25 Temmuz 2009 Cumartesi

Düşünbil 2009 Yaz



Düşünbil Dergisinin Son Sayısı Çıktı.
(2009 Yaz / Sayı 9)
K İ T A P Ç I L A R D A


Düşünsel: Olcay Yılmaz
“Maymundan mı geldik?”

Yazılar...

Olcay Yılmaz
Evrimin Öyküsü (Öykü)



Evrimde bilinmesi gereken 14 olgu

-Darwin 200 Yaşında
-Din, Tanrı ve Akıllı Tasarım
-İnsan-Maymun Çiftleşmesi
-Genetik Düşünme ve Ekingeni Oluşumu
-Nesnel Evrim ve Ussal Evrim

Tansel Semir
Türkiye’nin modern Medreseleri:Üniversiteler

Evren D. Bilgin
Evrimin Çocuğu: İnsan

Eren Bilge (Hayri Balta)
Yanılmışım Tanrı varmış
Aklın İşlevi

Hüseyin Yılmaz
İnsanın Zincirlerinden Kurtulduğu
Bir Dönem: Aydınlanma
Yaşamak Sıkıntısı

Sertaç Boyacıoğlu
Hallacı Mansur

Şiirler

Aşık İhsani, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Yusuf Hayaloğlu,
Arzu Karadağ, Levent Özbek, Halil İbrahim Polat,
Aşık Şah Turna - Baki Yiğit - Hüseyin Yılmaz
Olcay Yılmaz - Tan Doğan - Ahmet Şahinoğlu


Karikatür
Mustafa Yıldız


Sinema
Müzik
Antropoloji
Psikoloji
Bilim ve Yaşam
Düşünbil’den Seçkiler
Düşünbil’e Gelen Yapıt ve Dergiler


Üyelik Koşulları
Yurt İçi : 6 Sayı 30 YTL
Yurt Dışı: 6 Sayı 20 Euro / 25 $
Üye olmak için katılım payını herhangi bir
postaneden Olcay Yılmaz adına
Posta Çeki No: 55 74 932 posta hesabına
yatırmanız gerekmektedir

İzmir
Pan Kitabevi- Karşıyaka
Yakın Kitabevi- Alsancak İ
letişim Kitabevi-Alsancak
Kabile Kitabevi- Konak
Devrim Kitabevi- Konak
Gürsel Kitap – Üçkuyular/Hatay
Z Kitabevi – Konak/Kızlarağası Hanı
İskenderiye Kitaplığı - Konak/Kızlarağası Hanı
Orkun Kitabevi – Buca


İstanbul:
Mephisto Kitabevi (Beyoğlu),
Mephisto Kitabevi (Kadıköy),
Simurg Kitabevi (Beyoğlu),


Ankara:
Dost Kitabevi-Konur Sokak
İmge Kitabevi- Konur Sokak
Turan Kitabevi- Konur Sokak



Eskişehir:

Adımlar Kitabevi
İnsancıl Kitabevi
Nobel Kitabevi


Burdur:
Eylül Kitabevi


04 Aralık 2008 Perşembe

ŞEHİR 41


“ŞEHİR”İN ARALIK 2008 SAYISI ÇIKTI
ŞEHİR 5 YAŞINDA

Şehir Sayı: 41 Aralık 2008
Şehir, Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi

Yerel Süreli Yayın
Sayı: 41
Aralık 2008
Sayfa: 28

Sahibi: Naci Tığ
Genel Yayın Yönetmeni: İbrahim Tığ

Yazışma adresi:Bölge Haber Gazetesi 67800 Devrek-ZONGULDAK

E.Posta: ibrahimtig@gmail.com
Ederi: 3 YTL.
Yıllık: 30 YTL.

Posta Çeki Hesap No:1487201


Zonguldak’ın tek Kültür ve Edebiyat Dergisi olan Şehir’in Aralık 2008 sayısı çıktı. Bölge Haber Gazetesi’nin paralı kültür sanat eki olarak yayınlanan “Kültür ve Edebiyat Dergisi Şehir” Aralık 2008 tarihli baskısıyla 41. sayısına ulaştı.

“ŞEHİR” NASIL DOĞDU?
Şair Rüştü Onur’un 12.09.1940 tarihinde dostu Necati Cumalı’ya yazdığı mektubunda; “Ey benim mektuplarıyla huzur bulduğum ve avunduğum avunduğum kardeşim. Şehir de buluşacağız Her ne pahasına olursa olsun Şehir çıkacak… Şehir, okuyucu kitlesinin karşısına yeni bir atmosferle çıkacak.” diyordu.
Ama Rüştü Onur, çıkarmayı çok istediği “Şehir” dergisini, ömrü yetmediği için çıkartamamıştı.
O’nun ölümünden 62 yıl sonra Devrekli Şair İbrahim Tığ, Fahrettin Koyuncu ve Orhan Tüleylioğlu bir araya gelerek Rüştü’nün bu isteğini kendilerine bir vasiyet kabul ederek 2 Aralık 2004 yılında Şehir’i çıkarmaya karar verdi. Şehir, 41. (Aralık-2008) sayısıyla 5. yayın yılına girdi.

İçindekiler:
Şehir edebiyat dergisi Aralık 2008 sayısında Rüştü Onur’a geniş yer veriyor. Ertan Mısırlı “66.Ölüm Yıldönümünde Şairini Arayan Mektup: Memnuniyet”, Ahmet Uysal “Şair Leyla Sokağı’nda Salata Satan Şair:Rüştü Onur”, Osman Günay “Rüştü’ye Saygı”, Hamit Kalyoncu “ Şiirleri ile Gülümsüyor Dünyaya…” başlıklı yazıların yanında O’nun “Şair Leyla Sokağı”, “Denize Serenad” ve “Yaşamak Alnımın Yazısı” isimli şiirlerine yer veriliyor.
28 sayfalık dergide ayrıca; Burhan Günel “Keklik Pınarı Günlüğü-6”, Kemal Gündüzalp “Romanı Yeniden Düşünmek İçin: Amida”, Fahrettin Koyuncu “Zamanın Eleğinden Günlükler-2008”, Mevlüt Kaplan “Ülkemizin, Şiirimizin Yüzakı: Dağlarca”, Aydan Yalçın “Şiirsel”, M.Hıfzı Aksoy “Şiirtüven”, Timuçin Özyürekli “Ay Tanık Olur, Gece Maviye Dönüşür, Gözlerim Üşür”, Fırat Yurtseven “Bağbozumu”, A.Ziya Çamur “Mutlulukları Tüketir Hasret”, Savaş Ünlü “Bir Sanatçıyla Tablo Gibi Bir Masa”, F.Ünsal Eliaçık “Nerde O Eski Karlar”, Ferhad Gülsün “Ay, Gül ve Çocuklar” başlıklı yazıları, Onur Aslan da “Yarış” isimli öyküsüyle yer alıyor.
Dergide , Baki Yiğit’in çevirisiyle ABD’li Şair Charles Bukowski’nin şiirleri,
Nüket Hürmeriç’in çevirisiyle ABD’li şair Adrienne Rich’in bir şiiri yer alıyor.
Bu sayının şairleri ve eserlerinin başlıkları şöyle: Hidayet Karakuş “Tendürek Dağı”, Leyla Şahin “Akşamın İpeği”, A. Kemal Hızıroğlu “Portakaldaki Ömrüm”, Halil Kıratlı “Günlüğün Merağı”, Asım Öztürk “Varsın”, Perihan Baykal “Güznihal”, A. Uğur Olgar “Yazıklanmalar”, Süheyla Taşçıer “Farkımız”, İlker Gören “İncecikti Susmanın Annesi”, Müslüm Danaoğlu “Ağıt”, G. Süğütçü Kurum “Pelerin”, D. Kankaytsın Aksoy “Son karanfil”, Yaprak Ünvar “Söz Yanığı”, Melek Avcı “Işık Ikınışı”, Mehmet Atilla “Yoğun Bakımın Önünde”, Mehtap Mutlu “Anne Mariyya”, H. İbrahim Polat “ Eskici/Dertli”, Tamer Abuşoğlu “Biyografi”, Erhan Erbil “Sonbahar Yaprakları”, Elif Nuray “Yalnızlık Ne Mümkün” ve İbrahim Tığ’ın “Gül ve Tül” isimli şiirleriyle, şiir tadında bir yolculuğa çıkarıyor okurlarını.

Derginin Sahipliğini Naci Tığ, Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ yapıyor.
Şehir’in iletişim adresi:ibrahimtig@gmail.com

Dergide yer alan eserlerden birkaç örnek:

ŞİİRLERİYLE GÜLÜMSÜYOR DÜNYAYA…

Hamit Kalyoncu

Sanırım 1982 yılı idi. 12 Eylül yöneticilerince “sakıncalı” sayılarak öğretmenlik görevime son verilmişti. Bir süre Gazipaşa caddesini arşınladıktan sonra, Uyanış gazetesine atmıştım kapağı. Gazete sahibi Ali Bahadır Gölcük’teki mapusluktan sonra Samsun’da “sürgün”de idi o zamanlar. Gazeteyi sürdürmek işi de eşi Güven Hanım’ın başına kalmıştı. Daha önceleri yazılarımın yayınlandığı bu gazetenin şimdi çalışanı olmuştum. Üniversite öğrenciliğim yıllarında da iki yıl kadar çalışmıştım bu sektörde. Ben mutluydum kerhen de olsa. Kendimi meşgul edecek bir uğraş bulmuştum sonunda. Günlük haberleri yazıyordum, arada bir de takma adla yazılar yazıyordum. Bir “sakıncalı “ için bundan iyisi can sağlığı idi doğrusu.
Kasım ayının başları idi sanırım. Kapıdan içeri uzun boylu, temiz giyimli, güleç yüzlü bir kişi girmişti. Doğrudan bana yönelip “Hamit Kalyoncu değil mi?” dedi ve “Hamit Hocam bana yardımcı olun! Bu beyler bu işi kavrayamadılar, anlayamadılar.” diye yakındı. “Bu beyler” dediklerinin Milli Eğitim yöneticilerinden olduğu aşikârdı.. Devrek’ten geliyordu. Adı Mehmet Yaşar Bilen’di. Devrek Lisesi’nin Edebiyat öğretmeni idi. Çok genç yaşta ölen Devrek doğumlu şair Rüştü Onur için ilk kez bir anma gecesi düzenliyordu. “Hele bir otur Hocam!” diyerek çayları söyledik. Bu arada bana da hala sakladığım bir davetiye verdi.
Son yıllarda edebiyatımızda başarılı bir eleştirmen olarak da öne çıkan Mehmet Yaşar Bilen uğraşmış, didinmiş, Devrekli ve Zonguldaklı sanatseverlerin belleklerinin kuyusundan Rüştü Onur’u gün aydınlığına çıkarmayı başarmıştı. O gece ben de izleyiciler arasında idim Devrek’te. Başta müdür Suphi Altınok olmak üzere Devrek Lisesi’nin öğretmen ve öğrencileri çok güzel ve anlamlı bir program sunmuşlardı izleyenlere. Önemli saydığım güzelliklerden biri de Devrekli müzisyen Süreyya Akkaş’ın Rüştü Onur’un “Bana Bir şarkı Söyle Yavrum” adlı şiirini besteleyip ilk kez orada izleyenlere dinletmesiydi. O gece Devrek Lisesi öğrencileri Rüştü Onur’un şiirlerini okudular içtenliklerini katarak. Gençlikleri, sevecenlikleriyle güzel duygular yaşattılar salonu dolduran Devrekliler’e.. O gece, kentin şairi ile ilk kez kucaklaşmasıydı bir yanıyla da.
Ne zaman aklıma takılsa Rüştü Onur iki görüntü geliyor gözlerimin önüne. Birincisi; eski Şehir Kulübü’nün önünden bir çocuk koşuyor yukarıya doğru. 14-15 yaşlarında bir çocuk bu. Beyaz gömlekli, koyu renk pantolonlu, koyu kumral saçlı. Behçet Kalaycı bir söyleşimizde “delişmen bir çocuktu Rüştü!” demişti. Ama niye koşuyordu bu çocuk bilmiyorum. Çarşının yukarıları için böyle bir görüntü söz konusu değildi. Fakat o koşmaya başladığı an, çok net geliyor gözlerimin önüne. Bir de hemen aklıma geliveren şu dizeler: “Sebepsiz gülüşüm caddelerde / Memnuniyetimden;/ Ve bu çılgınlık delicesine / İçimden geliyor.” Daha sonra da “Nostalji” şiirinden şu dizeler kafamın saçaklarında resmigeçit yapıyor: Sen aziz şehrim / Uykusuz yaşadığımı bilmelisin / Bütün işçilerin / Saçak altlarında uyuduğu bir saatte, / Ben mızıka çalarak geçiyorum sokaktan./…
Yaşamlarının büyük bir bölümü Zonguldak’ta geçmişti ikisinin de. Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu’nun.. 1935-40’lı yılların Zonguldak’ında yaşamaya çalıştılar yarım gençliklerini. İskeleden denize bakınca liman yok henüz. Dalgalar bazen öfkeyle saldırıyor sahile, bazen yumuşacık mavili beyazlı danteller gibi seriliyor önünüze. Zonguldak’a daha el değmemiş gibi. Betonlaşma ve çarpık kentleşme tepelere doğru tırmanmaya başlamamış daha. Muzaffer’in deyişiyle “insanları yorulmadan, sokakları yoruluveren ve günleri birbirine benzeyen” bir küçük şehir Zonguldak…
Diğer görüntüde ise yalnız değil Rüştü Onur. Yanında Muzaffer Tayyip Uslu da var. İskelenin oralarda bir yerde yan yana oturmuş denize bakıyorlar. Ben, onların bir vapuru beklediğini biliyorum. Onlara dergiler, kitaplar getirecek o vapur. Sonra Halkevi’nde Rüştü ile Muzaffer sular seller gibi okuyacaklar onları. Sonra da şiirleri ve yazıları tartışacaklar kendi aralarında günlerce. Yaşamak için yazmaktı belki de ölüme direnmenin yolu onlar için. İkinci Dünya Savaşı’ndan ülkemize yansıyan yoksulluğun, bakımsızlığın pençesindeydiler ikisi de.. O yıllarda deva bulunmaz bir hastalığın pençesinde kıvranırken, kan tükürürken bile ak mendillere, gökyüzünün mavi olduğunu görebilmek ve bunu yazabilmek için, herhalde Rüştü ile Muzaffer gibi bakabilmek gerekli doğaya, insanlara,yaşama..
Birbirlerine yüreklerini açmış, sırtlarını yaslamış, kısacık yaşamlarını şiire feda etmeyi, yaşamın bir gereği gibi kabul edebilen iki “Donkişot”! Onların ayakta durabilmelerinin bir nedeni de birbirlerine karşı duydukları dostluk ve içtenlik değil mi? “Hiç çekinmeden bana derdini döken ve benim de hiç çekinmeden içimi açabileceğim, yeryüzünde yegane insandı.” Rüştü Onur öldükten sonra yazdığı bir yazıda böyle diyor Muzaffer Tayyip Uslu, arkadaşlıkları için.
“Benden zarar gelmez / Kovanındaki arıya / Yuvasındaki kuşa;/ Ben kendi halimde yaşarım / Şapkamın altında”…Rüştü Onur’un şiirleri hemen sarıverir insanı günlük konuşma dilinin rahatlığı, yalınlığı ile. Şiir dilindeki bu tutumu, onun dizelerine insanı hemen kucaklayan bir sıcaklık ve içtenlik katar. 1940’lı yıllarda şiirimizde başlayan ve o zaman “Garip Akımı” diye adlandırılan şiir akımının önemli birer temsilcisi sayıldı Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu. Türk edebiyatındaki yerleri böyle belirlendi eleştirmenlerce…
“Dilsiz değilim susamam / Öyle ölüler gibi / Bu güzel dünyanın ortasında” diyordu Rüştü Onur. “Susamam” dedi ama genç yaşında susmak zorunda kaldı bu dünyanın İstanbul’unun Şair Leyla Sokağı’nda. Şiiri taparcasına seven, benimseyen bir şairdi o.. Kendisini edebiyat ve şiir ile bütünleşmiş kabul ediyordu hep .. Dünyanın en güzel şiirlerini yazma sevdasında olan yüreği sığmadı caddelere.. Şimdi şiirleriyle gülümsüyor dünyaya..


67.ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE: ŞAİRİNİ ARAYAN MEKTUP ‘MEMNUNİYET’

Ertan Mısırlı

Sevgili Rüştü Onur,
Yıkıntılar altında kurtarılmayı bekleyen yaralı bir depremzede gibi günlerdir kıpırdamadan oturuyorum yazı masamın başında. Yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi hiçbir şeyin bir gün öncesine, bir saat öncesine göre, eskisi gibi süregelmediğini bir kez daha anlatıyor. Anlamakta güçlük çekenler için gösterimde kalan artçı yer sarsıntıları içimdeki volkana çarpıp çarpıp geri dönüyor. Anlamın kalbi çoktan kırılmış içimde...Tıpkı senin hınzır kalbin, buluğ kalbin gibi Rüştü Onur; mutsuzluklardan kartpostallar çıkaran kan içinde taşıdığın yalnızlığın gibi “...bir matem rüyası yaşıyacak kuşlar” benden sonra da...
Michelangelo’nun, Meryem’i kucağında ölü İsa ile gösteren ‘Pieta’ heykeline saldıran akıl hastası Lazlo Toth’un çekiç darbeleri sanki bu sarsıntılar. Kırık dökük eski zaman heykellerine benzetiyorum seni düşlerimde. “Aynalarda örümceklenen bir hayal” gibi kolları bağlı gölgeler dolaşıyor sokaklarında...
“Verin ellerinizi dostlar verin,” diyorsun; yaşamdan kayıp düştüğünü duyumsuyorum o an. Yaşamdan kayıp düşmek derken, tutunamayıp düşmek değil; ağırlıktan batmak gibi birşeyi anlatmak istiyorum sevgili şairim. Sen ‘Ellerime ve Ayaklarıma Veda’ şiirine başlarken, Kafka’nın bir Prag kahvesinden evine döndüğünde günlüğüne yazdıkları geliyor gözlerimin önüne. “...sabah uykusu yerine saatlerce öksürdüm; yüzerek bu yaşamın dışına çıkmayı yeğlerdim!”.
“Ona en büyük şarkımı söyleyeceğim.” dediğin ‘Yalnız Bir Adam’, ne diyordu ‘Dua’sında: “Yatağım sana kalsın Tanrım- Senin olsun saadetlerim-Ben yapayalnız-Yalınayak sokaklarda-Bir sarhoş arayacağım...”
Düşünüyorum da bazen en kavranamaz şey oluyor ‘açıklık’. Novalis’in dediği gibi ‘hayat bir hastalık mı’, ‘bir tutku edimi mi’yoksa Rimbaud’un ‘gerçek hayat’ dediği ‘yoklukta’mıdır?.. ‘Belki de bizim hayatımız, ormanda geceleyin avının peşinde sessizce ilerleyen bir kaplanın kafasından geçenlerdir diyen Borges’in metaforundaki yalnızlığı duyumsamak, iliklerime kadar ürpertiyor düşlerimi...
‘Dört yol ağzına oturmuşum-Mektup yazıyorum isteyene’ demiştin. Çok düşündüm seni o dörtyol ağzında gelene geçene fısıldarken; ‘Yalnız insan uyanmaz ki hiç kendi yalnızlığından, kendini fazlaca hatırlayandır o; diyordun. Hani ‘ince belli bir kapatma hovardalığından şikâyetçiydi’ ya ‘dostunun’ ... ‘Konsomasyona çıkmış kadınların içer gibi yapmasına benzer yalnız insanın dörtyol ağzındaki görüntüsü; bir yalnızlığın masasından bir başka yalnızlığın masasına ayaklarını sürüyerek dolaşır o düş içinde’ diyerek mırıldanmıştın yıllar sonra şehrinde yürürken...
Ben ne zaman senin ‘aziz şehrim’ dediğin şehrimize geri dönsem, uzun bir şiirin yolculuğuna mı yoksa uzun bir yolculuğun şiirine mi geri döndüğümü anlayamam.
Ben ne zaman ‘ellerim gözlerim kadar benimsin’ dediğin ‘aziz şehrine’doğru yola çıksam Üsküdar’dan, ‘Mâzi kalbimde yaradır’ yol boyunca...çocukluk işte...çocukluk, düş kurabilmektir bir kez daha, bir düş kurabilme hakkıdır hâlâ; çocukluk, bir öğle vaktidir bir saatin her çeyreğinde...
“Halbuki ben hâlâ –Topaç çeviriyorum sokakta” diyerek çocukluğun bir şiir olduğunu öğrettin bana Rüştü Onur.
“Hatırlayamıyorum yolculuğumu-Benim oyuncaklarımla oynuyor-Kapının önünde çocuklar...” diyorsun, yere düşüyor beyaz atım, ellerimin arasından kayıp; odam dalgınlığın sessiz rengine bürünüyor aniden. Bir hayali kucaklamanın tadını, bir çocuğun şaşkınlığını, kavaklardan havalanan cıvıltılı kuş sürülerini, bir yaz gününün mırıltısını, o anne ninnilerini, o çocuk duâlarını nasıl sevdiysem seni de öyle Rüştü Onur seni de öyle...
Sevgili Rüştü Onur, ısrarlı kahkahalarından martılar havalanan babama uğradım bugün; hani, zaman ülkesinde –ki, insanın tek ülkesidir zaman,- iradenin zaferi, yazı sokağının aydınlığısın dediğim babam. Senin şiirlerini okudum ona, ‘Şair Leylâ Sokağı’nda dolaştık, birlikte çalıp söyledik ‘Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden’ şarkısını. Onu, ne zaman keman çalarken dinlesem sessizce ağlarım. Yine öyle oldu ve yine, ‘üzgün ve kırılmış gibiyim en ince yerinden’ ...
Sen “doğmamış yıldızların şarkısını işiteceğim” diyerek ‘Denize Seranad’ yaptığın o vapur yolculuğuna başladığında onun sahillerine vuran kelimeler aydınlıktır henüz. Gözlerindeki ışık yavaş yavaş azalmakta o içindeki ‘Ziya’yı, karanlığın güneşi olmaya hazırlamaktadır gizli gizli...
Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’nden okul arkadaşı, oda arkadaşı’na 14 Nisan 1944’te şöyle seslenecektir
kardeşin Saffet Onur:
“Kardeşim, sırdaşım, yoldaşım Ziya!...
Yatıevinde başlıyan arkadaşlığımız garip hezeyanlarla doludur. Belki ileride karşılaşır bu günleri yâd ederiz. Her varlık unutulmağa mahkûmdur...
Birgün ben de hâtıraların arasına karışacağım. Ne zaman bu defteri açıp solgun hayâle bakacaksın :
-Ah!.. Saffet sen misin?..Az kalsa unutacaktım” diyeceksin.
Ziya!..
Kalbimin bütün berraklığı ile temenni ediyorum:
İstikbâlin güneşi ufkunda doğsun.
Şu silik sahife sana hâtıram olsun...
14.4.1944 / Cuma

