14 Mart 2014 Cuma

VARLIK MART 2014

MART 2014


Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:2


Edebiyatın Hayalperest Türleri Üzerine Bir Söyleşi: Pelin Aslan, Seda Uyanık, Veli Uğur – Didem A. Büyükarman Sayfa:4
Pelin A.: Muhayyelât’ı düşünelim mesela. Tüm Tanzimat yazarları tarafından ötekileştirilmiş, çocukça ve ilkel bulunmuş bir eser. Aziz Efendi’nin gerçekçi bir edebiyat inşa etmeye çalışan Tanzimat nesli tarafından hoş karşılanmadığı aşikâr. Edebiyat eleştirmenleri çoğunlukla, diğer pek çok ülkede olduğu gibi, fantastiği eleştirinin gündemine almayacak kadar “hafif” bulmuşlardır. Dolayısıyla fantastik eserler veren yazarlar da “yüksek edebiyat” yazarlarından kabul edilmez, onların eserleri “edebî” bulunmaz, bu yazarlar “gerçekçi” yazar ve eleştirmenler tarafından dikkate alınmaz. Bahsettiğim 1940-1950’li yılların yazarlarının adlarını bugün çok sınırlı bir kitle dışında kimse bilmez. Benim odaklandığım dönemde fantastik ürün veren edebiyatçılar geniş halk kitleleri tarafından okunur, hızla tüketilir ve aynı hızla unutulur durumdadırlar.


Ya Öyle Olsaydı? Bilimkurgu-Fantastik ve Hakikat Üzerine Bir İnceleme – Doğan Erişen Sayfa:9
Edebiyatın bir tür bilgi sağladığı görüşü estetik kuramı içerisinde uzun bir geçmişe sahip olmasına karşın aşılması güç bir sorunu da beraberinde getirmektedir: eğer edebiyat bir tür bilgi sağlıyor ise hakikat de bildiriyor olmalıdır. Oysa kurmaca hakikati konu edinmez.


Bilimkurgu ve Adilik: Biopunk – Abdullah Derin Sayfa:13
Özetlersek, Biopunk ve abjekt birbirinden kaçamayacak iki kavramdır, çünkü ikisi de beden ve sınırları ile ilgilenirler. Bu açıdan bakıldığında her Biopunk teması aynı zamanda, diğer bilimkurgu türlerinden farklı olarak, korkunç ve ya rahatsız edicidir, çünkü bilinçaltımızda bastırdığımız birtakım doğal korkularımız ve endişelerimize çomak sokarak onları rahatsız eder. Sürgüne gönderdiğimiz, unutmaya alıştığımız kültüre ait olmayan öğeleri gösterir bize. Bu bilgilerden yola çıkarak, yukarıda da örneklerini verdiğimiz birçok kitap ve film Biopunk türü altında incelenebilir.


Sanal Hikâye Anlatıcılığı Çağında Yaşayan Bilimkurgu ve Fantastik Dünyalar Olarak Video Oyunları – Sercan Şengün Sayfa:16
Tutkulu bir şekilde tanımlanmış olmasına rağmen sibermetinlerin hayata geçmiş emin örneklerinin olup olmadığı muğlaktır. Bu bağlamda çeşitli video oyunları sibermetinlerin en iyi hayata geçmiş örnekleri olarak görülebilir.


“Uzay Çiftçileri” ve “Şebek Romanı" Ekseninde İslami Bilimkurgu Romanlarında Ütopya/Distopya – Erol Gökşen Sayfa:22
Batı düşünce dünyasında çok gelişmiş tür olan ütopya ve distopya, Doğu toplumlarında kendisine pek yer bulamamıştır. Türk edebiyatında da ütopya ve distopya geleneği çok gelişmemiştir, yazılan ütopik/distopik eserler de tam manasıyla Batı’daki ütopya/distopya türünü karşılamaz.


Roman, Öykü, Anlatı, Enfra-Roman, Enstantane ve Diğerleri – Mehmet Rifat Sayfa:26
Roman ile öykü ayrımından birine tartışmasız giren metinlerin türsel olarak belirtilmesinde bir sorun çıkmazken, bu iki tür arasında bir yerlerde duran biçimlerin türsel ayrımını belirlemedeki kararsızlık, son yıllarda, özellikle eleştiri kuramcılarının kavramsal desteğiyle devreye giren anlatı terimiyle bir ölçüde giderilmiş gibi görünüyor. Böylece üçlü bir adlandırmaya geçmiş oluyoruz. Ancak yine de daha fazla okuru çekebilmek, dolayısıyla kitapların satışını artırabilmek amacıyla olsa gerek, öykü ve anlatı adlandırmalarından çok “roman” etiketi yeğleniyor. Sayfalara salt birer başlık ve birer alıntı benzeri geçişler koyarak bölüm sayısı artırılıyor, puntolar büyütülüyor, genelde yarım sayfadan kırk sayfaya kadar öykü diye adlandırılabilecek metinler doğrudan “roman” kategorisine alınıyor. Oysa roman ile öykü arası yeni ve farklı biçimlenmeler ortaya çıkmışsa ve bunlara da yeni adlandırmalar koymak gerekiyorsa, o zaman, tanınan bazı yabancı yazarların türsel adlandırmaya ilişkin kaygı ve çabalarını da dikkate almakta yarar olabilir.


