlık gibi geliyor, bir yandan da artlarındaki yaşam deneyimi ve zekânın çekiciliği okuru teslim alıyor.loan with no credit checkloan with no credit check
“Radyonun İçindekiler” / Cenk Gündoğdu – Özcan ErdoğanSayfa:104
Cenk Gündoğdu’nun tiyatroyla ilişkisi, geçmişte Muhsin Ertuğrul’un şairlerin tiyatroya yönelmeleri ve o sahada ürün vermeleri yönündeki daveti ile elbette alakalı değil. Tiyatro eğitimi alması, şimdilerde aynı okulda hoca olmasının yanında, farklı disiplinlerin birbirine kulak asmadığı bir çağda tiyatro dergilerinde yazılar yayımlaması ve oyun¬lar yazması ile ilişkili. Nâzım’dan Necip Fazıl’a, Anday’dan Rifat’a, Necatigil’den Cumalı’ya ve bugün hayatta olan Gülten Akın’a kadar pek çok şair tiyatroyla ilgilenmiştir. Hatta hemen her biri Türk tiyatrosuna önemli ürünler kazandırmıştır. Cenk Gündoğdu da bu hat üzerinden ilerliyor.loan with no credit checkloan with no credit check
“Bir Kızılderili Masalı” / Müyesser Güner – Çiğdem ÜlkerSayfa:106
Bir Kızılderili Masalı’nın dokuz öyküsü hem birbirinden bağımsızdır, kronolojik zamana uygun gelişir, hem de öykü kahramanları diğer öyküler arasında dolaşırlar. Yazar aynı kahramana ayrı ayrı öykülerde yer vererek, onun hayatının farklı zaman dilimlerine tanıklık etmemizi sağlar.loan with no credit checkloan with no credit check
Mehmet Morkoç ile Söyleşi – Deniz YalvaçSayfa:108
“Bu romanı okuyanların farkında olmadan iki ayrı kitap okuduklarını düşünüyorum.”loan with no credit checkloan with no credit check
Şiir Günlüğü – Gültekin EmreSayfa:109
Özgür Savaşçı, Ödemiş şivesiyle şiir yazmıyormuş ama o da ünlü şiirleri yaşadığı toprakların günlük diline çeviriyormuş, çevirmiş. Cahit Külebi’nin “Hikâye”sini, Cahit Sıtkı’nın “Otuz Beş Yaşı”nı, Dıranas’ın “Seranat”ını, Ahmet Kutsi Tecer’in “Şimal Rüzgârı”nı, Behçet Necatigil’in “Gizli Sevda”sını... başka şiirlermiş gibi okudum. Anlamadım ama sevdim. “Biliyõmuñ bi gız vãdı/ Yedi sekiz sene önce/ Dün yolda denggedim/ Tüççaglã gibi sevinivedi.” (“Gizli Sevda”nın ilk dörtlüğü böyle.) “Şimal Rüzgârı” “Garayel”miş Ödemiş şivesinde: “Gunne nasıl ge¬lib geçiyo bilemyoz gari/ Hu temmuz avustos ayları hep böğlü zinãdır zãtene/ Dakkele o guda hızlı geçe ki/ Sabah sanisın, bidi bakãsın öğlen ezeni okunub duru.” “Seranad” ise (“Ünnüme”) daha renkli, şıkır şıkır sanki: “Pençirenin altına geldim, bi çiçek fıydır gãri/ İçimin ufuneti dayılsın gız/ Töpelendim geldim kapına/ Gözlem bulanık, saçlãm dãmanduman.” Uzatmalara, harfleri vurgulamaya dikkat etmek gerekiyor okurken. Özgür bu işin piri olmuş.loan with no credit checkloan with no credit check
Yeni Yayınlar – Reyhan KoçyiğitSayfa:111
loan with no credit checkloan with no credit check