RÜŞTÜ’YE SAYGIYLA

Osman Günay

Garipçiler, 1930 sonrası Türk şiirinde gelişmeye başlayan ‘Yeni Şiir’in bir kolu olarak kabul edilirler. Bu akımın kurucuları olan Orhan Veli , Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday’dır. Görüşlerini yansıtan şiirlerini “Garip” (1941) adlı bir metinde toplayarak şiirde yeni bir alan açtılar.
“Tabiat herkesin kullandığı kelimelerle anlatılmalı, teşbih ve istiarelerden kaçınılmalıdır.” diyordu Orhan Veli. Şiiri bir takım ‘kalıp’ ve ‘klişe’lerden, ‘şairanelik’ten, yıpranmış benzetmelerden arındırılmasını savunuyorlardı. Gündelik sözlerle ‘kısa ve ‘özlü’ bir biçimde, yer yer ‘yergi’ ve ‘espri’den faydalanarak, ‘yalın halk dili’yle ‘basit’in ve ‘anlaşılır’ın şiirini yazıyorlardı.
Eskiye ait her şeyden, özellikle şairane duygulardan uzak durulmasını söyleyen ‘Garipçiler’in bu formülünü birçokları küçümsedi. Bugünün şiir anlayışı, şiirin günlük kullanım diliyle oluşturulmuş edalı sözler olarak kullanılmasına pek hoşgörüyle bakamıyor. Şiirin asıl olması gereken ‘art anlam’ düzenini ters yüz ederek ‘doğrudan anlam’ üretmeyi ve bunu günlük dilin imkanlarıyla yapmayı önüne hedef koyan ‘Garip geleneği’ni yadsıyorlar. Bunu ilk fark edenler yine garipçilerin kendisi oldu aslında. Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat şiirde ‘daha derinlemesine’ bir yaşam olanağı olduğunu fark ederek, şiire dilin yeniden üretilmesi olanağıyla baktılar. Doğru yapıp yapmadıklarını ileriki zamana bırakmakta şimdilik yarar var.
Dil bir tür anlam üretme aracıdır. Sonsuzca anlam üretme ve malzemesini içerir. Aynı zamanda kendi içinde özel bir dil oluşturma olanağını da kapsar. Her şair kendine özgü bir dil yaratır. Şiir, dil içinde yeni bir dil yaratma girişimidir. Bu yeni dili gittikçe çoğalan anlam üretme olanağına yaslamanın, herkes için özel bir dille vardırmanın en uç biçimidir şiir. Şiir, her keresinde yeniden üretilmesini ve tüketilmesini okuyucuya serbest bırakan bir imge dünyasıyla olanlıklıdır. Şiirle bir yandan gerçeklik kavranırken diğer yandan doğrudan bilinçli biçimde yeni gerçeklik alanı üretilir. Orhan Veli, bu olanağı ret etmemekle beraber ‘Garip manifestosu’nda ısrar etti. Öyle ki, zamanın Gençlik Dergisi’nde Mehmet Ali Sel takma adıyla yayımladığı “Sicilyalı Balıkçı” şiirinde, 2038’de dahi okunacağını söyler. Yüz sene sonraki dünyada -bir tek insan kalmasa bile Sicilya sahillerinde yaşayan bir balıkçının bir yaz sabahı ağlarını denize atarken her zamankinden daha geniş ve mavi gökyüzüne bakıp şarkı halinde kendisinden mısralar mırıldanacağına inanıyordu.
Garip şiirinin rüzgarları ortalığa yayıldığında onlara ilk şapka çıkaran Zonguldak’tan Rüştü Onur ve Muzaffer Tayip oldu.
Rüştü Onur, Garip şiirinin manifestosunu getiren posta gemisini Zonguldak limanında karşıladığında büyük bir heyecan ve ürpertiyle çarçabuk okuyarak “Evet, artık ben bir Garip’im”, “Süleyman efendiyle akrabalığımız anadan geliyor.” Demişti. Demişti, çünkü yaşadığı hayat gerçekten garipti. Şimdi bu limanda yani Rüştü’yle Muzaffer’in dolaştığı Zonguldak limanı mevkiinde hala o gariplerden var. Ve bu şehir hâlâ onun gibileri garipsemeye devam ediyor. Bugün ne çok şiir yazıldığını söylemeyen yok. Herkes şairiz diyor. Bu şiirin enflasyonist olduğunu değil gittikçe kıymete bindiğini gösterir. Çünkü şiir denilen o masal hâlâ devam ediyor. Ve biz ‘Garip’ kahramanlarını Zonguldak şehrinde ve belki de bilmediğimiz başka yerlerde oynamaya devam ediyoruz. Nedeni onlara imrendiğimizden ve şair olma hevesimizden değil. Nedeni hâlâ aynı havayı soluyor olmamızdan.
Orhan Veli, Rüştü Onur’la birlikte Muzaffer’in zaman zaman volta attıkları Zonguldak’ın liman arkasında yalnız adımlara dolaşarak benzer şiirlerin nadir de olsa yazıldığını görse, bugün ne derdi acaba?
Geçenlerde benzer bir şiiri elime tutuşturdu onu her ortamda sevgiyle anan ve seven sempatizanlarından biri:

“bugün günlerden pazardı
kapılar gerçekten kapalıydı
seyrettim kapıları
sevgilimin kokusunu aradım
bomboş sokakları gezerek
onun izini sürdüm
akasyalı sokakta
o da beni düşünmüş
ağladım o zaman
akasya ağaçları bana her şeyi anlattı
nedense o sokak hep arkadaşım oldu.”
Anladım ki, onların hikayesi okuyanları ve dinleyenleri belleğinde misafir etmeye devam ediyor. Belki 20038 geldiğinde ‘Sicilyalı balıkçı’ da o şiirleri bir şarkı şeklinde mırıldanacak. Hayatın anlamını sezmek bir döneme mahsus değil, sahip olduğumuz keder veya yaşama sevinci önümüzde olduğu müddetçe, ‘garip şiiri’ tek-tük de olsa dudaklarımızda mırıltılarla varolmaya devam edecek.
“Otuz beşinde ölen bir adam her zaman otuz beşinde ölen bir adam olarak hatırlanacaktır.” der, Walter Benjamin.
Hayata kahredici bir şekilde veda eden Rüştü Onur’u, aradan geçen 88 yıla rağmen halen ‘genç ölümlü’ bir şair olarak hatırlamak bana acı veriyor. Örneğin Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı 90’ında ölen bir şair olarak hatırlayacağız. Ama bizleri bu zamansallıktan uzaklaştıran onların şiirleri olacaktır hep. Her iki şairin şiirini bu zamansallıktan soyutlayarak ne okuyabileceğiz ne de düşünebileceğiz. Öncesi ve sonrasıyla dünya aynasında onlarla bağ kurmaya devam edeceğiz.
Şair kendine ait kılabileceği bir yaşam alanında giderek insana dair coşkusal bir temel sunar. Bunun coşkusallığın adı yaşama sevincidir. Rüştü ve Muzaffer bu sevinci o günün koşullarında duyumsamayı marifet saymışlar ve başkalarıyla paylaşmaya çalışmışlardır. Hayatın ağırlığı karşısında ‘sonsuz uykuya’ direnmenin mutluluğun payı olabileceğini düşünüp sevinmişlerdir Ömürlerinin en kendilerine ait saatlerini bile bizimle paylaşmayı büyüklük bilmişlerdir. İnsanı ve hayatı gerçekte olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi betimlemişlerdir şiirlerinde.
Yaşama ve insana karşılık düşmeyen şiir olmaz. Sonuçta herkes yaşıyor. Ama iyi şiire karşılık ‘insana’ ve ‘hayata’ denk düşen şiirlere adanmış bir ‘manifest’ti onlarınki. Şiirleri insanla birleştiren Baudelaire ve Rimbaud olmuştur diyen Oktay Rifat’ı payanda yaparak şunu söyleme gereği duyuyorum: Zonguldak’tan doğru ‘Garip’i feyiz alarak şiirle insanı ve hayatı birleştiren Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip olmuştur. (Her zaman söylerim; tarihe yapılmış en büyük kötülük farkında olunmasa da bellek silmektir. Rüştü onurla muzaffer ayrılmaz bir ikilidir, hatta Kemal Uluser. Bu yazıda, ara ara ‘Rüştü’den çok ‘onlar’ dememin nedeni biraz da budur. Dilerim bundan sonra da hep böyle anılırlar!)
Novalis, “Ruh çocukların ilk taze bakışıdır.” der. Ben, bu genç arkadaşların şiirini varolan şiirler karşısında biraz bu taze bakışa benzetirim. Bilirim ki şiirde büyüyenler bu taze bakışı hiç bir zaman unutmaz. Dingin ve gerilimsiz bir suyun yüzeyini andıran bu şiirleri unutmak pek mümkün olmayacak. Ben Zonguldak’ta yaşadıkça onların yazmış oldukları şiirlerin edinildiği bütün manzaraları saklanacak bütün yerleri bilen bir çocuk gibi keşfedeceğim ve edebi faaliyetimi sürekli uyanık tutacağım.
Kendini anlamanın insanı anlamanın anahtarı olduğunu söylüyordu Montaigne. Bugün artık böyle bir kolaylık yok, çünkü insan soyu feci şekilde kitleselleşti. Yaşadıkları evler çok katlı oldu, dolaştığı toprak yollar bulvarlara dönüştü. Hiçbir yerde hiçbir şekilde sakinlik yok. Eskiden tek bir insan vardı, insana ulaşabiliyordun Eskiden insanların son saatleri aktarılabilirdi. Artık insana ulaşmak hayli zor. Şimdi bu saatleri bize yaşatan şiir var. Devrek’ten Şair İbrahim Tığ bunu yapıyormuş bu sene. Ne güzel. Rüştü’yü , mekanı Zonguldak olan bir şair sıfatıyla anmaktan ben de onur duyuyorum. saygılarımla.

“Karpuz kapuğu suya değince tekrar
Mayo düşünülmez...
Ve mevsimin getirdiği kapı komşusu,
Buharalı mıdır Çinli midir bilinmez.
Bilinmez Buhara’da akşam olduğu
Kabuğunun içinde midye
Bilir mi acep akşam olduğunu?
Farkında mısın bu yıl,
Ferdası yıl olduğu gibi
Midye çıkmayacak.
Medarlardan gemiler gelmedikçe..

(Rüştü Onur-Necati Cumalı’ya mektuplarından)
Kaynak. RÜŞTÜ ONUR –Hazırlayan: Salah Birsel


ŞAİR LEYLA SOKAĞI’NDA SALATA SATAN ŞAİR

Ahmet Uysal

“1940 yılında Rüştü’yü tanıdığım vakit o, şiir devleriyle olan savaşına çoktan başlamıştı.” Salâh Birsel, çok genç yaşta ölümün yazın dünyasından koparıp aldığı Rüştü Onur için söylüyor bu sözleri. Şair hakkında hazırladığı kitabın (*) giriş yazısı: “Rüştü Onur’a Saygı” başlığını taşıyor. Yazıyı okur okumaz büyük bir hüzne kapıldım. Şiirin sırtını yere getirmek için yola çıkan, ‘şiir sıtması, daha doğrusu şiir nöbeti’ geçiren bir şairle gelen hüzündü bu!.Kitap elimde, kumsalda yürüyüşe çıktım. Dilimde, ağıtlara benzer sözler dolaşıyordu. Tıpkı Behçet Necatigil gibi:
“Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta,
Adı Rüştü Onur’du
Bilseydi hatırlanacağını
Ölümünden sonra
Memnun olurdu.”
Birsel’in yazısından öğrendiğimize göre, şairin aklı fikri dünyanın öbür sokaklarında, öbür şehirlerindeydi. İstanbul’da olup bitenler onu meraktan çatlatacak ölçüdeydi. Dışarıya taşmak istiyordu Zonguldak’tan. Beğendiği, ama yenilmek istemediği şairler dünyasına bir dergi çıkararak girmenin yolunu arıyordu. Petek, Şehir, Yaşamak… gibi dergi adları arasında gidip geliyordu. Dergi çıkarabilmek için arkadaşı Kemal’i, evini satmaya bile razı edecektir. Görüldüğü gibi, o günlerde de şairlerin ortak düşüdür dergi çıkarmak. Çok sonraki yılarda gördüğümüz şairlerin dergi çıkarma serüvenleri, bu geleneğin ürünü olmalı. Bilinir ki, Cemal Süreya’nın dergicilik serencamı, dillere destan olmuştur. (Günümüz dergilerinden Onaltıkırkbeş, Patika, Şehir, Afrodisyas, Dize, Yazılıkaya, Alaz…dergilerini şairler çıkarmıyor mu?)
Rüştü Onur kitabının önemli bir bölümü , şair hakkında yazılanlara ayrılmış. Öncelikle bu yazılara değinmek istiyorum: “Yaşadığı günlerde sözü edilseydi, bir yazıda, meselâ benim bir yazımda, sevgi gösteren birkaç satır arasında adı geçseydi, kimbilir ne kadar memnun olurdu. Şairlere, sevebileceğimiz şairlere kayıtsızlık gösteriyoruz; onlar bize söylüyor, bizim için söylüyor, dinlemiyoruz.” (Nurullah Ataç, Cumhuriyet, 11.2.1943)
Ataç Usta’nın bu sözlerinden payıma düşeni almakta gecikmiş değilim. Dostlarım benim şiirim, kitaplarım üstüne çok yazmıştır. Bana günler, geceler düzenlenmiştir. Ama ben de sevdiğim şairleri hep önemsemişimdir. Onlara şiirler adamışımdır. Ağıtlarım olsa da, sağken, şiirlerimde adı geçen şairlerimin sayısı az olmamıştır. Bu yönden gönlüm rahattır. Zaman olmuş, eleştiri, kitap tanıtma yerine şiirler yazmışımdır. Bu konuda beni eleştirenler çıksa da (halk şairleri gibi) bu tutumu sürdürdüm. Şimdi, “Evvel Zaman Şairleri” başlığı altında yazdığım şiirlere Rüştü Onur adını da eklemediğime üzgün olduğumu belirtmeliyim.
Muzaffer Tayyip (ki onun çok yakın dostu) Onur’un “Memnuniyet” adlı şiiri hakkında çok ilginç sözler ediyor.

“Benden zarar gelmez
Kovandaki arıya
Yuvasındaki kuşa
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünya ortasında.
“Bu mısraların Salavin’le akrabalığı gün gibi aşikâr değil mi? Ben bunun Rüştü için bir kusur olacağını zannetmiyorum. Zaten Duhamel, (…) verdiği konferansta Salavin’in yirminci asır insanı olduğunu iddia etmemiş miydi? Yirminci asırda yirmi iki yıllık ömrü olan Rüştü’nün, yirminci asır insanının sentezi olan Salavin’e benzeyişinden daha tabiî ne olabilir?”
Görüleceği üzere, yirmi iki yaşında yaşama veda eden genç bir şair, kısacık ömründe dünyanın neresinde ne var ne yok öğrenmeye çalışmış, şiiriyle akrabalıklar kurabilmiştir.
Rüştü Onur şiirlerini, Yeni İnsanlık, Varlık, Ses, Bağ, Servetifünun, Ocak, Yeni Zonguldak gibi dergi ve gazetelerde yayımlattı. Onun şiir anlayışını bence en doğru değerlendiren Oktay Rifat olmuştur: “Rüştü Onur lirik bir şairdi. Türkiye’de geç başlayan bir hareketin bayrağı altında şiir yazıyordu.”
Rüştü Onur’un kısa yaşamını onulmaz acılar kaplamıştır. Kısa süren evliliği o acı yaşamın bir parçasıdır. Hastanede, Mediha Sessiz adlı tifo tedavisi gören bir kızla tanışır ve evlenir. Ne yazık ki, tifo hastalığından zayıf düşen Mediha’yla çok az birlikte olurlar. Karısının ölümünden sonra, şairimiz, Şair Leyla Sokağı’nda , ciğerlerinden kan gelmesi nedeniyle, boğularak ölmüştür.
Şairin adını taşıyan, üçüncü hamur kağıda basılmış söz konusu kitapta, 74 şiirin yer aldığı görülüyor..Yazımı, onun “Şair Leyla Sokağı” adlı şiirinden seçtiğim dizelerle bitirmek istiyorum:
“Ölüm nefesinde nasıl olsa
Amma henüz vakit erken
(…)
Dur bakalım hele
Ben salata satayım
Şair Leyla Sokağı’nda
Sen gene koş
Bez fabrikasındaki
Tezgâhının başına.”

(*)Rüştü Onur, Salâh Birsel, Yeditepe yayınları, No:59, 1956, İstanbul
Altınoluk/ 15.11.2008


GÜL VE TÜL

her aşk kendini yaratır, kehribar
bir gül dalından düşer geceye.

o sağır izbede yaşanan ibadet
çingene sofrasında gümüş şamdan

durmadan yanar anka
küllerinden doğurana kadar kendini

tarihsiz büyürken o kent, tedirgin
gülüşler gibi saklanır deniz

gül dalından düşer
tül yakılır başında epiros’un!

İbrahim TIĞ

03 Aralık 2008 Çarşamba

Alaz Sayı 8

Alaz Edebiyat Dergisi – her alazdan bir şiir doğar
Yıl 2, Sayı 8
Aralık 2008,Ocak, Şubat 2009
Kış Sayısı
Her Mevsime Bir Alaz
Alaz’ın 8. sayısında Kıbrıslı şair Fikret Demirağ ile söyleşimiz yer alıyor. “Aslında yalnız 'Akdeniz'in dalgaları'nı değil, bütün bir hayatı dinleyerek yazıyorum şiirimi. Yaşadıklarımızın 'ruhu'na ve kendi ruh yaralarıma yoğunlaşarak… Önümüzden akıp geçen hayat adlı sudan 'kalıcı' olanı yakalamaya çalışarak… 'Yaralı Kıbrıslı' ya da 'Yaralı insan' olmaktan anladığım böyle bir şey. Geçmişte Kıbrıs'ta yaşananlar tam bir trajediydi ve hepimizde derin izlerini bıraktı. Yaşanan travma kolay kolay atlatılacak gibi değil. Hoş, dünyanın bugünkü genel görünümü ve hele gezegenimizin sürüklenmekte olduğu küresel felaketin yanında bizimkine solda sıfır bile denebilir. Ama gene de, herkesin halinden gene herkesin kendisi anlar. Benim gibilerini bir de şiiri anlar. Kıbrıs Trajedisi'nin beni nasıl etkilediğinin en kapsamlı içi dolu yanıtı şiirlerimdir (ya da, şiirlerimdedir).” diyor Fikret Demirağ.

Dosya konumuz “Türkçe’nin ulusal onuru Nâzım Hikmet” .
Yazılar: M.Sadık Kırımlı, Seçil Özcan, Ömer Akşahan, Zübeyde S.Turan ve M.Mahzun Doğan

Deneme, öykü, kitap tanıtım yazıları: “Bir delta Attila İlhan, Cevdet Yüceer, “Sesim kan kaybediyor” İlker İşgören, “Sanki yalnız” Hülya Deniz Ünal , “Issızlıkta” Metin Soydeveli ,”Kuşlar” Gönül Çatalcalı, “Bir şeyin sıfırlandığı hal, onun nü halidir”Tuğrul Asi Balkar.Şiir, Her Zaman Yeniden, Mine Ömer.