Çalgısız Şarkı (Şiir) – Müslim Çelik Sayfa:28


Hikâye Boğultusu (Öykü) – Abdullah Mollaoğlu Sayfa:29


Arap Saçı – Şebnem Şenyener Sayfa:34
Türk olduğum duyulur duyulmaz “Patron baba” İgnazio Russino güneş dolu yüzünde çakır gözleri ışıl ışıl kollarını açmış vaziyette atladı ortaya “Türk otu, türk otu..” diye bir demet otu tutuşturdu elime: “Bu bizim Türk otu.” Patlıcanımsı siyah demet, benim yeşilini bildiğim, Ege’nin “Arap Saçı”, İstanbul’un rezenesi. Meğer Sicilya’da “Türk otu” olmuş. Siyahi otu görünce, aklımı hep kurcalayan ismi yakıştı yerine.


Yazılamayanlar (Şiir) – Arife Kalender Sayfa:36


Kemal Tahir’in Kaleminden Namus ve Namuscular – Lale Yüce Sayfa:38
Kemal Tahir’in yerel konuşma üslubunu ustaca kullanarak karakterleri tanıyormuşuz hissi veren anlatımı, öykülerin inandırıcılığını pekiştirirken, Anadolu insanını daha yakından tanıma fırsatı sunmaktadır.


Edebiyat Gündemi: “Ölüm’den olma, Hayat’tan doğma” bir şair: Ahmet Erhan Sayfa:42


Yüzlerce Yılkı Şairi: Ahmet Erhan – Haydar Ergülen Sayfa:42
Ahmet Erhan’la ilgili bir yazımda, onun Alacakaranliktaki Ülke (1981) başlıklı ilk kitabının, oradaki karamsarlığın, umutsuzluğun, ıssızlığın, terk edilmişlik duygusu ve boğuntunun ve buna benzer nice koyu sözcükle sıfatla anılacak türden bulanıklığın bir önsezi olarak ‘1980 Yüzyılı’nı işaret ettiğini söylemiştim. Dünyada sosyalist sistemin yıkılması, ‘sistem’ olarak yıkıldı ama, bir ‘düş’ olarak mevcudiyetini hâlâ koruyor ve sürdürüyor, Türkiye’de ise 12 Eylül’le birlikte faşizmin ve otoritenin kurumsallaşmasının bir 100 yıl kadar sürebilecek etkilerinden söz etmeye çalışmıştım. Alacakaranlıktaki Ülke de bu ‘1980 Yüzyılı’nın ilk işaret fişeklerinden birisidir.


Şairin Seyir Defteri: Silivri Yılları – İhsan Tevfik Sayfa:46
Kendi tanımıyla; “Ölüm’den olma, Hayat’tan doğma” Ahmet Erhan, her şeye rağmen ‘Hayat’a tam inanmış bir insandı. “Ölüm’le sarmaş hayat’la dolaş” olmuştu ama “Mekânınız ‘hayat’ olsun!”du yine de son dileği.


Ahmet Erhan’ın Şiiri Üzerine – Yaşar Miraç Sayfa:48
Ahmet Erhan şiirinde ölüm, hem yaşanan dönemin hem kendi kişisel duyarlılığının hem de genç yaşta okuduğu Kafka, Sartre, Nietzsche, Camus gibi düşünür ve yazarların biçimlendirdiği başlı başına üzünçlü ve umutsuz bir olaydır. Yaşamının kısalmasına da, hastalıklarına da bu ölüm olgusu doğrudan etki etmiştir. Şiirinde de çeşitli biçimleriyle sık sık rastlanan bir ana tema durumundadır. Ahmet Erhan şiirinde ölüm, başlı başına bir kitap boyutuyla incelenecek bir konudur.


Ahmet Erhan: Yaşadığı Günlerin Tanığı – Refik Durbaş Sayfa:50
Ahmet Erhan’ın şiirinde dikkati çeken ilk şey, yoğun bir lirizm potansiyeli. Anlatımdan çok anlatmayı seviyor gibi. Gününden, yaşanandan uzak durmuyor şiiri. Acıları, kavgası, ölümle hayat arasında dolanan gençlik duyguları, yaşanan olağanüstü günlerin olağan olayları örüyor şiirinin kozasını. Ama bireyselliğin sarmalında yitip gitmiyor söylemek istedikleri. Oysa kendisiyle çok içli dışlı şiiri. Birey olarak kendini anlatmaktan geri kalmıyor. Acılı, yoksul bir ülkenin kefenlenen gençliğinin şiiri mi?


Turgut Uyar Şiiri: Ruh Kelepçelerini Açan Tılsımlı Anahtar – İlyas Tunç Sayfa:52
Uyumsuz bireyin şiiridir Uyar şiiri. Kentsel yaşamın vapur düdükleriyle, mesai saatleriyle, mevsim sonu satışlarıyla, polisiyle, grevleriyle, patronlarıyla, banliyö trenleriyle, modasıyla, barlarıyla, yalanlarıyla, yalnızlıklarıyla kuşatılmış ya da sıkıştırılmış birey dar vakitler içinde bulur kendini.


Metonimi ve Metafor Eğretileme Çeşitleri midir? – Nizamettin Uğur Sayfa:55
Biliyoruz ki Aristoteles’in “metafor” kavramı günümüzdeki “mecaz (trop)” karşılığıdır ve bu nedenle yalnız “benzerlikleri algılama kapasitesi” değil, “anlam aktarmasını içeren her tür ilişkiyi algılama kapasitesi” olarak tanımlanır. O. Cebeci’nin kitabının bir-iki yerinde de geçer bu.


Bu Kent Unutacak Seni – Feridun Andaç Sayfa:63
Geçmiş bir zamandı, yolda söze durduğun kentin yerlisi dindar biri, “Gel seni hocaefendiye götüreyim, bu yazdığın sözü ondan dinledim,” diyerek seni alıp bir mescide götürmüştü. Orada geçirdiğin zamanda dinlediklerin, kendilerinden geçip dinleyiciler safında olanların duruşlarına bakıp gözledikleri ile dışarıdaki hayatın örtüşen/ayrışan yanları bu kentin, öteden beri, neden bu kadar dinle/milliyetçilikle sarmalandırıldığını anlatıyordu sana aslında.


Şiddet Edebîleşince... – Erendiz Atasü Sayfa:66
Kadın olmanın çeşitli hallerinde karşılaşılan, yaşanan ve yaşatılan şiddete kadın edebiyatçıların yoğun biçimde değinmeleri ise daha da yenidir, belki son yirmi yirmi beş yılın olgusudur. Sebep, edebiyatın şiddet konusundaki çekingenliği olduğu kadar, kadınlık rolünün sınırlılıklarını tam olarak kıramayan kadın yazarın genel mahcubiyetidir. Ve elbette, iki sebebin de ardında yatan –söz konusu olan Türkiye toplumu ise– ülkenin feodal ilişkilerden arınamamış oluşu, toplumumuzda bu ilişkilerin özellikle de ahlaki yönünün şekil değiştirerek sürmesidir.


31(Şiir) – Sadık Yaşar Sayfa:72


Doğumunun 100. Yılında Octavio Paz Lozano – Günay Güner Sayfa:73
“Öteki” denince Paz’ın Postmodernizm üzerine eleştirel yaklaşımı da vurgulanmalıdır. Modernizmin eleştirelliğine karşın Postmodernizm denilen durumun adlandırmadan başlayarak yanlışlıklar içerdiğini, eleştirelliğe engel yapıları beslediğini açıklıkla, yanı sıra yeni bir savla ortaya koyar: “Batı uygarlığı, zamansal hayal gücünde temel bir değişimi yaşıyor. Saatlerimizi yeniden ayarlamak zorundayız. Bugünkü koşullara ‘postmodern’ demek, yine de ‘modernlik’ kavramına atıf yapmak olur; yine doğrusal zaman tuzağına düşmek olur, oysa biz o söylemden tümüyle kopmuş durumdayız,” diye söyler kendisiyle yapılan bir söyleşide.


Bilge Karasu: “Nereden de Andım Şimdi?” – Türkan Topçu Sayfa:78
Karasu anlatısının ana ekseni “aşırı tutku”dur. Bu metinlerde sevgi; en uç noktadan-tutkuya dönüşen noktadan- okurla buluşur. Sevgi –eşzamanlı olarak– anlatı karakterlerinde öfkeyi, kıskançlığı, umutsuzluğu, mutsuzluğu, ölümü çağrıştırır. Sevgisini tutkuyla yaşayan bu kişilerin dünyasında bütün bunlar aynı anda var olurlar.


Ahmet Oktay’ın, “Radyomu İstiyorum” Şiirine Bir Bakış Denemesi – Hülya Deniz Ünal Sayfa:84
Şair daha once Yol Üstündeki Semender kitabında intihar etmiş şairleri yazmıştı. Onların dizeleriyle kendininkileri bir araya getirerek ölen şairleri konuşturmuştu. Dizelerle yeniden can vermişti o kitapta hepsine. İnsan hem melek hem iblistir bazen. Şair ikisini birden konuşturacaktır. Kendi de onların yerine söz alarak iki kişilikli bir ruh haliyle konuşacaktır ister istemez, sayıklayacaktır. İntihar etmiş şairler, kaybettiği arkadaşları yakınları birer hayalet olarak dolaşırlar şairin içinde. Doğal olarak bu durum dizelerine de yansıyacaktır, kaçınılmazdır. Ancak bu cesetlerin yakınları olduğunu cesetlerin menekşe kokmasından anlıyoruz.