Şiirler: Nihat Behram, Fikret Demirağ, Nefise Karataş, Dinçer Sezgin, Ahmet Günbaş, Mehmet Atilla, İhsan Topçu, Volkan Şenkal, Baki Yiğit, Osman S.Erkekli, Bülent Güldal, Hakan Cem, Perihan Baykal, Mustafa E.Kılıç, Ahmet Uysal, Duygu K.Aksoy, Atila Er, Hakan Kartal, Didem Gülçin Erdem ve Fatih Yavuzçiçek .

Genç Kalemler: Ömür Özçetin, Can Sever ve Melda Karyelioğlu.

Karikatür: Kemal Urgenç
Bulunduğunuz şehirdeki kitapevlerinden ALAZ'ın 8. sayısını alabilirsiniz.ALAZ yine 40 sayfa, yine 2YTL.Alaz'a ulaşamadığınız zamanlarda alazdergi@hotmail.com'dan bilgi alabilirsiniz.Abone Koşulları: 6 Sayı - 10 YTLPosta Çeki Hesap No: Emine Ömer adına, 5345863Ürün göndermek için yazışma adresimiz;alazdergi@hotmail.comalazdergi@mynet.com"Genç Kalemler" sayfamızda, ilköğretim ve lise öğrencilerinin deneme, şiir veya öykülerini yayımlıyoruz."ALAZ " yeni seslerin sesi olmaya devam ediyor...




İletişim Adresi : PK.25 Karşıyaka/İzmir
E-Posta: alazdergi@mynet.com
alazdergi@hotmail.com


Alaz, İzmir'de
Pan Kitabevi - KarşıyakaŞan Kitabevi, Ankara İlköğretim yanı - KarşıyakaPatasara Kitabevi - KarşıyakaYakın Kitabevi - Alsancak
İletişim Kitabevi - AlsancakKabile - KonakAmazon D - Güzelyalı
Mersin , Adana, Konya - Dağıtım, Kitapsan

Ayrıca;

Sabancı Müzik Kitap - Adana
Ankara dağıtım - Dost Kitabevi
Ankara'da tüm seçkin kitabevlerinde
İstanbul
Seyhan Müzik - Kadıköyİmge Kitabevi - KadıköyKibele Kitabevi - Caddebostan

Pandora - İstiklal Caddesiİstiklal Kitabevi - İstiklal Caddesi
Beyaz Adam - Bakırköy


BursaEzgi Kitabevi
Düzey Kitabevi, Heykel - BursaNevşehir - Kitap SarayıKayseri

Bilge KitabeviÖzömür KırtasiyeSinop - Yağmur KırtasiyeDiyarbakır - Atlas KitabeviMuş - Karınca KitabeviDenizli - Yaprak KitabeviŞanlıurfa - A.K.M Sahaf Kitabevi

Antakya - Seçkin kitabevlerinde.


KKTC, Yay Sat dağıtım.



_HER MEVSİME BİR ALAZ_

25 Kasım 2008 Salı

SERGİYE DAVET

AYAKKABI KARİKATÜRLERİ VE SERGİYE DAVET
Bu yıl 3.düzenlenen İdesbaş Ulusal Karikatür yarışma sergisi yarından sonra açılıyor. Konusu "Ayakkabı" olan yarışmanın ayni zamanda ödül töreni de yapılacak. 16 Aralık'a kadar açık kalacak sergiye, İzmirli çizerleri ve tüm sanatseverleri bekliyoruz.
YER: Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi Sanat Galerisi
TARİH:27 Kasım 2008 (Perşembe)
SAAT:18








24 Kasım 2008 Pazartesi

“Yazlık Sinema”

“Yazlık Sinema” Hakkında

Ruşen Ergün, gözyaşlarını mutfak taşlarına akıtan, hayallerini beyaz bir masa örtüsü

kadar temiz tutan; yaslarını, hüzünlerini çeyiz sandıklarında lavanta kokusu gibi saklayan kadınların, genç kızların öykülerini yazıyor... Yaşamak için kendilerine bir parça yer açmaya çalışırlarken, bazen yakın buldukları bir can şenliğine, bazen birbirlerine, bazen de içlerine dönerek acılarını serinletmeye çalışıyorlar...

Erkeklerin gölgesinde, kapı aralarında, pencere önlerinde, daracık odalarda, mutfak içlerinde, akşam çaylarında, kocaların gönlü yapılırsa gidilen yazlık sinemalarda suskunluklarını bozup; bazen dışa vuran öfkeleriyle, bazen kederleriyle, bazen de gizli bir hüzün taşıyan neşeleriyle bu kadınların öyküleri, yüzümüzde sararan bir gülümseme de bırakıyor.

Yazarın renkli, şenlikli, ayrıntı zenginliğiyle yüklü anlatımının yanında, öykülerini içtenlikle anlatan öykü kişileri, bizi alıp çocukluğumuza, sevinçlerin olduğu kadar acıların da ortaklaşa yaşandığı kıyı mahallelerin sokaklarına, evlerine kadar götürüyor. Kimi zaman yaşadıklarına dışarıdan tanıklık ediyor, kimi zaman da içlerine kadar sokulup onlarla birlikte savrulmalar yaşıyoruz.

Ruşen Ergün’ü öykü serüveninin başından beri izleme olanağım oldu; gösterdiği özveriyi, çabayı biliyorum. Dosyasını okuduktan sonra yanılmadığımı anladım ve bundan büyük bir sevinç duydum. Yolu açık olsun. (Zafer Doruk)

Ruşen Ergün, Hatıra Bunlar öyküsünde “Yıllar sonra lambadan çıkacak olan cin, sahibinin dileğini yerine getirecek mi,” diye soruyor. Bu sorunun yanıtı onun öykülerinde ilmeklerle birbirine bağlanan küçük ayrıntılarda gizli. Sahipleri tarafından terkedilmiş hatıraların, gündelik yaşam içerisinde sahiplenmeye değer görülmeyen birçok ayrıntının tek sahibi yazarın yalın dili. Bu ilk kitaptaki öyküler sahibin dileğini yerine getirme vaadinde bulunuyor. Bu vaad öykü adına heyecan verici... (Jaklin Çelik)

Ruşen Ergün 25.Ocak.1966 tarihinde Gaziantep’te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Dicle Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İngilizce Öğretmenliği Bölümü ile Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Fakültesi mezunu. . Evli, 19 yaşında bir kızı var.

İlk öyküsü Varlık Dergisi’nde, ilk şiiri Şehir Dergisi’nde yayınlandı. Şiirleri, öyküleri, öykücülerle söyleşileri, araştırma-inceleme ve kuramsal yazıları halen çeşitli dergilerde yayınlanmaya devam ediyor.

“Yazlık Sinema” ilk öykü kitabıdır. Eylül-2008 tarihinde Kanguru Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

Ödülleri:

“Kayıp” isimli öyküsüyle 2006 Samim Kocagöz Öykü Yarışması 3.lük ödülü,

“Perde” isimli öyküsüyle 2007 Afyon Kocatepe Öykü Yarışması mansiyon ödülü,

“Perde” isimli öykü dosyasıyla 2007 Sabit İnce Edebiyat Ödülleri, Öykü Dalında 2.lik ödülü.

Öykülerinin yer aldığı antolojiler:

*İşçi Öyküleri – Timsah’ın Ağzındaki Usta (2006)

*Kadın Öyküleri (2007)

*Hüzün Dolu İşçi Öyküleri (2008)

HOMUR KRİZ ÇIKARDI


Yaklaşık 10 yıldır yayımlanan Homur Mizah dergisi, son sayısını "Kriz"e ayırdı. Diğer sayılarından farklı boyutda ve renkli yayınlanan son sayısı Birleşik Metal-iş sendika gazetesiyle birlikte dağıtıldı. Homur Mizah Grubunun hazırladığı derginin kapağında İlker Ekici'nin karikatürü bulunuyor. Arka kapağında ise Aziz Nesin'in öyküsünü Devrim Demiral karikatürleriyle süslemiş. Bu sayısına katkıda bulunan diğer yazar-çizer kadrosu; Atay Sözer, Canol Kocagöz, Dinçer Pilgir, Emre Bakan, Ferit Turan, Lütfü Çakın, Muhammet Tunçsan, Mustafa Çalıkoğlu, Mustafa Yıldız ve Savaş Ünlü'den oluşmuş.

21 Kasım 2008 Cuma

DÜŞÜNBİL Sayı 7-8

DÜŞÜNBİL
3 AYLIK DÜŞÜN / YAZIN DERGİSİ
Yıl 3 / Sayı 7-8 / Kış-İlkbahar / 2008-2009
Ederi: 5 YTL
Sayfa Sayısı: 48

İÇİNDEKİLER

Düşünsel: Olcay Yılmaz
“Herkes Senin Gibi Düşünmek Zorunda mı?”

Yazılar...

Tansel Semir
Bilinç ve Güdünün Savaşı
İnsan Davranışlarını Neler Belirler?

Evren D. Bilgin
Laiklik, İnanç ve Bilinç

Olcay Yılmaz
Toplumsal Bilinç

Eren Bilge
Nereden Geldik Nereye Gidiyoruz

Tan Doğan
Yalan ya da Bir Sorgulama Denemesi


Deneme/Anlatı
Ayşe Demiroğlu, Hüseyin Yılmaz, Tansel Semir

Anı/Öykü
Eren Bilge, Erhan Tığlı, Suzan Şan

Şiirler

Abdulsemet Telimen - Ahmet Uysal - Alper Şahin
Arzu Karadağ - Aşık Şah Turna - Atilla Yaşrin
Aytekin Orhan - Baki Yiğit - Bülent Güldal
Canan Al - Fatih Buğra Yener - Fatih Yavuz Çiçek
Ferruh Alışır - Hacı Cırık - Hüseyin Yılmaz
Melek Avcı - Meral Uludağ - Murat Olğar
Oğuzhan Soykan - Olcay Yılmaz - Ozan Şiar
Sami Arslan - Tan Doğan

Söyleşi
Hüseyin Yılmaz

Karikatürleriyle
Mustafa Yıldız

Kitap/Yapıt Köşesi
Sinema
Müzik Köşesi
Düşün-Çiz
Bilim ve Yaşam

Bir sonraki sayımızın konuları: Bilim, Bilim İnsanı, Evrim ve Dil
konuları üzerine olacaktır. Düşün ve yazın çalışmalarınızı bekleriz.

Üyelik Koşulları
Yurt İçi : 6 Sayı 30 YTL
Yurt Dışı: 6 Sayı 20 Euro / 25 $
Üye olmak için katılım payını herhangi bir
postaneden Olcay Yılmaz adına
Posta Çeki No: 55 74 932 posta hesabına
yatırmanız gerekmektedir

İnternet Adresi
dusunbil.blogspot.com
site.mynet.com/dusunbil/index.htm


İletişim
dusunsel@hotmail.com
dusunbil @gmail.com
dusunbildergisi@gmail.com

Adres
Olcay Yılmaz
PK:17 35161 Buca / İzmir

Basım
Emre Matbaası
855 Sk. No:51 Konak/İzmir

Dağıtım:

İzmir

Pan Kitabevi- Karşıyaka
Yakın Kitabevi- Alsancak
İletişim Kitabevi-Alsancak
Kabile Kitabevi- Konak
Devrim Kitabevi- Konak
Gürsel Kitap – Üçkuyular/Hatay
Amazon Kitabevi – Balçova
Şafak Türküsü Cafe Türkü ve Şiir Evi, 161. Sokak No: 10 / C (Küçükpark-Bornova)
Z Kitabevi – Konak/Kızlarağası Hanı
İskenderiye Kitaplığı - Konak/Kızlarağası Hanı
İstanbul: (10 Aralık 2008 Tarihinden sonra)

Mephisto Kitabevi (Beyoğlu),

Remzi Kitabevi ve Şubeleri

Mephisto Kitabevi (Kadıköy),

İmge Kitabevi (Moda)


Ankara: (10 Aralık 2008 Tarihinden sonra)


Dost Kitabevi-Karanfil Sokak

İmge Kitabevi- Konur Sokak

Bilim Sanat Kitabevi- Konur Sokak

Eylül Cafe- Konur 2 Sokak, No: 35 / 6


Adana:

Kitapsan (Magazin ve yalan içeren dergileri sattıkları için gerçekçi Düşünbil Dergisini geri çevirdiler…)

Not: Adana ve çevresinde Düşünbil’e ulaşmak isteyen okurlar iletişim adreslerimize, kendi adresleri ile birlikte posta göndererek Düşünbil’i edinebilirler…


Dergimize çalışma/ürün gönderen yazarlarla ilgili;
Dergimiz “Düşünbil”, adından da belli olacağı gibi düşünsel içerikli bir dergidir. Dergimizin bir çizgisi olup, bu çizgi; bilimden, düşünceden, toplumdan yana çalışmaları kapsamaktadır. Dergimizde yayınlanan ürünlerin tek buluşma yeri "düşünce"dir. Ün, mevki, para, mülk, vb. bireyci isteklerin arkasından koşan ve dergimizi buna araç edinenlerin “Düşünbil”de yeri olamaz, olmayacaktır. Okumayan, bilgilenmeyen, araştırmayan, sorgulamayan ve düşünemeyenlerin buluşma yeri “Düşünbil” olamaz. Düşünceden, bilgiden, bilimden, toplumdan, sevgiden, paylaşımdan yana olanların dergisi olacaktır “Düşünbil”. Gönderilen çalışmalar bu yönde değerlendirilecektir.

Çalışmalarınızı "Düşünbil" dergisine gönderirken özen göstermeniz gerektiğini düşündüğümüz bir kaç konu:
- Çalışmalarınızı olabildiğince yabancı sözcüklerden arındırılması;
- Konularınızın daha çok toplumsal içerikli (bilgilendirici ve düşünmeye yöneltici) olması;
- Düşüncelerinizin açık bir dille yazılmış olması;
Dileğiyle...

Not: Düşün yazısı göndermeyenlerin Yazın ürünlerine yer verilmeyecektir…


DÜŞÜNBİL





Yankı son sayı

BU SAYININ SÖYLENECEK SON SÖZÜDÜR

-
Gençlere “f şıkkıdır” gözüyle bakanlara “hayır!” diyoruz
Gençlerden kendine bu gözle bakanlara ise ne diyeceğimizi bilmiyoruz
-

y)

Ucuzluğu ve çirkefi maskeler dâhilinde allayıp pullayarak daha dur! Diyemeden gözümüze sokuşturan bir düzen zihnimizi yoğurmaktadır. Yaladığımız parmağımızla bal tutmadığımızın farkında değiliz henüz


a)

Önce garipsediklerimiz alelade şeylermiş gibi benimsetilir daha sonra normal olana garip gözlerle bakar oluruz. Vücuda gelen paradoks ne acıdır ki bakmaya ürktüğümüz yüzlerimiz aslında yabancı gördüğümüz yüzlerle aynı şekli almıştır zamanla


n)

Koca koca yaprakları bir çırpıda düşürdü bu hazan mevsimi. Arkadan gelenlerin işi artık daha da zorlaştı. Çok şey bildiğini düşünenler hiçbir zaman bahis mevzuu olmamıştır bizim için, şu an için de değildirler. Biz diyoruz ki cahilliğin kirli heyecanıyla çokça titredik, bu gömleği sıyırıp atmak belki zor ve alışılmadık fakat bir o kadar da zaruridir


k)

İnsan düş görmektedir. Özgürlük, düş görenin avucuna bırakılmış en kadim bir tutsaklıktır. Kişi özgür bırakılmış ve kendini her hale sokabilecek duygu, his ve heyecanlarla donatılmıştır. Duygular ki törpülenip uygun hale getirildiğinde her kapıya uyan anahtar şekline girer ya da tam tersi bir hal alarak her kapıda kırılır ve parça parça azalır, biter


ı)

“Tohum at bitmezse toprak utansın” lakin en ufak toprak parçası bulunamayan betonvari zihinler var, yağmur yetmez oldu çoktandır. Bir kutsal sevmek görevinin ve nicesinin altından kalkmak ne çok güçleşti. Ellerimizin çaresizce koynumuzda kalmasından korkuyoruz.

Biliyoruz ki bu kubbede bizimde bıraktığımız yalnızca ve yalnızca bir hoş sada olacak. Sözümüzün dudaklara ve zihinlere heyecan katmasını, yerin kulağını dahi çınlatan dinmez bir yankı oluşturmasını umuyoruz. Sesimizin “Yankı”sını, varlığından güzellikler bekleyerek maddeye büründürdük. Elinizdeki bu kaynaktan dilediğinizce nemalanınız. Selam ediyoruz ilk sayımızla birlikte…

YANKI! BU SAYI GELECEĞİN ÖĞRETMENLERİNE ADANMIŞTIR


İÇERDEKİLER VE SÖYLEDİKLERİ



Yankı DERGİSİ Sayının Son Sözüdür

Rüstem BUDAK Kutsalıma Dokunma

Ahmed H. ŞAHİNBEY San(dım)ki

S. Volkan SARI Öğretmen Adayları İçin

Ceyhun Atuf KANSU Dünyanın Bütün Çiçekleri

İbrahim BAYAR Günümüz Gençliğinin Edebiyata Bakışı

Şeyma AKKAN Türküler Umut Söylemiyor mu?

Serkan ALTUNTAŞ Sahici Hayatlar Sahte Fotoğraflar

Serhat KILINÇ Sessiz Harfler İçin

Kazım SANCAR Sensizlikte Kaybolan Bedenim

S. Volkan SARI Physical and Mental Developmen Of Children

Abdulkadir AKDEMİR Herkes Gibi

YANKI DERGİSİ Biraz Gülsek Nasıl Olur?


Sevgili Yankı okurları

Dergimiz ilk sayısı ile teşekkül etmiş bulunmaktadır. Edebiyat ortamında belli bir zemin aranacak, her alanda yararlı dergicilik anlayışı ile hareket edilecektir. İlk sayı itibariyle elden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Tabi ki verimin en üst seviyede sağlanması için olgunlaşmaya, olgunlaşmak için de zamana ve kaynağa ihtiyacımız bulunmaktadır. Yankı’nın vücut bulmasında herhangi bir maddi beklenti gözetilmemiştir. Bu nedenle yeri geldiğinde parasal yönden sıkıntılarımız olacağı, söylemeye hacet bırakmayacak kadar açıktır. Bizi okuyan, beğenen, güzel şeyler yapmaya çalıştığımızı anlayan arkadaşlarımızı destek olmaya çağırıyoruz. Reklam vb konularda yardımım dokunur diyen arkadaşlar verdiğimiz adreslerden bize ulaşabilirler.

Ayda bir çıkacak olan Yankı dergisi yazmak konusunda eleştirel, geliştirici, yardımcı olarak da yanınızda olacaktır. Yayımlanmasını istediğiniz deneme, şiir, makale, gezi yazısı, mektup, günlük vs gibi yazıları internet adresimize gönderebilirsiniz. Çok, azın birikmesiyle oluşur. Buna doğru diyorsanız böyle buyurun.

Vesselam…

BİR ÇİFT KANAT EN GÜZEL YANKIDIR


Yazı içeriğe dairdir. Kısaltılarak alınmıştır

yankiedebiyat@hotmail.com

a.k.kadir@hotmail.com

www.yazarlariz.com



Zemheri Edebiyat 6. Sayısıyla Okurla Buluştu

6. Sayıda: Hüseyin Peker, Onur Caymaz, Yıldız Ramazanoğlu, Mehmet Aycı, Sıtkı Caney, Hülya Soyşekerci, Hüseyin Akın, Sibel Eraslan, Mustafa Uçurum, Osman Hakan A., Yavuz Türk, Mustafa Oral, Mehmet Şamil Baş, Suavi Kemal Yazgıç, Kadir Aydemir, Burak Tokcan, Turgut Türksoy, Hasan Tülüceoğlu, Üzeyir Lokman Çaycı tarafından "Edebiyatımızın Biyografisi Eksik" dosyası için gönderilmiş güncel biyografi ve otobiyografiler yer alıyor.

Bu sayıda şair Mustafa Celep ile kitabı "Ateş Bandosu" ve şiir üzerine uzun bir söyleşi, Ebrar Pınar Kara'ya ait çizgi, Üzeyir Lokman Çaycı'dan desen, resim ve fotoğraf olarak Sn. Suzan Kölüksüz, dünyaca ünlü ressam Onay Akbaş ve yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın eserlerine yer veriliyor,
Yine Mavera yazarlarından Hasan Tülüceoğlu'nun , Özgün İrade dergisi editörü Abdulaziz Tantik'in ve Adige Batur'un en yeni öykülerine de ulaşmak mümkün . Dopdolu bir sayı ile yoluna devam eden dergide şiir'den incelemeye, gezi'den sinema'ya otuzdan fazla yazı okuyucu ile buluşuyor.