Özdemir Asaf’ın “Hidim”i – Tozan Alkan Sayfa:88
Özdemir Asaf, kitaplarında çeviri üzerine görüş belirtmemiş hiç. Ancak dil hakkındaki şu düşünceleri çevirmenliğine ışık tutabilir: “Ben kendimi zorlamayorum, konuşduğum gibi yazıyorum. Dilime ne gelirse kullanıyorum, tutmuş yeni sözcükleri de kullanıyorum. Ama ısınamadıklarımı kullanmayorum. Belki ileride ısındığım oranda tutmamışlarından da kullanacağım.”


Yeni Şiirler Arasında – küçük İskender Sayfa:90
Oysa, gerçek şiir okurunun şairin yalnızca şiir yazmasından, şiir hakkında fikir beyan etmesinden, dergi çıkartmasından, yayınevi kurmasından, panellere katılmasından BIKTIĞINI düşündüm yıllarca; şairin daha aktif, yayılmacı ve çokyönlü olmasının, hatta hayatın her alanında, mesela maç izlerken, yahut kerhaneye girerken ya da pazarda elinde poşetle dolaşmasıyla görülmesinin sokaktaki insana iyi geleceğini savundum.


Kökler (Şiir) – Ekrem Sezer Sayfa:90


İki Düş Arasında (Öykü) – Engin Nayır Sayfa:91


Şizofreni (Şiir) – Nisa Leyla Sayfa:92


Varlık Kitaplığı Sayfa:93


Ayfer Tunç ile Söyleşi – Çiğdem Ülker Sayfa:93
Yaman bir toplum eleştirisi Ayfer Tunç’un dikkatle kullandığı bir metadille yapılmaktadır Dünya Ağrısı’nda. Şehirde bir altın madeni bulunduğuna bu denli içten inanmaları, kolay yoldan para kazanmaya yönlendirilen bir topluma, haksız kazancın ve hırsızın hoşgörüldüğü bir zamana işaret etmektedir. Roman, Mürşit’in kişisel dramıyla gelişir gibi görünürken arka planda, ülkenin üzerine kapatılan fanusun yarattığı iklim de ortaya konur.


“Yüzbaşının Oğlu” / Nedim Gürsel – Hasan Akarsu Sayfa:95
Nedim Gürsel’in 1950-1960 yılları arasında İstanbul’da yaşananlardan ve günümüz Türkiyesi’nden kesitler sunan yeni romanı Yüzbaşının Oğlu’nda, anlatıcının ailesi önemli bir yer tutar. Babaanne Gülhayat Hoşgör, Balkan Savaşı yıllarında Bulgaristan-Tırnavo bölgesinden göç eder. Oğlu Hasan’ı asker okulunda okutarak paşa olmasını ister. Hasan Hoşgör, albaylıkta kalır ama; 27 Mayıs 1960 İhtilâli’nde Milli Birlik Komitesi’ndedir. Üç idamda onun da imzası vardır.


Metin Cengiz ile Söyleşi – Anıl Cihan Sayfa:96
Bizim ülkemizde modern şiir algısı oldukça yanlış gelişti, uzun zamandır genel görüntü böyle. Yani dergilerde görünen, egemen gibi gözüken bu. Şiir bir tür imge gibi gözüken süslü dizeler yazma, anlaşılmaz metinler üretme, birbirinden kopuk dizelerle çatılan derme çatma söz kalıpları olarak görüldü. Yani laf yığını.


“Rüyaların Yorumu” / Sigmund Freud – Nuriye Bilici Sayfa:98
Psikiyatri alanındakiler Freud’a gelinceye kadar uykuyu ve rüyayı tek bir konu olarak ele almak, bunun ötesinde psikopatolojiye giren benzer durumları, halüsinasyon gibi, hayal gibi rüya benzeri olguları da konuya dahil etmek gerektiğini düşünüyorlardı. Konuyu sınırlamaya inanan ve rüya yaşamıyla ilgili tek bir soruna odaklanan tek tük uzman vardı.


Türkân Yeşilyurt ile Söyleşi – Özge Dikmen Sayfa:99
Sadece edebiyat/şiir değil; resim, müzik, sinema gibi sanatlar da Küçük Bir Ah’ın kaynakları arasında yer alıyor. Bir sinema sevdalısı olduğumu söyleyebilirim.


Kemal Varol ile Söyleşi – Beyza Becerikli Sayfa:100
Bir kadından duyduğu iki cümle uğruna hayatını heder edebilecek erkeklerin dünyasını anlatmak daha etkileyici geliyor bana.


“Bir Parmak Bal” / Ian McEwan – Kaan Egemen Sayfa:102
Ian McEwan, Bir Parmak Bal’la okuru, 1970’lerin İngilteresi’ne götürüp ülkenin gizli servisinin bir kültürel projesiyle buluşturuyor. Yazar aynı zamanda edebiyat-siyaset ilişkisine aşk ve casusluk temalarıyla bakıyor.


“Düş Hırsızlarına Karşı” / Zehra İpşiroğlu – Gülsüm Cengiz Sayfa:103
Düş Hırsızlarına Karşı, kurgusal fantastik bir çocuk romanı. Bununla birlikte kendi içinde bir savı ve felsefesi var. Tıpkı yukardaki bölümde tanımladığımız gibi... Çocukların ve insanların düşlerini çalmak isteyen Gipolara, yani, insanların özgür biçimde düşünüp yaşamasını, kendisini gerçekleştirmesini engelleyen egemen ideolojiye karşı.


İnan Çetin ile Söyleşi – Beyza Becerikli Sayfa:104
Uzun Bir Ömür İçin Uzun Bir Elbise aslında bir aşk hikayesi, ama bir dönemin siyasal atmosferi içine doğduğu için, politik bir yönü de var.


“Minima Poetika” / Ersun Çıplak – Nilüfer Altunkaya Sayfa:105
Ersun Çıplak’ın 2008 yılından itibaren dergilerde yayımlanmış olan yazılarını bir araya getirdiği kitabına Minima Poetika adını vermesi hiç de tesadüf değildir. Çünkü yazılar içerik olarak şiirle doğrudan ilgili vesavunulan ilkeler de bir poetik tavır olarak bağlayıcıdır.


“Akla Çarpan” / Nihat Ateş – Cemile Çakır Sayfa:107
Akla Çarpan’da hep aranır olan toplumsal duyarlılık da var ama bunlar haykıran şiirler değil. Haykıran şiirlerde, kimileyin, ses gereğinden fazla yükseltildiğinde, sesin yüksekliği duyarlılığı öldürür; şair bu tehlikeyi görmüş.


Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:108
Yeni Zaman (Öteki 1998) diyordu Adnan Azar. Şimdi orda, başka bir zamanda. Orada zaman nasıl, bilmiyoruz ama sen aramızdan yeni ayrıldın. Orada da yenisin. Yeni bir zamanın eşiğindesin. Yeni olmayı iyi biliyordun şiirlerinde. “saatte / 180 km hızla” dönsen “dönse”n “geri” “kendin”den. Bu olanaksız. Genç ölümlü şairler korosunda sen de yerini aldın. “yani/ giden arkadaşların”ın sende “kalan/ sesleri/ gibi”. Senin de şiirlerin, fotoğrafların, mektupların ve sesin kaldı geride, bizde. Rüya gibi. Ama değil. Benim için yazdığın şiiri bir kez daha okuyorum: “sesim kırık/ dinleyemem artık/ herhangi/ bir/ caz şarkısı// şu birkaç gün/ yabancıyım bu kente// duvar yok/ kışayazmetro/ kayboldum/ gültekin gültekin/ senmisin orda mısın/ merhaba” Ben buradayım, sen neredesin? Berlin’de birkaç gün birlikte olduk. Gurbetimi hafiflettin. Sen de tanıdın gurbeti benimle. Sonra, içimizdeki gurbeti şiirlerimize nakışladık. Şimdi, sen, başka bir gurbettesin. Orada duvarlar, kara kışlar, siyasi baskılar, cinayetler... de yoktur. Ne var peki orada? Kimler var orada?


Şimdi Haberler – Gülce Başer Sayfa:110



 

YASAKMEYVE 67





Orhan Alkaya, hem şair, hem de oyuncu ve yönetmen. “Şair ve Okurları” sayfalarımızda yer alan söyleşi, Alkaya’nın şiir ve tiyatronun içinden geçen disiplinler arası serüvenine ışık tutuyor. Nilay Özer’in yazısıyla birlikte tabii. Betül Dünder’in “Ortadakiler” başlıklı söyleşilerinin bu ay dördüncüsünü yayımlıyoruz. Bu kez Dünder, şair konuklarıyla “kadın cinayetleri ve çocuk gelinler” meselesini tartıştı. Tahir Abacı, “Şiir Kitapları Sözlüğü”nü de içine alan bir dizi yazı yazacak bu sayıdan itibaren: “Şairler Kahvehanesi”. Bu yazıların da ilgiyle okunacağına inanıyoruz. “Dünyada Şiir Ne Yapıyor?”un bu sayıdaki konukları Bulgaristan, Slovakya ve İtalya. Şiirin ahvaline bir de onların gözüyle bakmakta yarar var… “Türkiye Şiir Rehberi” Bursa ve Balıkesirli şairlerle sürüyor. Yasakmeyve dergisi olarak yaz aylarında uluslar arası bir şiir festivali düzenlemek için hazırlıklara başladık. Şimdiden bütün okurlarımızı davet ediyoruz. 1980’li yıllarda adı öne çıkan bir şairdi. İncelikli şiirler yazdı, incelikli bir hayatın elinden tutarak. Hep şair kaldı. Onu saygıyla selamlıyoruz…



TÜRK EDEBİYATI-MART 2014

YAZILAR
Beşir Ayvazoğlu  HASBIHAL
Konuşan: Bahtiyar Aslan  PROF. DR. İSMAİL ERÜNSAL ‘YENİ BİR EDEBİYAT TARİHÇİLİĞİ ANLAYIŞINA İHTİYAÇ VAR’
Beşir Ayvazoğlu  KÜÇÜK AĞA YAZARINI VEFATININ 20. YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ TARIK BUĞRA’YI ANLAMAK
Tarık Buğra  NECO’NUN YERİ (hikâye)