Derginin genel içeriği ise şöyle;
Önsöz
Her şey Tükeniyor/ 6. Sayı Önsöz Niyetine
Röportaj;
Mustafa Celep
Dosya;
Edebiyatımızın Biyografisi Eksik
Şiir;
Meleklerin Nazarı Var / Mehmet Türkmen
Günebakan Çiçeği / Atilla Yaşrin
Üç Ve / Tan Doğan
Akortsuz Hayaller / Adnan TAŞ
Sardunyalar / Murat Serkan Önder
Bir Sen Ki Bin Muamma / Abdulsamet KILINÇ
Vurdum Duymazsın / Abdulkadir Akdemir
Aşkın İhtilâli / Halil İbrahim Polat
Hep / Ahmet Yılmaz Tuncer
Deneme;
Yüreğin Değiyor Sözlerime Meyl! Ö/z/lüyorum
Encam- ı Sema / Ceyhun Emre Teoman
Aşk Durdu Boğazıma / Gülnaz Eliaçık
Nil'in Bahçesi / Nergihan Yeşilyurt
Dünyaya sesini duyurmak / Ceyhun Köse
Gül'e Dair/ Abdurrahman Apaydın
Öykü;
Ene'l Aşk / Adige Batur
Yabancılaşmayı Ruhunda Hissetmek / Abdulaziz Tantik
Kadın Şehir ve Oğlan / Ersan Er
Tefrika Öykü: Mihman, Bölüm-2 / Yahya Kurtkaya
Kırık Yaz / Hasan TÜLÜCÜOĞLU

Makale;
Bugün Günlerden Muş / Taylan Özkan
Engin Çeber, Metin Göktepe, Festus Okey ve Utanılası Tavrımız / Kerem Buldu
Sansürlü Yazı / Tarık Saydıran
Sökülük, Kestane Ağacı ve Cibe / Leyla Marankoz
Dergilere Yazı Gönderme Âdâbı / Said Ercan
Mektup;
Bir Aşk Kaç Biz Eder? Bir Aşk Kaç kere ölüm? Züleyha Çay
Ruhumun Zindanından Anneme Mektup / Murat Hazine
Avusturalya Mektubu / Tuba Ünal
Sinema;
Bir Türk Sinema Kültü Uçurtmayı Vurmasınlar / H. Metin Avcı
Gezi;
Bir Bilmez Seyyahın Gezisi / Ümit Sönmez
İnceleme;
Tevellüdü İstanbul Olan Bir Şair; Andre Chenier / Öznur Tunç
Çizgi;
Ürkek ve Masum/ Ebrar Pınar Kara
Desen;
Lokman Üzeyir Çaycı
Ve
Konuşan Fotoğraflar ,
BÜYÜK HARF ,
Tavır,
Tanıtım,
www.zemheriedebiyat.com
zemheridergi@hotmail.com

Saygılarımızla...

Her şey tükeniyor, hızla bir çukura yuvarlanıyoruz. İnsanlık ve insanlığımız yıpranıyor "zor zamanlar" a giriyoruz önce birer birer sonra topyekûn, her şey tükeniyor azmimiz, dostlarımız, üretkenliğimiz, hayata dair umutlarımız, "büyük insanlık ideal"imiz, güvenimiz, 'barış'ımız tükeniyor, hayat hâlâ bizden yana değil ne acı! Söylemlerimiz tükeniyor, direncimiz kırılıyor, Ah! ne çok ihtiyacımız var gözlerinde parıltıyla çıkıp gelecek dünyayı değiştirme arzusuyla sevdalı çocuklara… "Zemheri de uzadıkça uzadı Seni baharmışsın gibi düşünüyorum" (Ahmet Arif) Dünyanın zemherisi uzuyor, evrensel hüzün korosu genişliyor. Bir edebiyat dergisinin yeni sayısı yaşlı dünyanın damarlarına taze bir kan vermek değilse neden yayınlanır ki? Zemheri Edebiyat yeni sayı eski yaralarımıza yeni bir merhem. Yeni sayımız hâlâ tükenmeyenler için, başka bir dünyanın özlemini çekenler için, gözlerinde ki parıltıyı kaybetmeyenler için hayırlı olsun. Teşekkür 5. Sayımız 60 dan fazla kültür-sanat edebiyat sitesinde duyuruldu, tanıtıldı. Bağımsız bir edebiyat anlayışı adına bu bizi çok sevindirdi hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Ve aklımızdan hiç çıkmamışken; kırlangıçlara, kardelenlere, Kudüslü çocuklara, Malazgirtli çiftçi amcalara, Karadenizli fındık işçilerine, gecekondu sakinlerine ülkemizin tüm konfeksiyoncu kızlarına teşekkür ederiz. Saygılarımızla... www.zemheriedebiyat.com

20 Kasım 2008 Perşembe

MUSTAFA YILDIZ’A FAİR PLAY ÖDÜLÜ

MUSTAFA YILDIZ’A FAİR PLAY ÖDÜLÜ
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Fair Play konseyinin iki yılda bir düzenlediği, bu yıl 9’uncusu düzenlenen Ulusal ve Uluslar arası Fair Play karikatür yarışmasının 2007-2008 ödülleri kazananlar belli oldu. Bedri Koraman başkanlığında Olimpiyatevi’nde toplanan jüri yaptığı çalışmalarında 29 ülkeden 692 eseri değerlendirdi. Yarışmaya Güney Kore, Moldova, Macaristan, Özbekistan, Sırbistan, Romanya, Suriye, Ukrayna, İran, Yunanistan, Belaruz, İsrail, Çin, Bulgaristan, Karadağ, ABD, Singapur, Rusya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Brezilya, KKTC, İtalya, Azerbaycan, Endonezya, Hindistan, İsveç, Belçika’dan 692 eser katıldı. İzmirli çizer Mustafa Yıldız ilk beşe girmeyi başardı. Şubat ayında yapılacak törenle ödülünü alacak olan çizerin daha önceden 27 ödülü bulunuyor. Birçok gazete ve dergide çizen Mustafa Yıldız, Saat Kulesi Karikatürcüler grubu olarak etkinliklerini sürdürüyor.

18 Kasım 2008 Salı

Berfin Bahar 129. Sayı


Berfin Bahar
Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Kasım 2008 – 129. Sayı, 6 YTL
ISSN 977-1300-53-9
BARKOD NO: 9771300539-129



68 Kuşağının Bağımsızlık Sevdası
40 Yaşında

Bu Sayıda:

Sunu / 4

Öner Yağcı / 68 Kuşağının Bağımsızlık Sevdası 40 Yaşında / 5
68 Kaynakçası / 13

Turhan Feyizoğlu / ‘68’de Gençlik Ne İstiyordu? / 15

Seyyit Nezir / Liberalizmin Bugünü ve ‘68 / 19

Bertan Onaran / Küba’da Devrimin 50. Yılı / 25

Yılmaz Dikbaş / ABD’nin Demokrasiye Karşı Savaşı / 28

M. Demirel Babacanoğlu / Özgürlük / Şiir / 34

Halit Payza / Epilepsi Üzerine Mediko-Politik ya da
Politik Meditasyon-1 / 50

Erdal Süsem / Guernica / 63

DENEME / ANLATI: Ruşen Hakkı 42 • Nusret Gürgöz 45 • Ayten Özmeral 46 •
ÖYKÜLER: İzzet Harun Akçay 22 • Huriye Saraç 30 • Ahmet Nesin 41 • M. Fikret Ünlüer 48 • Sadık Yılmaz 60 •
ŞİİRLER: Oya Mercan 9 • Yetkin Aröz 12 • Sabri Kuşkonmaz 17 • Yılmaz Gruda 21 • İdris Atmaca 23 • Fatih Buğra Yener 24 • Türker Özşekerli 26 • Sıtkı Salih Gör 29 • Kaan Turhan 31 • Cazim Gürbüz 33 • Necmettin Çakır 35 • Atilla Yaşrin 37 • Hasibe Sönmez 40 • Evin Okçuoğlu 41 • Perihan Baykal 43 • Roj Özlem Aksoy 45 • Gökhan Tuç 49 • Ahmet Saraçoğlu 53 • Arzu Karadağ 55 • Ayhan Can 59 • Arif Tuncer Avcı 61 • Meral Uludağ 69 • Deniz Gevende 77 • M. Güner Demiray 79 •
KİTAP: Hasan Akarsu 66 • Erdal Ateş 68 • Lütfi Kaleli 70• Ayşe Kaya Şan 71 • İsmail Biçer 72 • Zeynep Aydın 73• Kapak Arkası 74 •
MÜZİK: Albümler Arasında 79 •
HABER ETKİNLİK: 80 •
KAPAK: Mehmet Özalp •

Abone Koşulları:
Yurtiçi, Yıllık (12 Sayı): 60 YTL.
Yurtiçi, 6 Aylık (6 Sayı): 36 YTL.
Cezaevlerine; Yıllık (12 Sayı): 30 YTL.
Resmi Kurum-Kuruluşlara; 12 Sayı: 84 YTL
Resmi Kurumlara Birim Fiyatı: 7 YTL.
Yurtdışı: 12 Sayı, Avrupa: 50 Avro;
ABD ve Uzakdoğu: 85 Dolar
Yurtdışı Fiyatı: 4 Avro

(Yurtiçi ve yurtdışı abone bedelinin Türkiye İş Bankası İstanbul - Cağaloğlu Şb. Berfin Basın ve Tic. Ltd. Şti. 1095-558371 nolu TL. hesabına yatırılması rica olunur.)

Posta Çeki No: Befin Basın Yayın Tic. Ltd. Şti., 5096824

Adres: Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han,
No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112 - İSTANBUL
Tel: (0.212) 513 79 00 Fax: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net
e-posta Adresi:
berfinbahar@berfin.net



DERGİ SATIŞ NOKTALARI:

İstanbul: Mephisto Kitabevi (Beyoğlu), Nezih Kitabevi (Kadıköy), Remzi Kitabevi Mağazaları (İstanbul ve diğer iller), Kabalcı Kitabevi (Beşiktaş), Berfin Bahar Dergisi (Cağaloğlu), Mephisto Kitabevi (Kadıköy), Seyhan Müzik (Kadıköy), İmge Kitabevi (Moda)
Ankara: Dost Kitabevi, İmge Kitabevi, Remzi Kitabevi
İzmir: Şafak Türküsü Cafe Türkü ve Şiir Evi, 161. Sokak No: 10 / C (Küçükpark-Bornova)
Adana: Kitapsan,
Mersin: Kitapsan.

Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi - Sayı:24 (Kasım-Aralık

Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi - Sayı:24 (Kasım-Aralık)



İÇİNDEKİLER


SÖYLEŞİ / “Mahmut Temizyürek” / Tümay Çobanoğlu
Yaşar Kemal / Öykü / Süpürge
Sevgi Koşaner / Oykü / Gündüz Masal Anlatanın…
Fulya Bayraktar / Öykü / Bitik Söz
Ceren Alptürkan Erdil / Öykü / Duvar

DOSYA / "Türkiye’nin En Güzel Kazası - Adalet Ağaoğlu" / Feyziye, Fulya, Sofya
Berna Akkiyal / Tülay Akkoyun / Güner Arslan / Hilal Dündar
Nur Figen Feslioğlu / A. Cüneyt Issı / Serhat Ulağlı
Sainte Pulcherie Fransız Lisesi Öğrencileri
Adalet Ağaoğlu / Dosya-Öykü / Yan Kapı
Kemal Urgenç / Karikatür

SÖYLEŞİ / “Nur Saka” / Ayşegül Tercan
Duygu Gücük / Deneme / Masallar ve Kadınlar
Dezsö Szomory / Çeviri Öykü / Minik Sonat
Gürkan Karaoğlu / Öykü / Öteden Gelen
Burak Çıtanak / Öykü / Hamam Böceğinin Ölümü
Onur Işık / Öykü / Felaket Dinletisi

EDEBİYAT TARİHİMİZDEN / “Faruk Nafiz Çamlıbel” / Fevziye Alper
Murat Uğurlu / İnceleme / Masumiyet Müzesi Üzerine
Sofya Kurban / İnceleme / Dünyadan Kaçamazsın (Cölanj/Taylan Kara)
Emre Fidel / İnceleme / Roni Margulies'e Dair

Hande Baba / Derleme / Paylaşmak İstediklerimiz


ŞİİR
Mahmut Temizyürek • Fazıl Hüsnü Dağlarca • İlhan Berk
Nur Saka • Türker Özşekerli • Zübeyde Seven Turan • Necati Albayrak
Tan Doğan • Utku Kaygusuz • Ahmet Yılmaz • Faruk Nafiz Çamlıbel
Hakan Kartal • Dursun Nadir • Zarife Biliz • Meryem Fehime Oruç


LACİVERT SATIŞ NOKTALARI

ANKARA

TURHAN KİTABEVİ- Konur Sokak

DOST KİTABEVİ-Karanfil Sokak

DOST KİTABEVİ- Konur Sokak

İMGE KİTABEVİ- Konur Sokak

BİLİM SANAT KİTABEVİ- Konur Sokak

EYLÜL CAFE- Konur 2 Sokak, No: 35 / 6



İSTANBUL

ANADOLU YAKASI

İMGE KİTABEVİ- Kadıköy

SEYHAN KİTABEVİ- Kadıköy

AVRUPA YAKASI

MEPHİSTO KİTABEVİ- Beyoğlu- İstiklal Caddesi

PANDORA KİTABEVİ- Beyoğlu- İstiklal Caddesi

SİMURG KİTABEVİ - Beyoğlu



İZMİR

PAN KİTABEVİ- Karşıyaka

YAKIN KİTABEVİ- Alsancak

İLETİŞİM KİTABEVİ-Alsancak

KABİLE KİTABEVİ- Konak


KOCAELİ

FIRAT KİTABEVİ-Belsa Plaza


ESKİŞEHİR

NOBEL KİTABEVİ
ADIMLAR KİTABEVİ


ADANA

KİTAPSAN
GAZİPAŞA BULVARI DURAK APT. NO:5/A

KİTAPSAN
GAZİPAŞA BULVARI BAHRİBEY APT. NO:3/A

KİTAPSAN
ÇAKMAK CAD. ÇAKMAK PLAZA

KİTAPSAN
TURGUT ÖZAL BULVARI AKDOĞAN SİTESİ

KİTAPSAN
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ MERKEZ KÜTÜPHANE ALTI



MERSİN

TEKAĞAÇ KİTABEVİ

KİTAPSAN-MERKEZ
SİLİFKE CAD. KÜLTÜR MERKEZİ YANI

KİTAPSAN-POZCU
GMK BULVARI AKDENİZ APT.

KİTAPSAN-ÜNİVERSİTE
MERSİN ÜNİVERSİTESİ ÇİFTLİKKÖYÜ KAMPÜSÜ ÇARŞI İÇİ



KONYA

KİTAPSAN
M1 TEPE REAL ALIŞVERİŞ MERKEZİ




TEMSİLCİLERİMİZ

Coşkun Karabulut..........0542 254 46 50 / Fethiye
Emin Eser.......................0232 511 00 38 / Tire
Hakan Keysan................0543 611 98 98 / Denizli
Muzaffer Keten..............0536 637 32 88 / Eskişehir
Uğur Bilge......................0535 315 72 82 / Ayvalık
Yonca Yaşar...................0535 823 06 54 / Mersin
Zübeyde Seven Turan....0532 734 27 10 / İzmir
Recep Özkan……………0242 887 28 42 / Kumluca-Antalya

15 Kasım 2008 Cumartesi

"Evrimi en iyi anlatan tasarım"

"Evrimi en iyi anlatan tasarım" düzenlemesi ile ilgili bilgiler:


1- Bu düzenlemenin amacı evrimi en iyi biçimi ile yeni kuşaklara tanıtacak görsel tasarımları oluşturmak.
2- Bu tasarımların kapsamı:
- Tasarım insan evrimini de içine alacak biçimde olmalıdır. (Yalnızca insan evrimini de kapsayabilir.)
- Tasarım her türlü araçla (grafik -Photo Shop, Corel Draw vb-, karakalem, vb. ) yapılabilir.
- Alan sınırlaması yoktur. (Karikatür, grafik tasarım, vektör, vb.)
- Tasarımlar bilimsel gerçekliğe (tarihsel, antropolojik, biyolojik, vb.) uygun olmalıdır.
3- Son gönderim tarihi: 30 Nisan 2009 tarihidir.
4- En iyi üç tasarım 6 sayılık Düşünbil Dergisi üyeliğini kazanacaktır.
5- Tasarımlar Düşünbil Dergisi'nin 9 sayısında yayınlanacaktır...
Soru ve önerilerinizi
dusunbil@gmail.com adresine gönderebilirsiniz...

12 Kasım 2008 Çarşamba

GÜNEY Dergisi

GÜNEY Dergisi
Abone koşulları:Türkiye: Yıllık (4 sayı) 20 YTL (Posta ücreti dahildir.)Almanya: Yıllık (4 sayı) 12 EUROAlmanya dışı: 20 EURO (Posta ücreti dahildir.)(Abonelik için lütfen
Talep Formu'nu doldurun)

Posta Çeki Hesabı:
Güney YILMAZ adına
Tüm PTT Şubelerinden 1 080 894 nolu Posta Çeki hesabı.
(Posta Çeki ödeme masrafı 1 YTL.)
Banka hesapları:Güney YILMAZ adınaYTL Hesap: Garanti Bankası Adana / İnönü Caddesi ŞubesiHesap-No: 715 - 662 92 56IBAN No: TR74 0006 2000 7150 0006 6292 56EURO Hesabı: Garanti BankasıAdana / İnönü Caddesi ŞubesiHesap-No: 715 - 909 18 96IBAN No: TR63 0006 2000 7150 0009 0918 96

Yağmur Yüreklim


Aydın Öztürk
Yağmur Yüreklim


BERFİN YAYINLARI**

Yayınevi: Berfin Yayınları
Kitap Adı: Yağmur Yüreklim
Yazar Adı: Aydın Öztürk
Yayın Yönetmeni: İsmet Arslan
Sayfa Sayısı: 80
Baskı Yılı: Kasım 2008
Baskı Sayısı: 5. Baskı
ISBN 978 - 975 - 7354 - 79 - 6
Barkod No: 9789757354796
Fiyatı: 6 YTL
Boyut: 13.5 x 19.5 cm.
Kapak Cinsi: Bristol karton
Türü: Şiir
Kapak ve İç Resimler: Nuri Can
Kapak Düzenleme: Mehmet Özalp


Arka Kapak:


içimde kırılıp kalır ağlayan sesin
susar yüreğimde yüzün, soluğun susar
sarınıp yarama gitsem, çare değil ki
yüreğimde yangın çıkar, bu şehir yanar

oy dilsizim, oy gülmezim, yağmur yüreklim
oy çiçek bakışlı yarim, rüzgârım benim

sensiz yaralıdır zaman, yıllar yaralı
sararır içimde hüznün, ömrüm sararır
belki kavuşamam sana, ölüm de gelir
bulutlara yazdım seni yağmur yüreklim



Aydın Öztürk’ün Diğer Kitapları

Yanardağ Sıcağında
(Şiir) Ekin Yayınları, 2. Basım, 1991

Bilirim Dayanır Yürek
(Roman) Berfin Yayınları, 3. Basım, 2002

Anımsamanın Zaferi / Cumartesi Anneleri
(Şiir) Berfin Yayınları, 3. Basım, Ekim 2000

Ezberletilmiş Yalnızlıklar / Derin Nehirler Gibi
(Deneme-Eleştiri) Berfin Yayınları, 1997

Ölülerle Hatıra Fotoğrafı
(Şiir) Berfin Yayınları, Şubat 1998

Yağmur Yürekli Mektuplar
(Lirik Metinler) Berfin Yayınları, Şubat 1998

Yürek Sapağı
(Deneme) Berfin Yayınları, Ekim 1998

Bir Sevgi Kırılmasıydı
(Şiir) Berfin Yayınları, 4. Basım, 2002

Afşar Timuçin’le Düşünceye Yolculuk
Aydın Öztürk, Cengiz Yıldırım
(Ortak Kitap) Pencere Yayınları, 1999

Şehriban
(Şiir) Berfin Yayınları, Nisan 2000

Saklı Sevdiğim
(Şiir) Berfin Yayınları, 2. Baskı, Mart 2003

Açılmamış Bir Mektuptu Zaman
(Şiir) Berfin Yayınları, Nisan 2003

Ne Çok Vedalaştık
(Şiir) Berfin Yayınları, Ekim 2005

Güneş Seninle Gitti
(Şiir) Berfin Yayınları, Nisan 2008


** BERFİN YAYINLARI, Berfin Basın Yayın’a aittir.

BERFİN BASIN YAYIN VE TİC. LTD. ŞTİ.
Adres: Cağaloğlu Yukuşu, Evren Han No: 29 / 56 Cağaloğlu 34112- İstanbul
Tel: (0.212) 513 79 00 Faks: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net / e-posta: berfin@berfin.net

Pepo Kuşu


ARSLAN KACAR
Pepo Kuşu


BERFİN YAYINLARI*

Yayınevi: Berfin Yayınları
Kitap Adı: Pepo Kuşu
Yazar Adı: Arslan Kacar
Yayın Yönetmeni: İsmet Arslan
Sayfa Sayısı: 426
Baskı Yılı: Kasım 2008
Baskı Sayısı: 2. Baskı
ISBN 978 - 975 – 6680 – 89 – 6
Barkod No: 9789756680896
Fiyatı: 20 YTL
Boyut: 13.5 x 19.5 cm.
Kapak Cinsi: Bristol karton
Türü: Roman


Arka Kapak Yazısı:


1779-1925 yıllarında İran’da hüküm süren Kacar Hanedanlığı’nın kısa tarihçesiyle başlayıp, 1870 yılında Anadolu’ya gelerek Palu bölgesine yerleşen iki kardeşin yaşamı, Türkiye’nin 60 yıllık sürecinin önemli tarihi olaylarıyla harmanlanarak anlatılmaktadır.
1930’da olayların tetiklediği kan davası nedeniyle iki aile parçalanır. Ana karakter Abbas Mirza’nın ailesi Elazığ’a yerleşir. Keban Barajı’nın yapımına başlandığı yıllarda, toprakları su altında kalanların sorunlarıyla, kent yaşamını etkileyen sosyal ve ekonomik değişimlere tanık olurlar.
Abbas Mirza’nın Elazığ’dan İstanbul’a uzanan sürükleniş yolculuğu, geçmişteki feodal ilişkilerinin gölgesinde süren üniversite, cezaevine yıllarına uzanır. Tahliye sonrası yaşama tutunma mücadelesi 1990’da sıradan bir olayla, Taksim’de tinerci bir çocuğun bıçaklamasıyla biter.