 TARIK BUĞRA İLE BİR KONUŞMA
Hatice Bilen Buğra  TARIK BUĞRA’YI ANLATMAK
M. Selim Gökçe  DÜNDEN BUGÜNE KIZILELMA
Sema Uğurcan  HALİDE EDİB VE ÜNİVERSİTE MESELESİ
Halide Edib Adıvar  EMİN EFENDİ LOKANTASI’NDA
Gürsel Aytaç  EDEBİYAT ÜZERİNE MAKALELER’DE ROMAN ELEŞTİRİSİ
Mehmet Samsakçı  MUSTAFA KUTLU’NUN ‘NUR’U
Kılıç Karaosman  ‘GALÎZ KAHRAMAN’
Birol Emil  MODERN ALPEREN: AHMET KABAKLI
Alain / Türkçesi: Birol Emil  ‘MELEYEN VATANDAŞ’A KARŞI ‘DÜŞÜNEN FERT’
Ayşe Göktürk Tunceroğlu  ADAM (hikâye)
Bahtiyar Aslan  YILLAR SONRA (hikâye)
Sevgül Yılmaz  CEHENNEM (hikâye)
Hayrettin Orhanoğlu  SIRÇA SARAYDAKİ RÜYA (hikâye)
Mustafa Ruhi Şirin  BARIŞ MANÇO’NUN ÇOCUKLARLA MÜZİK YOLCULUĞU
Faruk Yaslıçimen  VİYANA’NIN MECNUNLARI
Said Coşar  KARİKATÜRÜN AYNASINDA FARUK NAFİZ
Suphi Saatçi  TÜRKMENLERİN ULU ÇINARI

 TERZİBAŞI’NIN ÖLÜMSÜZ ESERİ: KERKÜK ŞAİRLERİ

 KIRKAMBAR
 
ŞİİRLER
Özcan Ünlü  BU MELANKOLİ (şiir)
Tarık Özcan  MARDİN (şiir)
Cevdet Karal  KISA ŞİİRLER
Asena Gülsüm Güneş  AYNASISIN GECENİN... (şiir)
Muhammed Hüküm  TÜRK (şiir)
Yalçın Ülker  BİDAT (şiir)
Adem Turan  BORGES VE ALEF (şiir)
Suavi Kemal Yazgıç  GİBİ (şiir)
Semih Diri  BİLİRLER Kİ (şiir)
Celalettin Kurt  İSTANBUL YANAR / İSTANBUL SÖNMEZ (şiir)
Tuncay Günaydın  YAN BAKIŞ (şiir)
Sertaç Gereç  BOZGUN YA DA CEVHER (şiir)

11 Mart 2014 Salı


Altınoluk Dergisi Mart Sayısı Sunuş:

Aziz okuyucu,

Mart 1986'dan Mart 2014'e 28 yıllık yürüyüş: Altınoluk bu.
Bir süre Yuvamız eşlik etti Altınoluk'a. Hem anne vardı, içinde, hem çocuk. Sonra Yuvamız ikiye ayrıldı, Şebnem ve Altınçocuk doğdu.

28 yılda 28 cilt eser hediye etti Altınoluk, okuyucularına.
Şöyle hem Altınoluk, hem hediye kitap ciltlerini yan yana dizdiğinizde hacimli bir kütüphane oluştu.

Allah'a, bizleri kendi yolunda söz söyleme imkanı lutfettiği için sonsuz hamdediyoruz.

Mart cilt başı.

Bu sayımızın kapak dosyasında “Tartılma Korkusu” var.

Bütün imtihanlar zordur.

İnsana heyecan verir, tedirginlik verir.

Ama dünyevi imtihanların genellikle telafisi mümkündür.

Zor imtihan, ahiret imtihanıdır.

Hayat dosyasıyla gitmek ve hesaba çekilmek. Geri dönüş yok, telafi yok, artı-eksi ne çıkmışsa. Gereği düşünülecek ve hüküm verilecek.

Onun için baştan, iyi bir hayat dosyası hazırlamak gerekiyor.
Yalnız bir problem var:

Dünya hayatındaki imtihanlar çok daha müşahhas, çok daha yakın mesafeli, neticesi kısa sürede görülen imtihanlar. Onun için tedirginliği de daha diri, daha etkili, daha insanı hizaya sokan nitelikte.

Ahiret sınavı ise, çok daha mücerret, çok daha ötelerde, çok daha uzun sürede, dolayısıyla insanın acil gündemini etkilemekten daha uzak.

Ama dünya imtihanları kaybedildiğinde etkisi daha sınırlı, daha kolay başedilebilir cinsten olduğu halde, ahiret imtihanını kaybetmek, ebediyyet ölçüsünde kayıplar ihtiva ediyor.

Ahireti kaybeden neyi kazanmış olabilir ki?

Ahirette yüzü kara çıkanın yüzünü ne ağartabilir ki?

Onun için insanoğlu dünyada ne kadar uyarılsa yeri.

Onun için Halik Teala, binlerce uyarıcı göndermiş insanoğlu dünyaya gönderildiğinden bu zamana kadar.

Bizler, Allah Rasulü (s.a.v.)'nün ikazlarını çoğaltan sesleriz. Kendi yüreklerimize yönelik olarak çoğaltan, insanlığın yüreğine yönelik olarak çoğaltan.

“Tartılma korkusu” iyidir.

Hayatına “diyet disiplini” getiren kişinin tartılma korkusu, ona sıhhatli bir hayatın yolunu açar.

Hayatını “Ahirette tartılma korkusu” hassasiyetiyle sürdürenlerin ise, ahiret hayatı Cennete dönüşür.

Onun için ilahi kelamın ikazlarına kulak vermeli ve “hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekme” şuuru içinde, terazinin hangi kefesine ne konacağını şimdiden önemsemeli.

Ne ekersek onu biçeceğiz.

Önden gönderdiklerimiz karşımıza çıkacak.

Altınoluk nice yıllara yürüsün Rabbimizin lütfu keremiyle.

Altınoluk'un ikazları yüreklerimizde yankılansın inşaallah. Daha nice çocuklar büyüsün Altınçocuk'la, nice ailelere güzellikler taşınsın Şebnem'le...

Sizleri Altınoluk'la başbaşa bırakıyor, saygılar sunuyoruz. Allah'a emanet olunuz.

ABONELİK SİPARİŞLERİNİZ İÇİN: www.erkamalisveris.com





HER SAYI "BİRNOKTA" DAHA İLERİ

BİRNOKTA 14 yaşında. Ayın ondördü gibi dolun ve yolunda !

Birnokta'nın 146. sayısı, yenilenen yüzü ile okurlarıyla buluşuyor.

2014 Mart Sayısında 19 şairden 19 şiir var...

Süreyya Berfe, darası alınmış saf şiirleriyle başlatıyor şiir geçidini; "15-16 Şubat 2014" başlığındaki şiirlerinden birinde, "Ah Dolunay / gizli ebedî sevgilim /Vazgeçme /peşim senin" diyor. Ve hemen peşinden Birnokta'da görmeyi özlediğimiz isimlerden Metin Tavukçuoğlu, "Gök Oyası" adlı şiiriyle geliyor.

Adem Kandemir "Sûzinâk", Berat Bıyıklı "Üç Parça Şiir", Suavi Kemal Yazgıç "Abdala Övgü", Tayyib Atmaca "Reis", Ulaş Konuk "Mohisko", Müştehir Karakaya "Kuğuların Şarkısı", Cahit Bahadır "Yolun Yalnızlığı", Mustafa Özçelik "Musa", Çıkar Nurettin Durman "Hakikat Elbet", Sıddık Ertaş "Rögar", Kemal Can Açık "İkindisi Kumral", Hatice Ermiş "Yağmur", Tuncay Günaydın "Sağlık Durumu", Resul Tamgüç "Kaba Taş", Fatih Kınalı "Kaygıboğan Portakal", İbrahim Eryiğit "Esmaül Hüsna / El-Mü’min" ve Mürsel Sönmez "Sesin Evim" şiiriyle geçidi tamamlıyor. Fatih Türkyılmaz- Mahmut Feyzi çevirisiyle, Hâfız'ın gazellerinden biri de yer alıyor dergide.

Tahsin Yılmaz'ın kaleme aldığı "Siyaset Edebiyatı" başlıklı yazı, bu sayıda yer alan tek Deneme.

Derginin Genç kalemlerinden Furkan Balta "Ayakkabı" hikâyesiyle intak sanatına başka bir pencere açarken, Birnokta'da başladığı hikâye yolculuğu, uzun soluklu olacağa benzeyen Ayşegül Ergül "Mevsim Normalleri" isimli hikayesiyle mart sayısında ses veren isimlerden. Mesut Doğan "Koşu" isimli hikayesinde bir başka ayakkabı serüveni anlatırken, Aliye Akan "Allah Sizi İnandırsın" hikayesinde "Çekildi ipiniz, dilinizde kimi sözcükler kalsa da bitti işiniz. Allah sizi inandırsın!" diye nida ediyor.

Her biri birer manifesto niteliğinde olan, derginin bu sayıdaki sunuş yazısı, şöyle son buluyor; "Küresel LEŞ, ÜZERİMİZE ÇULLANDI. Biz de altta kalan insanlığın belki de son çığlıklarıyız."

Dergiyle ilgili diğer gelişmeler ve detaylar @ist_birnokta adlı twitter adresinden takip edilebilir.

İrtibat: 0216 557 82 87

2014-02-21

Vuslat Dergisi

Vuslat Dergisi Şubat sayısında Halkın Din Anlayışını mercek altına alıyor. 