***


ARSLAN KACAR / 2008


1954 Elazığ doğumlu. 1965 yılında YAKARIŞ adlı şiir kitabı çıktı. 1968 yılında sekiz arkadaşıyla ELAZIĞ BÖLGE TİYATROSU’nu kurdu. Resim-Edebiyat-Tiyatro-Felsefe öğrenimi gördü. Çeşitli gazete ve dergilerde resimli roman çizip, muhabirlik yaptı. 1975 yılında KENTERLER TİYATROSU’nda başlayan profesyonel oyunculuk yaşamını aynı yıl girdiği İSTANBUL BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROLARI’nda sürdürmekte. 1977 yılında GÜNEY FİLM’de oyuncu olarak başladığı sinema çalışmalarında, senaryo yazımı ve (Zeki Ökten-Başar Sabuncu-Osman F. Seden-Mehmet Aslan-Ömer Kavur-Zülfü Livaneli-Tunç Başaran-Memduh Ün-Derviş Zaim) gibi önemli yönetmenlere asistanlık yapıp filmlerinde oynadı. 1979 yılında GÜLTEPE HALK EĞİTİMİ MERKEZİ’nde HALDUN TANER’in KEŞANLI ALİ DESTANI oyununu yönetti. 1982 yılında tutuklanıp, 1402 yasa gereği tiyatrodan atıldı. 3 yıl süren tutuklululuk döneminde RECEP BİLGİNER’in UTANÇ DÜNYASI-ERSAN UYSAL’ın SARIGÜL-ERHAN DİLLİGİL’in GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER-ANTON ÇEHOV’un KISA OYUNLARI’nı yönetti. GİDECEĞİN YERE BENİ DE GÖTÜR, SORANA BAŞIMIN BELASI DERSİN ve MERHABA PERŞEMBE adlı yazdığı parodilerde, yönettiği CAHİT ATAY’ın ORMANDA, HALDUN TANER’in KEŞANLI ALİ DESTANI oyunlarında oynadı. 1989 yılında AZERBAYCAN TELEVİZYONU’na DİRİLİŞ adlı animasyon senaryosu yazdı. 1989 yılında, Kültür Bakanlığı adına, senaryolarını yazdığı “İÇİMİZDEN BİRİ YUNUS” ve “GÖNÜLLER SULTANI MEVLANA” adlı iki drama belgeseli, yönetti. 1990 yılında İNGİLİZ TELEVİZYONU’na GÜNEYDOĞU belgeselini çekti. Türkiye’de film çeken Almanların sinema filmine cast çalışması yaptı.
1991 yılında, İstanbul Televizyonu’na “ESİN AFŞAR ŞARKILARIYLA YUNUS EMRE” dramasını yazıp yönetti. Eğitim ve tanıtım filmlerini çekti. 1991 yılında yazdığı, UZUN İNCE BİR YOL filminin güncesi Sinema Dergisi ANTRAKT’da yayınlandı. YUNUS NADİ-1995 uzun metrajlı film senaryosu ödülü aldı. Yazıp, yönettiği KRAL’A OYUN adlı çocuk oyunu 1996/1997/1998 sezonlarında İ.B. Şehir Tiyatrolarında oynandı. 1998 yılında Kaynak yayınlarından ŞAFAK ATI adlı çocuk kitabı çıktı. 1999/2000 sezonunda Kültür Bakanlığı desteği ile MASAL GERÇEK TİYATROSU adına yazıp, yönetip, oyuncu olarak katıldığı İSTASYON adlı oyunu sergilendi. Türkiye’de film çeken Fransızların sinema filmine cast çalışması yaptı. 2001 yılında Ömer Kavur’un MELEKLER EVİ filmindeki rolüyle Sİ-YAD’ın en iyi yardımcı erkek oyuncu adayı oldu. Yazdığı, Melekler Evi filmi güncesi, Edebiyat Dergisi GÖSTERİ’de yayınlandı. Türkiye’de film çeken Danimarkalıların sinema filmine cast çalışması yaptı. 2002 yılında yazdığı, Çamur filminin güncesi Sinema Dergisi ANTRAKT’da yayınlandı. 2002/2003 sezonunda Şehir Tiyatrolarında oynanan, Tekin Özertem’in yazdığı KARAGÖZ’ÜM İKİ GÖZÜM adlı çocuk oyununu yönetti. Yazıp, yönetip, oynadığı DÜŞ ve KLARNET adlı oyun 2006/2007 sezonunda İ.B. Şehir Tiyatrolarında oynandı.
Oyuncu-yardımcı yönetmen olarak çalıştığı oyunlardan bazıları:
2007/ARSLAN KACAR/ARSLAN KACAR-DÜŞ VE KLARNET
2004/CAHİT ATAY/MUSTAFA ARSLAN-SULTAN GELİN
2003/W.SHAKESPEARE/ALİ TAYGUN-MACBETH
2002/NAZIM HİKMET/RUTKAY AZİZ-MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI
1997/JOSEPH KESSELRİNG/ÇETİN İPEKKAYA-AHUDUDU
1996/SOFOKLES/CÜNEYT TÜREL-KRAL OİDİPUS
1994/NÂZIM HİKMET/MACİT KOPER-ASLOLAN HAYATTIR
1990/ERKAN AKIN/MACİT KOPER-DELİ EDER İNSANI BU DÜNYA
1985/HALDUN TANER/ERGİN ORBEY-GÖZLERİMİ KAPARIM VAZİFEMİ YAPARIM
1982/TURAN OFLAZOĞLU/ENGİN ULUDAĞ-DELİ İBRAHİM
1981/FUAT İŞHAN-BAYRAK BÖYLE YÜKSELDİ
1980/CAN YÜCEL’in W. SHAKESPEARE’den uyarlaması/BAŞAR SABUNCU- BAHAR NOKTASI
1980/EMANUEL ROBLES/EROL KESKİN-MONTSERRAT
1979/CENGİZ GÜNDOĞDU/BURÇİN ORALOĞLU-KARAR-71
197 /PETER WEİSS / ÇETİN İPEKKAYA-SALOZUN MAVALI
1978/PETER WEİSS/BEKLAN ALGAN-MARAT-SADE
1977/ERGİN ORBEY-KURTULUŞ SAVAŞINDAN BELGELER
1977/B.BRECHT/BEKLAN ALGAN-CESARET ANA VE ÇOCUKLARI
1975/ÇETİN İPEKKAYA-KAĞITHANE SEFASI
1975/D.WASSERMAN/YILDIZ KENTER-KAFESTEN BİR KUŞ UÇTU

Oyuncu-yardımcı yönetmen olarak çalıştığı filmlerden bazıları:
2005/DERVİŞ ZAİM-CENNETİ BEKLERKEN
2002/DERVİŞ ZAİM-ÇAMUR
2001/AYDIN SAYMAN/ÜMİT GÜVEN-SIR ÇOCUKLARI
2000/ÖMER KAVUR-MELEKLER EVİ
1996/ÖMER KAVUR-AKREBİN YOLCULUĞU
1996/İRFAN TÖZÜM-MUM KOKULU KADINLAR
1995/MEMDUH ÜN-ONA SEVDİĞİMİ SÖYLE
1993/YEŞİM USTAOĞLU-İZ
1991/TUNÇ BAŞARAN-UZUN İNCE BİR YOL
1990/ÖMER KAVUR-GİZLİ YÜZ
1989/ATIF YILMAZ-ÖLÜ BİR DENİZ
1988/ZÜLFÜ LİVANELİ-SİS
1987/OSMAN F.SEDEN-UTANÇ YILLARI
1987/ÖMER KAVUR-GECE YOLCULUĞU
1987/ OSMAN F.SEDEN-OKUL
1987/ ÖMER KAVUR-ANAYURT OTELİ
1986/OSMAN F.SEDEN-HACER ANA VE OĞULLARI
1986/OSMAN F.SEDEN-NAMUSUN BEDELİ
1985/MEHMET ASLAN-TATLI BÜLBÜL
1985/BAŞAR SABUNCU-ÇIPLAK VATANDAŞ
1985/ÖMER KAVUR-KÖREBE
1982/ATIF YILMAZ-DOLAP BEYGİRİ
1980/ATIF YILMAZ-TALİHLİ AMELE
1979/ZEKİ ÖKTEN-DÜŞMAN
Oyuncu-yardımcı yönetmen olarak çalıştığı televizyon dizilerinin bazıları:
2004/TEMEL GÜRSU-BERİVAN Tv. dizisi
1997/OSMAN SINAV-SÜPER BABA Tv. dizisi
1991/OSMAN F.SEDEN-AHMET HAMDİ BEY AİLESİ Tv. dizisi
1989/OSMAN F.SEDEN-YENİDEN DOĞMAK Tv. dizisi
1985/OSMAN F.SEDEN-ÇALIKUŞU Tv. dizisi
1977/ YAVUZ SEZER-BEKLEYİŞ Tv. Film




· BERFİN YAYINLARI, Berfin Basın Yayın’a aittir.

BERFİN BASIN YAYIN VE TİC. LTD. ŞTİ.
Adres: Cağaloğlu Yukuşu, Evren Han No: 29 / 56 Cağaloğlu 34112- İstanbul
Tel: (0.212) 513 79 00 Faks: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net / e-posta: berfin@berfin.net

Yasakmeyve’nin 35. Sayısı: Şiir ve Taşra

35. Sayı Duyurusu


“Şair ve Okuru” sayfalarının bu sayıdaki konuğu Gülseli İnal. “Soyut ve felsefi oluş biçimlerinden şiir çıkarmak, benim tercihim değil” diyen Gülseli İnal’la, A. Ertan Mısırlı konuştu.

Bu sayının dosya konusu “Şiir ve Taşra”... Tahir Abacı, Altay Ömer Erdoğan, Betül Tarıman, Halim Şafak, Özgün E. Bulut ve Mehmet Akif Ertaş, taşra ile şiir ilişkisini farklı açılardan ele alıyor.

Onur Behramoğlu, Dağlarca’yla son karşılaşmasını, Arife Kalender de değerli şairimizin şiirini yazdı.

Enis Akın’ın Murat Belge ile şiire dair yaptığı söyleşide, Turgut Uyar beylik tabancasını masaya koyarken, 2. Yeni’den gündemdeki meselelere kadar pek çok şey de konuşulmuş oldu.

Yücel Kayıran’ın “Felsefi Şiir” hakkındaki polemik yazısı, Çiğdem Ülker’in İlhan Berk yazısı, Mehmet Çetin’in Kemal Burkay şiiri hakkındaki yazısı ve Mehmet Altun’la yapılan söyleşinin de yer aldığı 35. sayıda, bundan böyle Bülent Kale “Bir Şairden” adlı köşesinde dünya şiirinden bir şairi tanıtacak. “Bir Şairden”in bu sayıdaki konuğu: Cortazar...

35. sayının şairleri ise, İzzet Yasar, Veysel Çolak, Enis Akın, Mustafa Köz, Süreyyya Evren ve Mustafa Ergin Kılıç...


İÇİNDEKİLER:

Şair ve Okuru: Gülseli İnal / A. Ertan Mısırlı

Şiirler: İzzet Yasar, Veysel Çolak, Enis Akın, Mustafa Köz, Süreyya Evren ve Mustafa Ergin Kılıç

Dağlarca Şiirinde Evreler ve Temel İmgeler: Arife Kalender

“Elimizdeki Kalemin Kendi Ahlakı Vardır”: Onur Behramoğlu

Şiirin Uzun Tarihi: Frankfurt Kitap Fuarı’nda Dağlarca

Şiirin Uzun Tarihi: Dağlarca’yı Uğurlarken

Denemede Şiiri Ararken: Çiğdem Ülker

Dosya / Şiir ve Taşra: Tahir Abacı, Altay Ömer Erdoğan, Betül Tarıman, Halim Şafak, Özgün E. Bulut ve Mehmet Akif Ertaş

Murat Belge ile Söyleşi: Enis Akın

Şövalye Ülkenin Lirizmi: Mehmet Çetin

Felsefi Şiir’in Eleştirmenlerinin Soruları ve Aksiyonları Hakkında: Yücel Kayıran

Bir Şairden / Cortazar: Bülent Kale

Mehmet Altun ile Söyleşi: Mahir Karayazı

Şairin Genci: Muharrem Sönmez

Vaat Edilmiş Sayfalar (Sina Akyol’un Değerlendirmeleriyle): Necati Eker, H. Bahan Gönce, Kahraman Çayırlı, Onur Çalı, Yılmaz Bozan, Zülküf Oruç

Şiirin Uzun Tarihi: Pala Şair

Şiyir Sevişgenleri: Metin Üstündağ


Künye Bilgileri:

Yasakmeyve 35 / Kasım-Aralık
İki Aylık Şiir Dergisi
ISSN: 1303-8397, Barkode: 9771303839703 00035
Sayfa Sayısı: 128, Fiyatı: 7 YTL,

İmtiyaz Sahibi: Ali Enver Ercan
Yazı İşleri Müdürü: Bülent Usta
Yayın Koordinatörü: Alper Çeker
Kurumsal İletişim: Saime Akat
Yayın Sekreteri: Mahir Karayazı
Görsel Tasarım: Nazlı Ongan
Düzelti: Gamze Gürses
Adres: Rasimpaşa Mah, Yeldeğirmeni Sk, Alibey Apt, No:21, Kat:1, Daire:4, Kadıköy/İstanbul, Tel/Fax: 0216 414 33 31, e-posta: editor@yasakmeyve.com

Dağıtım: Alfa / Tel: 0212 511 53 03
Abonelik: Aktif İleti / Tel: 0212 314 08 88
İnternetten Satış: www.ideefixe.com


Komşu Yayınevi

Rasim Paşa Mah, Yeldeğirmeni Sk. Alibey Apt. No: 21, Kat: 1, No: 4
Kadıköy / İstanbul, Tel/Faks: 0216 414 33 31
editor@yasakmeyve.com

Yeryüzünü Gezen Atlı

Yeryüzünü Gezen Atlı
Mahmut Temizyürek

Kitap Adı : Yeryüzünü Gezen Atlı
Yazar : Mahmut Temizyürek
Editör : Bülent Usta
ISBN : 978-975-6198-57-5
Barkod : 9789756198575
Sertifika No : 10748
Türü : Şiir
Sayfa Sayısı : 77 syf.
Baskı : 2. Baskı, Kasım 2008
Boyut : 13x19
Fiyat : 7 YTL
Dağıtım : Alfa Dağıtım (0212-511 53 03)

Yasakmeyve Kitapları
Komşu Yayınevi Tarafından Yayına Hazırlanmaktadır


Ne kaldı yüzyıllarımdan
Birkaç hayat dersi
Bozukdüzen bir ses
Acı veren gururdan başka








1955 yılında Kümbet / Sivas’ta doğdu. A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde eğitim gördü. Şiir ve yazıları 1981’den beri dergi ve gazetelerde yayımlanıyor. Şiirlerini daha önce “İz ve Rüya” (1995) ve “Kırlangıcım Paranoya” (2000) adlı kitaplarında toplayan şairin, “Göçebe Buluşması” (1996) ve “Boşluktan Doğan” (2007) adlı deneme kitapları bulunuyor.

Ey Akıl Git Başımdan

Ey Akıl Git Başımdan
Yasin Erol

Kitap Adı : Ey Akıl Git Başımdan
Yazar : Yasin Erol
Editör : Bülent Usta
ISBN : 978-975-6198-51-3
Barkod : 9789756198513
Sertifika No : 10748
Türü : Şiir
Sayfa Sayısı : 62 syf.
Baskı : 1. Baskı, Kasım 2008
Boyut : 13x19
Fiyat : 5 YTL
Dağıtım : Alfa Dağıtım (0212-511 53 03)

Yasakmeyve Kitapları
Komşu Yayınevi Tarafından Yayına Hazırlanmaktadır

böyle uzak durmayı kimden öğrendin
kimden sana bu ağustos gitmesi
bir bilsen nasıl şaşırıyorum
bu güneş
bu kirli çaresizlik içinde
sevdiğim gün gibisin








1967’de Ankara-Haymana’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Polatlı’da yaptı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nde okudu. Çeşitli dergilerde şiir ve yazılarını yayımlamaya devam ediyor. Şiir kitapları: “Bu Aşk Öykü Tutmaz” (2000), “Sizi Hiç Sevmiş miydim?” (2007).

05 Kasım 2008 Çarşamba

TEMRİN DERGİSİ KASIM SAYISI


TEMRİN DERGİSİ KASIM SAYISI BASIN BÜLTENİDİR
ÜNLÜ TATAR ŞAİRİ ABDULLAH TOKAY’IN TÜRKÇE ŞİİRLERİ TÜRK EDEBİYATIYLA BULUŞTU
Mayıs ayında yayın hayatına başlayan aylık düşünce ve edebiyat dergisi Temrin, yazı ve mizanpaj kalitesiyle kısa sürede edebiyat dünyasının dikkatini çekmeyi başardı. Dergi, Kasım sayısında ünlü Tatar şairi Abdullah Tokay’ın Türkçe şiirlerini Türk edebiyatıyla buluşturdu.
Kardeş edebiyatlar araştırmacıları için değer taşıyan bu araştırma, Türk edebiyatında ilk kez yayımlanıyor. Abdullah Tokay, Osmanlı’nın son dönemlerinde İstanbul’a gelmiş, Osmanlı aydınları ve edipleriyle tanışmış, Türkiye Türkçesi öğrenmiş Tatar milli şairidir. Tataristan’la o dönemde edebiyat alanında var olan ilişkilerin günümüz okuruyla buluşması çok önemli bir araştırma ve hizmettir.
Temrin, Abdullah Tokay’a ait “Derdmend değil miyim?” isimli Türkçe şiirle Kasım sayısında dosyayı açmış bulunuyor. Diğer Türkçe şiirlerin de belli aralıklarla birer birer yayımlanacağı belirtilen açıklamada: “Abdullah Tokay’ın vefatına İstanbul’daki aydınların gönderdiği taziyenin aslının da kasım sayısında yayımlanması da edebiyat adına önemli bir araştırmadır.” denildi. Temrin, geçen sayısında da Bektaşi şairi Hilmi Dede’ye ait “Kerbela Mersiyesi”ni ilk kez yayımlamakla dikkatleri çekmişti.
Temrin’in Kasım sayısında yeni isimlerle dikkat çekiyor. Şiiriyle bu sayıya dâhil olan iki yeni isim var: Leyla N. Karaca ve Melih Taşçı. Daha önceden şiirleri yayımlanan Yasemin Başer ve Uğur Uzunok bu sayıda da yeni şiirleriyle yer alıyorlar.
Yusuf Aktaş, “Tahta Ata Binmek” isimli denemesiyle bu sayıya dâhil oldu. Daha önceki sayılarda öykülerinden tanıdığımız Şeniz Bayır’ın “Kayıp Kent: Sıla” isimli denemesi oldukça sıcak ve akıcı bir üslupta yazılmış. Zeynep Elbasan, Tüyap Kitap Fuarı’nın bu yılki onur konuğu olan Füruzan’a bir denemesiyle “hoş geldiniz” diyor. Nazan Özen’in “Adı Bahar Kendi Bahar” isimli denemesi, güz mevsiminin ruh dünyamızdaki zengin çağrışımlarını ele alıyor. Şeref Yılmaz’ın “Şiirin Tehlikeli Sularında” isimli yazısı, her ne kadar deneme üslubuyla yazılmış olsa da aslında bir poetika… Yaklaşık çeyrek asırdır Türk şirinde poetika yayımlanmıyor. En son İsmet özel “Şiir Okuma Kılavuzu” adı altında poetikasını yayımlamıştı. Her poetikanın Türk şiirini zenginleştirdiğini düşünürsek, şair Şeref Yılmaz’ın bu poetikasının da tartışılacağını söyleyebiliriz.
Temrin’in Kasım sayısına öyküleriyle katkıda bulunan kalemler de var. Fatih Parlak/ “Cevap” isimli öyküsüyle, Murat Taş/ “Leylekler” isimli öyküsüyle, Rabia Avcı/ “Dökülen Saç telinden Hayata Ölüme Dair” isimli aykırı öyküsüyle, Mükrime Taş/ “Şiirle Konuşan Bülbül” isimli öyküsüyle bu sayıda yer alıyorlar. Önceki sayılarda öyküleri çıkan Nevzat Canan ve Işıl Su da bu sayıda yeni öyküleriyle okura sesleniyorlar.
Tuba Genç Fidanlı, bu sayıda Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” isimli romanını tanıtmış. Fatih Kutlu, “Abdullah Tokay’ın Şiirlerinde Osmanlıca Etkisi” isimli araştırmasıyla dikkatleri çekiyor. Melek Altun, “İki Şair Bir Fıtnat” isimli incelemesiyle, Reyhane Gümüş, Rasim Özdenören’in “Kuyu” isimli öyküsünü inceleyen yazısıyla dergiye katkıda bulunmuşlar.
Temrin, Kasım sayısında da okurun karşısına dolu dolu çıkıyor.

“ŞEHİR”İN KASIM 2008 SAYISI

Şehir Sayı: 40 Kasım 2008
Şehir, Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi

Yerel Süreli Yayın
Sayı: 40
Kasım 2008
Sayfa: 28

Sahibi: Naci Tığ
Genel Yayın Yönetmeni: İbrahim Tığ

Yazışma adresi:Bölge Haber Gazetesi 67800 Devrek-ZONGULDAK

E.Posta: ibrahimtig@gmail.com
Ederi: 3 YTL.
Yıllık: 30 YTL.

Posta Çeki Hesap No:1487201

Zonguldak’ın tek Kültür ve Edebiyat Dergisi olan Şehir’in Kasım 2008 sayısı çıktı. Bölge Haber Gazetesi’nin paralı kültür sanat eki olarak yayınlanan “Kültür ve Edebiyat Dergisi Şehir” Kasım 2008 tarihli baskısıyla 40. sayısına ulaştı.

İçindekiler:

Abdullah Şevki: Metafor Üzerine Bir Not / 1-3
İnsan Topçu :Aklımdan Ötedir Gece / 1
Mehmet Rayman: Dağlarca / 3
Burhan Günel:Keklik Pınarı Günlüğü-5 /4-6
Bülent Güldal: Şiirler, Şairler, Kitaplar-12 /7
Orhan Kılınçarslan: Leyli /8
M.Hıfzı Aksoy: Felek /8
Abdülkadir Akdemir: Sesli Harflere Üzülüyorum /8
Fahrettin Koyuncu: Zamanın Eleğinden Günlük 2008 / 9-10
Ahmet Günbaş: Kitapça VI /11-13
Erhan Tığlı: Dağlarca’nın Güldiken Elleri /13
Nikiforos Vrettatakos-Baki Yiğit:Çeviri Şiirler /14
Onur Aslan: Ses/Siz Bir Öykü /15
A.Kemal Hızıroğlu:Ölüm Gece Ben /15
Hasan Akarsu: “Çantamı Toplayıp Çıkacaktım” /16
Sabahattin Yalkın: Dağlarca’nın Ardından /16
Sıtkı Salih Gör: Hüzzam Faslı /17
D.Kankaytsın Aksoy: Güzel Yasak /17
Asım Öztürk: Yağmurları Tanıyorum /17
H.Deniz Ünal: Hep Aynı mı? /18
Hasan Efe: Sabun Adam / 19
H.Hüseyin Yalvaç: İzmir Sevdamı Unutma /20
Ferhad Gülsün: Thyrsos /20
Oğuz Tümbaş: Türkçenin Aydınlık Şairi Berin Taşan 80 Yaşında /21
Aslıhan Tüylüoğlu: Vişne Likörlü Bir Kadın /22
Tamer Abuşoğlu:Meşk /22
Arzu Eşbah: Adak /22
Perihan Baykal: Kitap Kokulu Oda /23-24
Munzuray: İnsanlar /25
Nuri Dağdelen: Yarınsız /25
Dursun Nadir: Çürüyen /25
Mine Ömer:Yüzyılın Yaprakları Dökülen /25
Filiz Gülmez: Türkçem Benim Gerçek Yurdum /26
Atilla Aşut: Dağlarca İçin /26
Mithat Yaban: Kişilik Farklılığı /27
Nefise Karataş: İnsan Özüne /27
A.Ziya Çamur: Teslimiyet /27
İbrahim Tığ: Hamurkesen /28

Derginin Sahipliğini Naci Tığ, Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ yapıyor.
Şehir’in iletişim adresi:ibrahimtig@gmail.com

Dergide yer alan eserlerden birkaç örnek:

ŞİİR ÜSTÜNE İKİLİKLER

-Şiir ermişi Fazıl Hüsnü DAĞLARCA'ya -
1.
şiir gözüm dağlarca'dır rahatlıkla derim de
nasıl haykırabilirim şiir körüm devlet diye

2.
yaşamlarını damıtarak şiir biriktiren genç ozanlara
nasıl anlatabilirim anı da biriktirmeleri gerektiğini

3.
kaç şiir okuduysanız sayısının
nasıl gösterebilirim yüzünüze vurduğunu

4.
şiirin o uzun yolculuğunda ah
nasıl buluşabilirim her sözcüğün belleğiyle

5.
biçim mağarasındaki içi boş sözlü ozanlara
nasıl anımsatabilirim edebiyat tarihinin silgisini

İhsan Topçu


ZAMANIN ELEĞİNDEN GÜNLÜK 2008

Fahrettin Koyuncu

7 Ekim 2008 Çarşamba
Baştan söyleyeyim: Lütfiye Aydın'ı öyküleri dışında tanımam. Ne kendisini görmüşlüğüm var, ne de kendisiyle iki laf etmişliğim. Sözcükler dergisinde Lütfiye Aydın'ın beş altı sayfalık öyküsünü görünce canım sıkıldı. Lütfiye Aydın'ın İbrahim Tığ'a yazdığı ve “İstersen bu mektubu Şehir okurlarıyla, yazarlarıyla paylaşabilirsin Sevgili Tığ.” dediği mektubu (Şehir, Eylül 2008, sayı: 38) hatırladım da onun için canım sıkıldı. O mektupta Lütfiye Aydın, bilgisayarla zor yazdığını, zaman yitirmemek için gönderdiği mektubu bile elle yazdığını belirtiyordu. Lütfiye Aydın'ın “yaşamın ritmini yakalamakta zorlan”masını anlıyorum. Bunu da anlayışla karşılıyorum. Ancak kendisine sürekli gönderilen bir Anadolu dergisine otuz beş ay sonra bir mektupla teşekkür etmesi, İstanbul'daki bir dergide, yani Sözcükler'de ise aynı ay upuzun bir öykü yayımlamasıdır benim canımı sıkan. Üstelik bu can sıkıntısı sadece Lütfiye Aydın'la ilgili de değildir. Edebiyat dünyasındaki herkesle, hepimizle ilgili bir konudur. Edebiyattaki “kategorize yaklaşımı”dır. “Şu yazdığım da atılmasın bâri, onu da Ana-dolu'daki falan dergiye göndereyim!” yaklaşımıdır. Hem böyle yapıp hem de o edebiyat dergisini eleştiren anlayıştır yanlış olan. Telifin -veriliyor olsa bile- bu konuda belirleyici olduğunu sanmıyorum. Sorun anlayışta, yaklaşımda, düşüncede. Sözcükler'le Şehir'i edebiyat dergisi olarak bir tutmamakta. Onu da anlarız, bir tutmayabilirsiniz. Ancak o zaman tavrı anlamak isteriz. Bazı dergiler ürünleriniz için uygun değilse, tu kakaysa yani, hiç ilgilenmeyin o zaman o dergilerle. Atın gitsin, uzak durun onlardan. Bulaştırmayın onları ürünlerinizin yüceliğine. Yok, öyle değilse, o zaman da Sözcükler için düşündüğünüz şiiri, öyküyü ya da başka bir ürünü Şehir'e gönderin, başka bir Anadolu dergisine gönderin. Ne olacak, hep birlikte görelim. Ne dersiniz?

9 Ekim 2008 Perşembe
Ülkemin eğitim işlerinden bir gazete haberi bu: Kentin Maarif Müdürlüğü, “Türkiye Okuyor” kampanyası kapsamında bir proje hazırlamış. Sayın Maarif Müdürü, projeyle ilgili olarak şöyle demiş:“Uygulamayı, öğrencilerimize okula geldiklerinde zorunlu olarak kitap okuma alışkanlığını kazandırmak amacıyla, derslerini aksatmamak kaydıyla, okul müdürlerinin uygun göreceği saatlerde 20 dakikalık okuma şekliyle başlatıyoruz. Proje yaygın bir şekilde devam edecek.” Masallardaki “kırk kapı” koşulları var bu sözlerde: Zorunlu olarak kitap okuma alışkanlığı kazandırılacak, kitap okunurken dersler aksamayacak, okul müdürü uygun görecek, süre yirmi dakika olacak. O zaman niçin okumayla, okutmayla uğraşılsın ki, kimse okumaz, böylece yukarıdaki şartlar ortadan kalkar, herkesin başı dinç olur. Geç kalmış olmakla birlikte, Sayın Maarif Müdürü'ne Mine Soysal'ın Eyvah Kitap adlı kitabını öneriyorum. Daha önce önerebilseydim ve o da okuyabilseydi, böyle sıkıntılara girmek zorunda hissetmezdi kendini.

11 Ekim 2008 Cumartesi
Şehir'in ekim sayısını kargodan almaya yürüyerek gi-dince, her yerde olduğu gibi Denizli'de de kentin kalbinin kentin ana caddelerinin arkalarında attığını gördüm. (Demek ki Zonguldak sokaklarını gezip yazdığım gibi Denizli sokaklarını da gezip yazmam gerekecek. Ayrı bir yazı konusu.) Kargoya doğru yürüyüşüm sırasında, Zeytin Pazarı'nın az ilerisinde, bahçeli, büyük demir kapılı, müstakil bir ev gördüm. Tek kanatlı ve yeşil boyalı demir kapının üzerinde büyük harflerle “Kosovali” yazıyordu. Evet, Kosovalı, değil, Kosovali yazıyordu. Adımlarımı ağırlaştırıp şunları düşündüm: “Evde oturanın gerçekten Kosovalı olma ihtimali bü-yük. Çünkü Kosovalı değil, Kosovali yazmış. Ama evde oturan Kosova'da çalışmış buralı biri de olabilir. Kapıyı çalıp 'Siz Kosovalı mısınız?' diye sorsam, nasıl bir tepkiyle karşılaşırım acaba?” Olumsuz bir tepkiyi göze alamayıp evin bulunduğu yeri aklımın bir yerine yazarak uzaklaştım “Kosovali”nin evininin önünden.

13 Ekim 2008 Pazartesi
Zaman zaman düşündüğüm şeyi geçen aylarda da düşünmüştüm: “Kitaplarla ilgili yazılarımı dergilerde değil, internetteki sayfamda yayımlayayım.” Bu düşünceden hareketle, Fuat Çiftçi'nin deneme kitabı Bağımlılık-Şiir'le ilgili bir yazı yazıp blog sayfama koydum; ama oraya başka kitap yazıları ekleyemeyince içim rahat etmedi. Şimdi, yaklaşık bir ay sonra, o yazıyı buraya alıyorum ki, Şehir'in ulaştığı herkes yazıyı okusun. İşte o yazı:
Bağımlılık-Şiir, Fuat Çiftçi'nin şiirle ve şairlerle ilgili denemelerini bir araya getirdiği yazılardan oluşan bir kitap. Kitaptaki yazılar, daha önce Şiiri Özlüyorum dergisinde yayımlanmıştı. Yazıların kitap bütünlüğünde bir araya gelmesi ve görülmesi, yazılarda söylenenlerle ilgili bütünlüklü bir fikir edinmek adına önemli. Yazılarda dikkati çeken şey, Fuat Çiftçi'nin şiir ve şaire ilişkin düşüncelerini dile getirirken, birilerinden ya da bir şeylerden çekinmeden, yâni “kim, ne der?” Kaygısına düşmeden, söyleyeceklerini söylemiş olmasıdır. Bu önemli ve çok yapılan bir şey değil bizde. Ancak -belki deneme yazıyor olmaktan kaynaklanan bir itkiyle olacak- şiirsel ifadeler ve çok sözcüklü uzun cümleler, Fu-at Çiftçi'nin denemelerdeki duruşuna ve söyleyişine tersmiş gibi geliyor insana. Okuru da yoruyor bu durum. Şiir üstüne denemelerinde Fuat Çiftçi'nin önerdiği formülü -ki bu formülün formülü yoktur- anlamakla birlikte, önerilen ya da olması istenen şiirin nasıl bir şiir olacağı/olduğu ve en önemlisi de bu şiiri -bırakın okuru- hangi şairlerin/kimlerin okuyacağı, soru işareti a oluşturuyor bana kalırsa. Peki, böyle düşününce, şiirin olduğu yerde kalmasına, kendini çürütmesine, bir şeylere meze olmasına ses çıkarmayacak mıyız? İşte, Fuat Çiftçi'nin Bağımlılık-Şiir'deki yazıları da bunun için yazılmıştır bana kalırsa ve iyi de yapılmıştır. Şiir adına şair silkelenmiştir. Meyvesi varsa döküle... Şiir kitapları üzerinden şairlerle ilgili değerlendirmeleri de sağlam Fuat Çiftçi'nin. Söylediklerinin dayanakları var. Kitap tanıtma ya da şair övme yazısı olarak kaleme alınmamış bu yazılar. Sıkı yazılar kitabı olarak nitelenebilecek Bağımlılık-Şiir'in, kitap düzenleme ve baskıdaki eksikleri ise, kitaba düşen gölge olsa gerektir.

15 Ekim 2008 Çarşamba
Türkçeye “Türkçem, benim ses bayrağım!” dizesini sancak gibi diken, “Türk şiirinin en varsıl şairi” Fazıl Hüsnü Dağlarca öldü. (Ulug Tengri anı yarlıgasun!) Haberi Kanal D'den öğrenince şiirimiz adına, Türkçe adına üzüldüm; ama bunca yoğun bir gündem içinde bir şairin ölümünün, çok izlendiğini düşündüğüm bir ulusal televizyon kanalında ilk haber olarak verilmesine de yürekten sevindim. Dağlarca'nın büyüklüğünü gösteriyor bu, dedim kendi kendime. Bu boğuntulu gündemin ortasına düştü Dağlarca. (Aslında Dağlarca, şiiriyle hiç düşmedi ki, Türkçenin gündeminden!) Dağlarca, şiiri gibi durultabilir belki gündemi, çok kısa süreliğine de olsa.

16 Ekim 2008 Perşembe
Memleketimin, yani Manisa'nın dergisi diye söylemiyorum. Sıkı bir edebiyat dergisi olma yolunda Gediz. Sağlam bir dergi geleneğinden geldiği, 1930'lardan bu yana zaman zaman kesilerek de olsa akmaya devam ettiği için olsa gerek, dördüncü döneminin ikinci sayısında Gediz, edebiyat dergileri arasındaki yerini aldı. Mevsimlik olarak çıktığı için hacimli bir dergi Gediz. İlk sayısı yüz elli bir sayfaydı, bu sayısı yüz doksan dört sayfa. Kitap hacminde bir dergi. Hem çıktığı kent olan Manisa'yı kucaklıyor Gediz hem de içine doğduğu Türk edebiyat ortamını. Gediz izlenmeli.

20 Ekim 2008 Pazartesi
Erdoğan, Türk Dil Kurultayında yaptığı konuşmada Dağlarca'yı siyaset(in)e alet etmek istedi. Konuşmasında “Sanat” adlı şiirden bölümler okudu. Oysa o şiir Dağlarca'nın değil, Faruk Nafiz Çamlıbel'indi. (Olsun, hangi gün, hangi şiir prim yapıyorsa, onu okuyor Erdoğan. Şiirin kazancını (!) yaşadığı için biliyor kendisi.) Dağlarca, Erdoğan'ın kendi şiirini okumak istediğini -velev ki doğru olarak Dağlarca'nın bir şiirini okuduğunu- duysa, küplere binerdi herhalde. Çünkü Dağlarca'nın şiirini istese de okuyamaz Erdoğan. İçinden gelmez. Dağlarca'nın sözcükleri batar onun Arapça, Farsçaya alışık diline.

23 Ekim 2008 Perşembe
Davetli olduğum 5. Söke Sanat, Edebiyat ve Kitap Günleri etkinlikleri için Söke'ye gittim. İyi ki gittim. Etkinliklerin ikinci günüydü bugün. Etkinliklerin yapıldığı Recep Yazıcıoğlu Kültür Salonu'nun önüne varınca gözüm gönlüm açıldı. Dostlarım oradaydı: Abdülkadir Paksoy, Fergun Özelli, Talat Avcı, Ahmet Zeki Muslu, Hasan Hüseyin Yalvaç, Öner Yağcı, Kemal Gündüzalp, Mehmet Güler, Tahsin Şimşek, Atila Er, Mehmet Genç, Timuçin Özyürekli… “Oooo” ile başlayan cümleler kurduk ilkin. Sonra “Nerelerdesin yahu?”yla devam edip şiire, öyküye, kitaplara, dergilere dalıverdik. Benim de katılımcısı olduğum etkinlik öncesi iki etkinlik vardı. Biri öğleden önce, biri öğleden sonra. Öğleden önceki etkinlikte Zehra Ünüvar ve Talat Avcı'dan iki güzel öykü dinledik. Ünüvar'ın öyküsü gündemin anlamına uygun olarak on beş yaş altı evlilik konusuyla ilgili idi. Talat Avcı'nın öyküsünde ise şairliğinin etkisi hemencecik hissediliyordu. Paksoy, duru Türkçeli temiz şiirlerini, Fergun Özelli hayatı kucaklayan imgeli şiirlerini, Timuçin Özyürekli de gür sesli şiirlerini seslendirdi. Öğle yemeğinde söz, kitaplardan ve dergilerden hiç uzaklaşmadı. Edebiyat mı içtik, yemek mi yedik, anlayamadık doğrusu. Öner Yağcı, Mucize Özünal ve Osman Şahin'in katıldığı “İnsan Romanın Neresinde?” başlıklı oturumdan sonra sıra bize geldi. Sultan Su Esen, öyküsünü okudu. Hasan Hüseyin Yalvaç, Hakan Sürsal ve ben de şiirlerimizi okuduk bize ayrılan süre içinde. Ben her şiirden önce şiir etrafında dönen birkaç söz etmeyi de ihmal etmedim. Dinleyici olarak biliyorum çünkü, kuru kuruya şiir dinlemek, hem de üç beş şiir dinlemek sıkıyor insanı. Sıkmak istemedim şiir için oraya gelenleri. Etkinlik sırasında gözledim ki, Söke Belediyesi yetkilileri ve görevlileri yalandan yapmıyorlar bu etkinlikleri, severek yapıyorlar ve her şeyi de inceden inceye planlamışlar. Bu tür etkinliklere konuk olmak, ağırlanmak güzeldir; ama etkinlikleri düzenleyenlerin işi hiç de kolay değildir. Benim orada bulunduğum süre içinde Söke Belediyesi Başkan Yardımcısı Hatice Sarınç'ın, Basın Bürosu Sorumlusu Necati Maldar'ın, aynı büroda görevli Süleyman Bezirgan'ın ve yardımcı görevli Veysel Gönül'ün, işlerini yüksünmeden yapışlarını ve içten ilgilerini gördüm, mutlu oldum. Söke Belediye Başkanı Sayın Necdet Özekmekçi'nin şahsında, Talat Avcı'yı, Ahmet Zeki Muslu'yu, Selim Esen'i, Necati Çakıcı'yı, Yaşar Aksoy'u, Sevim Şahin'i ve etkinliklere emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.