Bulunduğumuz coğrafyada Din konusunda karşılaştığımız en büyük engel, Dine karşı Din engeledir. İşte Vuslat, halkın Din konusunda uyanmasına vesile olmak ve ayrıca Sahih İslâm’a giden yolun adresini okuyucularına, takipçilerine, toplumuna göstermek noktasında böyle bir çalışmayı gündeme getiriyor. 
İslâm, hayatın her alanına müdahale eden bir Din’dir.  Doğru yaşamın adresi, İslâm’ı sahih kaynaklardan öğrenmekten geçer.  Hz. Peygamber (s.a.s.), bize bu noktada çok büyük bir miras bıraktı. Neydi Rasulullah (s.a.s.)’in bıraktığı miras? Elbette herkesin bildiği gibi, şanlı Peygamber’in bıraktığı miras, Kur’ân ve Sünnet idi. Efendimiz, “Bu iki şeye sarıldığınız müddetçe asla sapmayacaksınız” diye buyurdu.
Bu bırakılan önemli mirasa rağmen müslümanlar, Kur’ân ve Sünnet uzaklaştılar, uzaklaştırıldılar. Osmanlı’nın yıkılışıyla birlikte, cumhuriyetin kurulmasıyla, Türkiye’de halk, hızlı bir şekilde Dinî değerlerine yabancılaştırıldı. Halka, İslâm’ın insanları geriye götürdüğünü, ileriye dönük modern bir hayatın var olabilmesi için Batı’nın değerleri birebir uygulanması gerektiğine inandırılmaya çalışıldı… Bu çalışmalarını hayata geçirmek için, önce gerçek İslâm âlimleri susturuldu. İslâm âlimlerinin kimisi şehid edildi, kimisi sürgün edildi, kimisi ise vatan haini ilan edildi. Sonra hızlı bir şekilde devreye sözde âlimler sokuldu… Bu gayr-i İslâmî düzene uyumlu sözde âlimler, halka sahih İslâm inancını anlatmak yerine, yeni kurulan cumhuriyetin ne kadar kutsal olduğunu ve bu yeni yönetime itiat edilmesi gerektiğini empoze ettiler. Bu konuda, büyük ölçüde başarılı oldular. Ülke’nin ekonomik seviyesi yükseldikçe halk, İslâmi olmayan bir rejimi sorgulamayı unuttu. Ve İslâm ile halkın arasına başka şeyler girdi. 
Cumhuriyetin kurulmasıyla günümüze kadar gelen, halkı İslâm’a yabancılaştırma faaliyetleri halen sıcaklığını korumaktadır.  Halk, İslâm’ı sadece namaz, oruç zekât gibi ibadetlerden ibaret görmektedir. İslâm hakkında bilmediği bir konuyu, Kur’an ve Sünnet’e götürmeyi düşünmüyor. İslâm’ın hayatın her alanına müdahale ettiğinden habersiz… İslâm’ın bir yaşam biçimi olduğundan habersiz… Aile içerisinde Din sadece 32 farzdan ibaret… Hattâ bazı aileler, çocuklarını cami imamlarına teslim ederek, “eti senin kemiği benim” diyerek çocuklarına sahih İslâm’ı öğrettiklerini zan etmektedirler. Ve halkın inancına sokulan hurafler, bidatler! Halk, maalesef Din’de olmayan birçok şeyi Din’de varmış gibi kabul etmekte. İşte, Vuslat Dergisi olarak Şubat sayımızda, bu önemli dosya konusu tartışmaya açıyoruz.
Muhammed İslâmloğlu, “Bir Din Ki, İslâm Değil!” başlıklı makalesinde, Cahiliyye düzenlerinde halk cehâlet içinde bırakılmış, kendilerine İslâm'ın gerçeği anlatılmamış ve gerçek İslâm'ı öğrenmesinler diye bütün yollar kapatılmıştır tespitinde bulunuyor.
Prof. Dr. Ali Çelik, “Halkın Din Anlayışının Kaynakları” isimli yazısında, bugün halkımızın, Dinî konularda bir takım yanlış bilgilere sahip olduklarını, bunun nedenin ise halkın yanlış kaynaklardan beslendiğine dikkat çekiyor. 
Ahmed Kalkan, “Halkın Zikir Anlayışı” yazısında zikir, sadece dille, alışkanlık kabilinden, tören havasıyla edâ edildiğinde gerçek anlamda zikir olarak kabul edilemez diyor. 
Halil Kara, “İslâm’ın Hayata Müdahalesi” isimli çalışmasında, İslâm’ın sadece inanç biçimi, bir takım ibadetlerden ve ahlâkî kurallardan ibaret olmadığını hatırlatıyor. 
Hüseyin Kerim Ece, “Halkın Kur’ân Anlayışı” isimli araştırma yazısında, halkın Kur’ân’ı bir rehber olarak değil de, Kur’ân’ı sadece bir sevaplar kitabı olarak algıladığını dile getiriyor. 

Detaylı bilgi için: 
0216 612 78 22  web: www.vuslatdergisi.com