Adak

“…ölüm kokusu tutuyorsa şayet sizi
giremezsiniz bu dizelerden içeri…”

samuel'in, yalın kılıç kalemiyle
öfke, kin, belki de ihtirâs ve hevesle
estragon'u sonsuzluğa mahkûm ettiği
hani lânetlediği vladimir'in maskesini
o çırılçıplak ağacın, döngü sarnıcının
tam da bin gece dibinde
kadınlar, ellerinde kör birer hece
şah damarlarını kesiyor şimdi bu ritüelde

kefenlerini arıyor zamansız şiirlerin ön sözleri
mekânsız sunaklarda darmadağın, kan revan
gözleri ölümü çağıran
intihâra meyilli dargın kadın cesetleri

bir kenara ayırıyor ateş dilli zebâni kırk yamalı öyküleri
dilinin ucunda dört çirkin çivi susturuyor sessizliği
/önce bunları defnetmeli
geceye gömmeli bu diri bedenleri/
ki safar bu bap'ta ezginin kırık dökük ismi

tanrılar doymak bilmiyor ya
eşlik ediyor zaman
çarmıhlardan yükselen fâsılasız feryâtlara

darağaçlarının çiçekli dallarında, yalanlar kazınıyor alınlara
utancından kaçıyor, saklanıyor “siyah” karanlığa
cellâtların dudaklarında yeşeriyor düğüm düğüm ölüm
kokusu bulaşıyor uzak topraklara

yetmiyor, parmak izi bırakarak kadınların göz yaşında
tanrıların sûretine soyunuyor adamlar bir çırpıda
tirâtlara kurban ediliyor o kadınlar
tutanaklara
bir de tanrılara tapınaklarda

beyhûde çırpınışlar kuruluyor baş köşeye
“kör bir efendi, dile gelir de göremez dilsiz bir köle”
yazmıyor örneğin samuel'in göğsünde

kadınlar, dillerinde çözümsüz bilmece
şah damarlarını kesiyor bu ritüelde hevesle

Arzu Eşbah
nisan 2008


HAMURKESEN

ahşap odaları kaplarken Asuri yalnızlığı
gül ve hamurkesen kokardı annemin elleri

her ayrılık kırlangıçlar uçururdu çocuk
göğsümüzde ayrıkotu

ocakbaşları yüreğim, türküler ve isli kandil
pazen entariler olurdu sevinci annemin
dizlerinde yorgun aşk sancısı

babasızlığımdı her dem okşayan yüzümü

kekik, ada çayı biraz da koyungözü
yaşanmamışlıktı çocukluğumdan kalan

annem gül ve hamurkesen kokardı

İbrahim Tığ

28 Ekim 2008 Salı

Yazı Kültürü Ekim Sayısı:


Yazı Kültürü Ekim Sayısı:

Bildik Edebiyat Dergiciliğinin Sonu mu, Giriş Yazısı
Dergicilik Ruhu İçin Ayraç, Ahmet Bozkurt
Parçalanmış Kadınlar, Kıvılcım Turanlı
Sanatsal Din veya Dinsel Sanat Temelinde Şiir, Rafhet Candan
Endüstri İnsana Karşı, Ali İhsan Özeren

Evdeki Cinayet, Çağdaş Çetinkaya, Öykü
Rahmi Emeç, Şimdi Zaman Notları, Şiir
Fadıl Öztürk, İt Olsun Ruhum, Şiir

Koridor Sonbahar 2008, Sayı: 7

Koridor Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Sonbahar 2008, Sayı: 7

İçindekiler

Volkan ŞENKAL- Koridor Güncesi- Sonbahar-Şiirsel Arkadaşlık Çağrıma Kendimden Yanıt:
Betül YAZICI- Şiirin Kadın Dili, Kadının Şiir Dili
Özgür OZAN- Gececi Şiirler
Toprak IŞIK- Anne Ben Paleontolog Olmaya Karar Verdim
Deniz HASIRCI- İkililiklerin Fiozofu Merleau-Ponty
Necati ALBAYRAK-Suyun Gölgesi
Selman ERTAŞ- İsmet’in Gittiği Andır
Üzeyir KARAHASANOĞLU- Sanatçının Özgünlük ve Özgürlük Sorunu
Levent ÖZBEK- Bitemeyen Şiir
Selçuk DALAR- Kimlikleriniz Lütfen
Aygül KILIÇ YILDIZ- Adsız
Serdar TÜRKMEN- Müzik Tarihi, Yalnızca Müziğin Tarihi Değildir
Can İNCE- Yola Çıkmak
Petek İRDAM- Tek Şiir, Büyük Dize
Sevda Zeynep KARADAĞ- Kar Davası
Ezgi EREN- Bir Cinayet Öyküsü
Emel NİŞLİOĞLU- Rivâyet Bileşik Makam
Müesser YENİAY- Gece Avlusu
M. Kerem YÜKSEL- Ayrılık Üzerine...
Hasan SERTKAYA- Sokakların İzi... Oyunlar
Savaş KAYHAN- İstanbul’a Doğru
Küçük İSKENDER- S ı v ı S a r ı
Caner OCAK- İçsel
Eylem YOLCU- Kelebek 1
Ersan ERÇELİK- Sesim Kan Kaybediyor: Burak Tokcan
Şule ÖNCÜ- Şiir Tuzağı
Çiğdem BEKTAŞ - “Yaşamın Bir Benzeri” Artık Yaratılmıştı...
Beyhan ASMA- Turgenyev ve “Babalar ve Oğullar” Üzerine Bir Yorum
Hakan KARTAL- Önce Göğe Aksaydı Tanrının Nehirleri
Hanife ÇAYLAK- A. A. Tolstaya - “Anılardan”
İsmail YAPRAK- Senin Defteri-m
Güliz MUTLU- Gökkuşağı-Çeviri Şiirler


Dergi Editörü : Levent Özbek
Yazışma için
e-mail: koridordergi@yahoo.com
www.koridordergi.blogcu.com

23 Ekim 2008 Perşembe


22 Ekim 2008 Çarşamba

ŞİİRİ ÖZLÜYORUM DERGİSİ’NİN 28. SAYISININ İÇERİĞİDİR:

ŞİİRİ ÖZLÜYORUM DERGİSİ’NİN 28. SAYISININ İÇERİĞİDİR:

İÇİNDEKİLER

John O’Loughlin- Anti- Şiirin Anti- Felsefesi/ S.2
Veysel Çolak- Aşkın Bekleyen Kıyıları (Şiir)/ S.3
Ahmet Ada- Derin Beyaz Atlar (Şiir) / S.4
Celal Soycan-Aleylua-4 (Şiir) / S.5
Hüseyin Çiftçi-Derinlikler (Şiir) /S.6
İlhan Kemal- Güz?- Ben Değilim! (Şiir) / S.7
Mustafa Ergin Kılıç- Esin Tin-Uçuk(Şiir) / S.8
M. Mahzun Doğan- Merhaba (Şiir)/ S.9
Ogün Kaymak-En Derin Yeri Zamanın (Şiir) / S.10
Tamer Gülbek- İşgalci (Şiir) / S.10
Okan Alay- Dengbej Filit (Şiir) / S.11
Fahrettin Koyuncu- Kemlik Suresi (Şiir) / S.12
Seyhan Özdamar- Ah’topot (Şiir) / S.12
Ahmet Gök-Gaja (Şiir) / S.13
Ercan. Y. Yılmaz- Muska (Şiir) / S.14 (Şiir)
Emin Kaya- Kült Kediler Yasası (Şiir) / S.14
Özgür Balaban- Rose (Şiir) / S.15
Gökhan Göçer- Evlere Çalım Atan Kuş (Şiir) / S.15
-------------------------------------------------------
Dosya: İlhan Berk (S.16-45)
Mustafa Durak: İlhan Berk Şiirinde Kuramsalın Değeri
Fuat Çiftçi: Şiirin Tohum Kuyusu İlhan Berk
Adil İzci: İlhan Berk İçin
Hüseyin Alemdar: Kült Bir İlham Berk
Betül Tarıman: İlhan Berk’i Anlama Çabası
Ahmet Uysal: İlhan Berk Ölmüş Dediler- Nesneler Şamanı
Zeki Karaaslan: İlhan Berk’e Selam
Mustafa Ergin Kılıç: Kuşların Doğum Gününe Gitti !
Volkan Odabaş: Ölüm, Uzun Bir Adam’da Yazıyor Yazısını
İlhan Kemal: Sihir Adam İlhan Berk
Okan Alay: İlhan Berk Ve Şiir
-------------------------------------------------------
Hüseyin Alemdar- Beşli Aşk Kağıdı (Şiir) / S.31
Uluer Oksal Tiryaki- Verlaine Günlükleri (Şiir) / S.45
Görselcilere Sinir Ağı- 1 / S.46
Birkaç Kuş Birkaç Anı’da Saklısu: Veysel Çolak ( Kitap Tanıtımı) S.47
Zeki Karaaslan- Şiirin Aşısı/ S.48-49
Fuat Çiftçi- Değiştirmeler (Şiir) / S.52 (Arka Kapak)

Ayrıntılı bilgi ve abonelik için:

www.siiriozluyorum.blogcu.com
www.siiriozluyorum.blogspot.com
0542 407 2802

ŞİİRİ ÖZLÜYORUM DERGİSİ’NİN DAĞITIM YERLERİ:

İstanbul

Beyoğlu- Mephisto
Meksikali Kitabevi -Bağcılar
Simurg
Kırkambar (Anabala Pasajı- Beyoğlu)

İzmir

Yakın-Alsancak
İletişim-Alsancak
Kabile-Konak
Pan -Karşıyaka

Samsun

Ada Kafe

Ankara

İmge
Turan

Kayseri

Bilge Kitabevi

Kırşehir

Eylül Cafe

Ve ayrıca;

Adana, Mersin, Denizli, dağıtımlarımız yapılmıştır.

Dergimize ulaşamayanlar
www.siiriozluyorum.blogcu.com adresinden gerekli bilgileri alabilirler. Ya da Fuat Çiftçi aranabilir. (0542 407 2802)

Kaldıraç 93

Merhaba
Yine yoğun bir gündemle karşınızdayız. Savaş, kriz, tekeller arası mücadele sürerken, bize gerekli olan her alanda örgütlülüğü yükseltmek, kuracağımız yeni, sınıfsız, özgür dünya hedefine doğru ilerlemeyi sürdürmek...
Geçen sayıda yayınlamaya başladığımız Deniz Adalı’nın Kapitalizmden Komünizme Geçiş adlı çalışmasını yayınlamayı sürdürüyoruz.
Dünyada güçlerin yeniden konumlanışı, TC içerisindeki kâhyalık savaşı, Yol-İş’te ortaya çıkan ‘yolsuzluk’ gibi konular gündemlerimiz arasında.
Bu gündemlerin yanı sıra Temel Demirer, Sibel Özbudun, Mahmut Konuk, Kadir Ağcı, Özenç Erdem, M. Şehmus Güzel’in makaleleri de ilginizi çekecektir diye umuyoruz.
Tarih sayfalarımızı 12 Eylül sonrası idam edilen devrimciler İlyas Has, Hıdır Aslan, Serdar Soyberk ve Necdet Adalı’ya ayırdık. Yine tarih sayfalarımızda Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Behice Boran’ı andık.
Bir Ekim ayında dünya devrimcisi Che’yi güneşe uğurlamıştık. Kapağımızı ona ayırdık. Fazla söze gerek var mı?
Komutan Che aramızda!
Yeni sayımızda görüşmek dileğiyle...
Devrim İçin İleri
Ya Sosyalizm Ya Ölüm!
İÇİNDEKİLER

Değerlendirme ......................................................................................................................3

Haber Görünüm Yorum ....................................................................................................5

Kafkaslarda Savaş, Dünyada Güçlerin Yeniden Konumlanışı...................................15
Deniz ADALI

Erdoğan ve Aydın Doğan, Özkök ve Dengi Bir Mehmet............................................20
Fikret SOYDAN

Yolsuzluk Bir Yol İse, O Yolu Kapatmak Görevdir....................................................24
Aysun SADIKOĞLU

“Milli Yarar(sızlık) Siyaseti”nin Dökümü.......................................................................27
Temel DEMİRER

Peki Sizde Fish Var mı?....................................................................................................39
Kadir AĞCI

Dosya... “Sosyalizm Günceldir”
Kapitalizmden Komünizme Geçiş.....................................................................................41
Deniz ADALI

9. Yılında Ulucanlar Katliamı ve Merkez Kapalı’nın Yediveren Gülleri.................66
Manmut KONUK

Tupac Amaru’nun Peru’su................................................................................................69
Sibel ÖZBUDUN

Venceremos! “Comandante” Che Guevara Venceremos!...........................................82
Özenç ERDEM

“Onlar ölmediler yok...” İlyas Has, Hıdır Aslan...........................................................85
Tarih...

Serdar Soyergin, Necdet Adalı.........................................................................................86
Tarih...

Eylül Karşılaması................................................................................................................87
Şiir... Şafak YILDIZ

Behice Boran, Dr. Hikmet Kıvılcımlı..............................................................................88
Tarih...

Çin Devrimi Kronolojisi.....................................................................................................89
Tarih...

Yılmaz Güney ve Aydın.....................................................................................................90
Kültür-Sanat... M. Şehmus GÜZEL

Pablo Neruda Soruyar: Şiiri Kim Öldürebilir ki?........................................................94
Kültür-Sanat... İlknur KAVLAK

Mülksüzler/Ursula K. LeGuin...........................................................................................97
Kültür-Sanat... Kitap

“M. Ö. 10.000” Beyaz Adamın Yalanı............................................................................99
Kültür-Sanat... Film... Erşan KULU

Okur Mektupları... ............................................................................................................101

18 Ekim 2008 Cumartesi

Ay Vakti 97. Sayı:

Her Dem Hilâli Yaşamak
Sekiz yıldır, sözün bekçiliğini yapan Ay Vakti, her sayısı ile müthiş yankılar uyandıran taşlar düşürüyor düşün dünyasına. Kâh gençlerin yoluna mahya oluyor, kâh varlığın sesini dinlemek isteyenlerin sözüne elçilik ediyor. Yıllardır önemli bir yer tutuyor edebiyat dünyasında...
Karanlığın usanmaz bekçisi ay gibi, karanlıkta kalmış ruhlara görüntü olmaya çalışıyor. Aydınlanmanın vakti şimdi, Arif Ay söylencesi ile başlıyor... Şeref Akbaba "Keşke Bayram Olsa" başlıklı yazısıyla bayramlarımızın niçin bayram olamadığını sorguluyor naif üslubuyla.
Selami Şimşek, Hıra'da başlayan bir şiir serüveninin, Asr-ı Saadet'e uzanan rahlesine düşen harflerin sahibi Arif Ay ile sahip çıktığı harfler üzerine, günümüz şiirine bakış üzerine konuşuyor.
Mehmet Atilla Maraş; Foto Filistin, Nurettin Durman; Burası Ezelden Beri Sevmiyor Yıkılmayı, Özcan Ünlü; Kahkaha İlahisi, Selami Şimşek; Kuş Yemleri Cebinde Uyuyan Çocuklar, Yavuz Ertürk; Kemik, başlıklarıyla şiir zincirinin halkalarını oluşturan yazarlarımız...Habbeyi Kubbe Yapmak, deyimini analitik dayatmalar ile anlamlaştıran Necmettin Evci, varlık ve oluş betimlemeleri ile süregelen yazısında, aklı ve ruhu statik alanda inceliyor.Naz Ferniba, Seyir Defteri Öyküleri'nden masal kisvesine büründürülmüş bir hayat seyiri ile karşılıyor bizleri. Hayal, ümit, korku arası mekik dokuyan yaşamların, kimi zaman içlerindeki ukde'ler ile kala kalışına şahit oluyoruz...Mustafa Oğuz, hayat konulu fotoğrafları söze getiren anlatımları ile bu sayının deneme kategorisindeki yerini alıyor: "Şimdi burada her şey aşktı." Jan Devrim, Arkadaşım adlı hikâyesiyle, Eyyüp Azlal duygu ve düşünce paralelinde gözlemlediği edebiyat imgelemiyle Ay Vakti'ndeler.
Bu sayının gezi yazısı Bahattin Yıldız'ın izlenimleri ile... Müseferet, şehadet yolculuğuna adanmış bir tevafuk ile başlayan tarih kokan bir hikâye. Osman Koca, trajik üslubuyla kırık bir hikâyenin notalarını çalıyor.
İslam edebiyatının kuruluş serüveni, Osmanlı döneminden başlayıp, acem edebiyatı, İran edebiyatı arasında mekik dokuyarak ilerlemiştir. Arapça, Farsça ve Türkçenin bir karmaşa içerisinde konuk olduğu İslam edebiyatı, kimi zaman Arap kökenli şairler tarafından zirveye taşınmıştır. Necatî, Fuzulî, Bakî, Hayalî, Ş. Yahya, Nefî ve Nedim'in büyük yer kapladığı İslam edebiyatı, Osmanlı Şiirinde İran, başlığıyla Şadi Aydın tarafından kaleme alınmış...
Doğu edebiyatı bohem değil, bilakis toplum içerikli olup, umut motiflidir. Güneydoğu'dan edebiyat akislerini Behçet Yani irdeliyor.
Aşkın vav halini bulmak için Mecnun aklından oldu... Yüreğini büktü, terk-i diyar eyledi silsilesini "Derman arıyorsan derdine dön ey yolcu!" mecnunluk er işidir, "Secde et yaklaş!" düsturlarıyla Yunus Emre Tozal, Vav halinde uçan kuş'tan dökülen nağmeleri sizlerle buluşturuyor...
Kaptanların ceplerinde çelişkili şiirler taşıdığı bir denizde yolunu arayan bir kaptan misali, Mehlika Toyga fenomen ile fener tutuyor yolunu kaybetmiş gemilere.
Zeynel Şahin, diriliş muştulu hayallerini mürekkep ile damgalamış sayfasına, göz'e dokunaklı, söz'ü pek satırları ile Ahmet Sezgin Peyami Safa'ın Yalnızız romanını mercek altına aldığı incelemesiyle Ay Vakti'nde.

Ay Vakti'nde durmak ve duruşu bozmamak, hep bir duruşumuz olsun dediğimiz şu zamanda, duruşumuza üç noktayı Üzeyir Süğümlü koyuyor. XLIV sayılı mektubuyla Şiraze yine mektup köşemizde.

Deneme
Şeref Akbaba, Keşke Bayram Olsa
Necmettin Evci, Habbeyi Kubbe Yapmak
Mustafa Oğuz, Hayat Resimleri
Eyyüp Azlal, Biraz Daha Edebiyat
Yunus Emre Tozal, Vav Halinde Uçan Kuş
Mehlika Toyga, Fenomen
Zeynel Şahin, Ferce ve Mahreç Sende Ey Diriliş
Üzeyir Süğümlü, Duruş
Behçet Yani, Güneydoğu'da Edebiyat

Şiir
Arif Ay, Artılar
Mehmet Atillâ Maraş, Foto Filistin
Nurettin Durman, Burası Ezelden Beri Sevmiyor Yakılmayı
Özcan Ünlü, Kahkaha İlahisi
Selami Şimşek, Kuş Yemleri Cebinde Uyuyan Çocuklar
Yavuz Ertürk, Kemik

Öykü
Naz Ferniba, Seyir Defteri Öyküleri IV
Jan Devrim, Arkadaşım
Osman Koca, Can Kırık

Söyleşi
Arif Ay İle Söyleşi

Araştırma
Şadi Aydın, Osmanlı Şiirinde İran

Gezi
Bahattin Yıldız, Müseferet

İnceleme
Ahmet Sezgin, "Yalnızız" Romanıyla Simeranya'ya Bir Seyehat

Mektup
Şirâze XLIV

Yekta Haktan İnci
www.ayvakti.net, ayvakti@gmail.com


Berfin Bahar Ekim 2008 – 128. Sayı

Berfin Bahar
Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Ekim 2008 – 128. Sayı, 6 YTL
ISSN 977-1300-53-9
BARKOD NO: 9771300539-128



Seyyit Nezir /
Jöntürk Devrimi’ni Hazırlayan Sürecin Zamandizini

Bu Sayıda:

Sunu / 4

Seyyit Nezir
Jöntürk Devrimi’ni Hazırlayan Sürecin Zamandizini / 5

Vecihi Timuroğlu
Düşünceler / 39

Müslim Çelik
Mezopotamya Sedirinin Kökleri-1 / 46

Dr. Şadi Aydın
Türk Edebiyatında İskender / 50

Bertan Onaran
Olimpiyatlar – Kasırgalar / 55

Yılmaz Dikbaş
Londra Caddelerinde Romanyalı Dilenciler / 56

Cazim Gürbüz
Türk Siyasal Yaşamında Kadro Hareketi ve Yansımaları / 57

Bülent Habora
Ankara’dan Munzur’a Pedal Çevirenler / 61

Mustafa Suphi
Hasan Hüseyin Demirel’le Müzik ve sanatçı Tavrı Üzerine... / 75

DENEME / ANLATI: Nusret Gürgöz 60 • Engin Kasap 79 •
ÖYKÜLER: Tacim Çiçek 33 • Nilüfer Altunkaya 44 • M. Fikret Ünlüer 53 • Özlem Yıldız 59 • Huriye Saraç 63 •
ŞİİRLER: Nurcan Usta 12 • Atila Er 14 • İlyas Orak 18 • Asım Öztürk 22 • Canan Al (Nehir Amara) 24 • Sezer Odabaşıoğlu 31 • Nazlıhan Ergin 35 • Taner Cindoruk 37 • Kâmil Çağlar 43 • Hakan Alev 45 • Ruşen Ergün 51 • Çetin Çağlayan 52 • Serpil Tuncer 54 • Serap Telöz 59 • İdris Yalçın 64 • Türker Özşekerli 70 • H. İbrahim Polat 73 • Metin Aybek 74 • Dilek Değerli 77 •
KİTAP: H. Nedim Şahhüseyinoğlu 67 • Lütfi Kaleli 68 • Yılmaz Çongar 69 • Kapak Arkası 71 •
MÜZİK: Albümler Arasında 78 •
HABER ETKİNLİK: 81 •


Abone Koşulları:
Yurtiçi, Yıllık (12 Sayı): 60 YTL.
Yurtiçi, 6 Aylık (6 Sayı): 36 YTL.
Cezaevlerine; Yıllık (12 Sayı): 30 YTL.
Resmi Kurum-Kuruluşlara; 12 Sayı: 84 YTL
Resmi Kurumlara Birim Fiyatı: 7 YTL.
Yurtdışı: 12 Sayı, Avrupa: 50 Avro;
ABD ve Uzakdoğu: 85 Dolar
Yurtdışı Fiyatı: 4 Avro

(Yurtiçi ve yurtdışı abone bedelinin Türkiye İş Bankası İstanbul - Cağaloğlu Şb. Berfin Basın ve Tic. Ltd. Şti. 1095-558371 nolu TL. hesabına yatırılması rica olunur.)

Posta Çeki No: Befin Basın Yayın Tic. Ltd. Şti., 5096824

Adres: Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han,
No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112 - İSTANBUL
Tel: (0.212) 513 79 00 Fax: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net
e-posta Adresi: berfinbahar@berfin.net



DERGİ SATIŞ NOKTALARI:

İstanbul: Mephisto Kitabevi (Beyoğlu), Nezih Kitabevi (Kadıköy), Remzi Kitabevi Mağazaları (İstanbul ve diğer iller), Kabalcı Kitabevi (Beşiktaş), Berfin Bahar Dergisi (Cağaloğlu), Mephisto Kitabevi (Kadıköy), Seyhan Müzik (Kadıköy), İmge Kitabevi (Moda)
Ankara: Dost Kitabevi, İmge Kitabevi, Remzi Kitabevi
İzmir: Şafak Türküsü Cafe Türkü ve Şiir Evi, 161. Sokak No: 10 / C (Küçükpark-Bornova)
Adana: Kitapsan,
Mersin: Kitapsan.

12 Ekim 2008 Pazar

CAZİM GÜRBÜZ - Gelin Bizi Ayırt Edin Ulan

CAZİM GÜRBÜZ
Gelin Bizi Ayırt Edin Ulan
- Gülmece Öyküler -

KORA YAYIN*

Yayınevi: Kora Yayın
Kitap Adı: Gelin Bizi Ayırt Edin Ulan
Yazar Adı: Cazim Gürbüz
Yayın Yönetmeni: İsmet Arslan
Sayfa Sayısı: 110
Baskı Yılı: Ekim 2008
Baskı Sayısı: 1. Baskı
ISBN 978 - 975 – 8800 – 86 – 5
Barkod No: 9789758800865
Fiyatı: 7.5 YTL
Boyut: 13.5 x 19.5 cm.
Kapak Cinsi: Bristol karton
Türü: Mizah

Arka Kapak Yazısı:

Gülmece dediğiniz “yaşanmışlıklar”ın aktarılışıdır. Kurmaca’nın en az hüküm sürdüğü edebî dal, gülmecedir.
Cazim Gürbüz de yaşanmışlıklarını anlatıyor bu ilk gülmece öykü kitabında. Kendi söylemiyle, kırk yılın birikimidir yazdıkları ve çoğu “ayniyle vaki” olayların anlatısıdır.
Gürbüz’ün öyküleri, yer yer fıkra boyutuna ve anlatımına yaklaşarak, fıkra ile derin sınır anlaşmazlıklarına giriyor. Bu anlaşmazlıklar edebî yargıya gittiğinde öykünün lehine sonuçlanacaktır. Çünkü, anonim değildirler her şeyden önce, yazarın öz malıdırlar, hiçbiri daha önce yazıya ve dile düşmemişlerdir. Günümüzün genel kabul görmüş gülmece anlayışına da uymamaktadır Gürbüz’ün yazdıkları. Özüne özgüdür öykülerinin kurgusu ve anlatımı. Anadolu’nun köklü gülmece anlayışı ile beslenmişlerdir.
“Edebiyatlaşan Vergiler” adlı kitabının “Vergi ve Mizah” adlı bölümünde yazar, mizahi bir birikimi olduğunu kanıtlamış, mizaha yatkın bir kalemi olduğunun işaretlerini vermişti. Şimdi bu işaretler gerçeğe dönüyor, asıl görüntü çıkıyor ortaya. Amaç güldürmek, güldürürken düşündürmek ve toplumsal çarpıklıkları haşlayıp taşlamak değil midir? Bunları yeterince bulacağınıza inanıyoruz bu kitapta.


* CAZİM GÜRBÜZ


1948 yılında Bayburt’ta doğdu. Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. Ziraat Bankası’nda memurluk, Tekel ve Türk Standartları Enstitüsü’nde başmüdürlük ve bölge müdürlüğü görevlerinde bulundu. Erzurum Meslek Yüksek Okulu’nda iki yıl Banka Muhasebesi ve Ticari Hesap dersleri verdi. Bu görevlerin ardından, bir süre özel sektörde çalıştıktan sonra, uzun yıllar Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak hayatını sürdürdü. 2000-2001 yıllarında Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. 2001 yılında, girdiği mesleki sınavı kazanarak Yeminli Mali Müşavir oldu. İki çocuğu ve bir torunu olan Câzim Gürbüz, Kocaeli-İzmit’te oturuyor, Yeminli Mali Müşavir olarak ekmeğini kazanıyor.
Şiir Defteri Yayınları arasından çıkan ve 1990 ile 1993 yıllarında birinci ve ikinci baskıları yapılan “Ateşkes Çağrısı” ile 1993 yılında yine aynı yayınevince yayımlanan “Saman O Yana, Buğday Bu Yana” ve 2007 yılında Sone Yayınları’nca yayımlanan “Türk’e Baştan Başlamak” adlı üç şiir kitabı var. Şiir Defteri Dergisi’nin 1992 yılında açtığı yarışmada, dergi okurlarının oylarıyla, “İkinci Ürün” adlı şiiri, ikincilik ödülü aldı. 2007 yılında “Edebiyatlaşan Vergiler/Vergi Ve Muhasebede Çok Bilinmeyenler” adlı araştırma-İnceleme türü bir kitabı Bilgeoğuz Yayınları’nca yayımlandı. Yazarın 2007 yılında Sone Yayınları arasından üç kitabı daha çıktı; bunlar; Nikolay’ın Av Köşkü (Öykü), Türk’e Baştan Başlamak (Şiir) ve Hazar Üstüne Yazılanlar (Deneme) adlarını taşımaktadırlar.
1992 yılında Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin davetlisi olarak Azerbaycan’a da giden Yazar’ın; şiir, öykü ve yazıları; Şiir Defteri, İlkyaz, Edebiyat Güncesi, Kardaş Edebiyatlar , Türkiye Günlüğü, Gölge, Beşparmak, Güneysu, Tarla, Yeni Ufuk, Nisan Bulutu, Yeni Adana, Bizim Ece, Yeni Hayat, Berfin Bahar, Hazer (Azerbaycan), Kirpi (Azerbaycan), Yol (Azerbaycan), Şafak (Batı Trakya), Bay (Yugoslavya) ve Yurt (Irak) adlı dergi ve gazetelerde yayımlandı.
Câzim Gürbüz, amatör olarak, gazeteciliğin haberden köşe yazısına, röportaja dek, birçok dalında ürünler verdi. Türk Haberler Ajansı, Güneş ve Ortadoğu gazetelerinde muhabirlik yaptı. Köşe yazarlığına Ortadoğu Gazetesi’nde başlayan Gürbüz, 1998-2003 yılları arasında aralıksız olarak Büyük Kurultay Gazetesi’nde haftalık kültür-sanat yazıları yazdı. Aralık 2003’den bu yana, haftalık yazılarına Yeniçağ Gazetesi’nde devam ediyor.

· KORA YAYIN, Berfin Basın Yayın’a aittir.

BERFİN BASIN YAYIN VE TİC. LTD. ŞTİ.
Adres: Cağaloğlu Yukuşu, Evren Han No: 29 / 56 Cağaloğlu 34112- İstanbul
Tel: (0.212) 513 79 00 Faks: (0.212) 512 37 20
http://www.berfin.net/ / e-posta: berfin@berfin.net

SABRİ KUŞKONMAZ - Soğuk Takvim


SABRİ KUŞKONMAZ
Soğuk Takvim


KORA YAYIN*

Yayınevi: Kora Yayın
Kitap Adı: Soğuk Takvim
Yazar Adı: Sabri Kuşkonmaz
Yayın Yönetmeni: İsmet Arslan
Sayfa Sayısı: 80
Baskı Yılı: Eylül 2008
Baskı Sayısı: 1. Baskı
ISBN 978 - 975 – 8800 – 85– 8
Barkod No: 9789758800858
Fiyatı: 6 YTL
Boyut: 13.5 x 19.5 cm.
Kapak Cinsi: Bristol karton
Türü: Şiir


Arka Kapak Yazısı:

Zamanın soğudu bir dünyadan şiirler; dünya oluşumundan elmaya, insana, aşka ve zamanı şimdiye taşıyan atlara değin uzun bir sözler zinciri…

“Atların yükselme veya esaret dönemi parıltılarla geçmiştir. Nice kahramanlar dünya tarihinde yerini almıştır. Pegasus kanatlanmış, Burak Hazreti Muhammed’i arşa taşımış, Köroğlu Kırat’ın üstünde Bolu Dağlarını devlet etmiştir. İskender’i Hindistan’a götüren at, genç komutanı gurbette ölümle buluşturmuştur. İspanyol General Kortez, Aztek uygarlığını atıyla çiğneyip geçmiştir. Denize at süren Fatih’in öfkesi okul duvarlarını işgal etmiş çocukluğumuz boyunca. Dadaloğlu sever kıratı belki güzelden önce, yener zaman denen azraili. At üstünde Voltaire okuyan bir Mustafa Kemal görülmüş Şam yollarında. Sonra, Çankırı yolunda odun taşır kasabaya atıyla, kirli kasketli bir gamzade.”

Adın

adın ilk günkü heyecanla
dökülür dilimden
adına bir gül adadım

adın ilk an gibi
eskimeden durur kalbimde
adına bir dağ adadım

adın ilkinde gibi
silinmez dilimden,
adına, dünya az gelir
adına kırmızı bir elma adadım



* Sabri Kuşkonmaz’ın Diğer Kitapları

Sorular ve Yanlışlıklar (Şiir, Kora Yayın, 1994)

Kıyımın... Kıyısında ( Anlatı, Berfin Yayınları, 1996)
P.E.N Yazarlar Derneği Onat Kutlar 1996 Anlatı Ödülü

Ölümsüz Resimler Geçidi (Şiir, Kora Yayın, 1996)

Bir Şairin Balkonunda Öğle Sonu (Şiir, Kora Yayın, 1998)

Postallar (Kısa Film Öyküler, 2. Basım, Kora Yayın, 2000,
1. Basım Bulunmaz Yayıncılık, 1997)

Paslı Hınçlar Ülkesi (Şiir, Kora yayın, 2002)

Anadolu Beyleri (Şiir, Kora Yayın, 2004)

Çık Dışarı ( Roman, Berfin Yay. 2004)

Aşık Olmadan Önce Okunacak 100 Şiir (Derleme, Noktakitap, 2007)


· KORA YAYIN, Berfin Basın Yayın’a aittir.

BERFİN BASIN YAYIN VE TİC. LTD. ŞTİ.
Adres: Cağaloğlu Yukuşu, Evren Han No: 29 / 56 Cağaloğlu 34112- İstanbul
Tel: (0.212) 513 79 00 Faks: (0.212) 512 37 20
http://www.berfin.net/ / e-posta: berfin@berfin.net

11 Ekim 2008 Cumartesi

Kuşluk Vakti Sayı 6

İçindekiler

1. Tayyib Atmaca / Ömür Bir Gül Fidanı (şiir)
2. Mustafa Uçurum / Gelme Üstüme (şiir)
3. Hasan Çağlayan / Dağ Köyü (şiir)
4. Gülnihal Ümit / Tahayyül (deneme)
5. Yıldız Ramazanoğlu (Yazıyorum; Çünkü) Yazmak, Örtüyü Bazen Kaldırma, Bazen De Örtme Çabası (deneme)
6. Melek Altun / Bosna İzlenimleri – 2 Bosna'da Bir Başka Zaman (gezi yazısı)
7. Ayşe Şahinboy / Münire Daniş İle “Rabiatü’l Adeviye” Ve “Aşk İle Hu” Kitabı Üzerine
8. Ahmet Turan Alkan Portresi (Fatma Zehra, Senail Özkan, Hüseyin Kaya, Kadir Üredi, Tekin Şener, Yüksel Erol)
9. Yusuf Kaplan / Medeniyet, Şiir Ve Modern “Türk” Şiiri: (2) (deneme)
10. Mustafa Oğuz / Kekik Ve Nane (şiir)
11. Güzel Sarıgül Şonbaeva / “Asra Bedel Hatıralar”dan Aksakal (hatıra)


Editör yazısı

ŞU EDİTÖR, EDİTÖR DEDİKLERİ...

Yayıncılık sektörü ile ilk tanıştığım günlerde, adını sıkça duyduğum ama ne iş yaptığını bir türlü kestiremediğim bir meslek kolu ile de tanışmış oldum: Editörlük!
Yayın dünyasına "iç"erden bir bakış kazandığım ilk yayınevinde, herkesin kapısında asılı olan "Editör" tabelası benim için gayet kışkırtıcı anlamlar taşısa da, bu işin ne'liği hakkında doğru dürüst bir bilgiye sahip değildim. Kimdi bu editörler ve ne iş yaparlardı? Görünüşe bakılırsa bir yayınevinde grafikerlerin dışında kalan herkes editör vasfını haizdi -nedense!- ve ah ne de cazip bir meslek icra ediyorlardı kitaplara müştak birisi için! İşin içeriği hakkında net bir bilgiye sahip olmasam da, bu büyülü isme sahip "havalı" mesleği icra edenleri o zamanlar pek şanslı buluyordum.
O güne kadar tanıdığım "editörlerin" kendilerinden başka kimseyi beğenmeyen tavırları ve göreni çok önemli bir iş yaptıkları vehmine sevk eden duruşları ise, bu düşüncelerimi pekiştirir mahiyetteydi.
Aradan çok zaman geçti, körpünün altından çok sular aktı ve insanlar tıpkı benim zihnimde oluşan sorulara benzer sorular sormaya başladılar bana: "Kimdir şu editör, editör dedikleri ve ne iş yapar?..."
Bu sorunun cevabı Türkiye şartlarında şekillenen yayıncılık sektöründe "Ne iş olsa yapar." olsa da hakikat halde öyle değildir. Bir editör, kitapsız yaşamayı aklından bile geçiremeyen, kitap (veya dergi) eksenli proje üretme kabiliyetine sahip ve masasına "dosya" olarak bırakılan yazılar demetini, maharetli dokunuşları ile kitaba yahut dergiye dönüştürebilen kişidir. Ayrıca bir yazarın içinde saklı kalan cevherleri çıkarabilmek de, "editör" denilen zevatın icra ettiği/etmesi gerektiği zenaatlerden sayılmalıdır.
Fakat iş dergi editörlüğüne, hatta taşra merkezli dergilerin editörlüğüne geldiğinde, durum biraz daha zorlaşmaktadır. Maddi imkânsızlıklarla çepeçevre kuşatılmış olan taşra dergisi editörü, başlarda kendisini hevesle destekleyen "yoldaş"larının yolculuğu yarım bırakmasıyla iyice yalnızlaşılar. Bir de bunların üzerine, böyle "küçük işleri" önemsemeyenlerin ezici tavırları eklenince, durum iyice içinden çıkılmaz bir hal alır... Kısacası bir taşra dergisi editörü, dünya yüzünde kaderine terk edilmiş çileli insan teklerinden biridir... Bu zorlu yolda yürürken kendisine eşlik eden dostları ise; postanedeki memurlar, kabarıp giden telefon faturaları, gece gündüz dolup boşalan çay bardakları ve her "alo" dediğinde koşup gelen birkaç vefalı yoldaştan ibarettir...
***
Sonbaharın kendisini iyiden iyiye hissettirdiği ekim ayında Kuşluk Vakti, yine birbirinden güzel yazılarla sizlere "merhaba" diyor. Yıldız Ramazanoğlu, yazma serüvenine ışık tutan yazısıyla "Yazıyorum, Çünkü..." köşemizin bu ayki konuğu... Melek Altun, Bosna izlenimlerine kaldığı yerden devam ediyor. Ayşe Şahinboy, yeni çıkan kitabı Aşk ile Hu bağlamında Münire Daniş ile söyleşiyor. Orta sayfada yer alan Portre köşesinde dostları, A. Turan Alkan Hoca için bir portre denemesine girişiyor. Yusuf Kaplan Hoca, geçen sayıda başladığı esaslı yazısı "Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri"ne, bu sayıda da devam ediyor. Cengiz Aytmatov'un manevi kızı Güzel S. Şonbaeva, "Atake"sinden kendisine kalan "Asra Bedel Hatıraları" dillendiriyor. "Alvar İmamı"nın sadrından satırlarına akan hisler ise, Divançe'de yer buluyor.
Vakitlerin ve kalplerin sahibine emanet olun...


İletişim
www.kuslukvakti.blogcu.com

kuslukvakti46@gmail.com

Keder Gibi Ödünç - Haydar Ergülen

Kitap Adı : Keder Gibi Ödünç
Yazar : Haydar Ergülen
Editör : Bülent Usta
ISBN : 978-975-6198-53-7
Barkod : 9789756198537
Sertifika No : 10748
Türü : Şiir
Sayfa Sayısı : 94 syf.
Baskı : 3. Baskı, Eylül 2008
Boyut : 13x19
Fiyat : 7 YTL

Dağıtım : Alfa Dağıtım (0212-511 53 03)
Yasakmeyve Kitapları
Komşu Yayınevi Tarafından Yayına Hazırlanmaktadır
Keder Gibi Ödünç -3.baskı-
Haydar Ergülen
Galiba insanın yakışıklı bir kalbi olmalı önce

sık sık tozu alınmalı, parlatılmalı aynalı sözlerle

benimse kalp hususunda cilalı bir cümlem bile yok

mırıldandığım sözlerin çoğu ondan gelse de…

1956'da Eskişehir'de doğdu. ODTÜ Sosyoloji'yi bitirdi. Nar'ın babası.

Şiir kitapları: Nar:Toplu Şiirler 1 (2000), Hafız ile Semender: Toplu Şiirler 2, (2002), Ölüm Bir Skandal (1999), Zarf (2005), Üzgün Kediler Gazeli (2007).

Deneme kitapları: Haziran, Tekrar (2000), Üvey Sokak (2005), Düzyazı:100 Yazı (2006), EskiYazı (2008).

TEMRİN DERGİSİ’NİN EKİM SAYISI ÇIKTI

Künye:
İstanbul merkezli bir dergi
Ülke içine dağıtımı yapılıyor.
Yurt içinde ve dışında aboneleri var.
Aylık yayımlanıyor.
Düşünce ve edebiyat dergisi
Yeni kalemlere ustaların yanında temrinler yaptırmak için yayın hayatına atıldı.
İletişim:
temrindergisi@gmail.com
www.temrindergisi.com
Abone için hesap no: İş Bankası 1217-0335590
Posta çeki hesap no: Hakan Şaştım adına 5690046

BEKTAŞİ ŞAİRİ HİLMİ DEDE’NİN EHLİ BEYT SEVGİSİNİ İŞLEDİĞİ 42 BEYİTLİK ŞİİRİ İLK KEZ TEMRİN’DE YAYIMLANIYOR.
Temrin, Ekim ayında bir sürprizle okurunun karşısına çıkıyor. Bektaşi şairi olan Hilmi Dede’nin 42 beyitlik ehli beyt sevgisini işleyen şiiri ilk kez dergide gün yüzüne çıkıyor.
Bektaşiliğin aslının ehli sünnet çizgisine uygun olduğunu ispat eden Fatiha tefsirinden sonra bu şiir de Bektaşiliğe bakışımızı değiştirecek. Edebiyat araştırmacıları için önem taşıyan şiirin tamamı dergide yer alıyor.
Derginin bu ayki şairleri: Şeref Yılmaz (çocuksu hüsnüzanlar), Uğur Uzunok (çocukluk eriği), Mustafa Uçurum (doğrula beni), Nurbanu Akay (kedi sonrası) ve Yusuf Özkan Özburun (mes lastik).
Derginin inceleme yazıları: Türk Öykücülüğünün Dev Kütüphanesi (Yılmaz Yılmaz), Toprak Ana (Gülay Çil), Bir Bektaşi Şairi Hilmi Dede (Fatih Kutlu), Sezai Karakoç Şiirinde Kadın (Merve Akbaş).
Deneme yazıları: Lal Makamı (Ceyhun Emre Teoman), Asma Yaprağı (Yasemin Başer), Plastik Sözler (Hasan Çağlayan), Haçkalı Baba (Umut Bulur), Bir Küçük Nesnedir Anahtar (Hatice Eğilmez Kaya).
Öyküler: Genç Werther’in Acılarının Devamı (Rabia Avcı), Yara Bandı (Hatice Uzun), Beklerken (Şeniz Bayır), Keşke Teğmen Olsaydın (Nevzat Canan), Can Direği (Melek Altun), Arafta Kimliksiz (Zeynep Elbasan).
Tanıtım: Huzursuz Bacak (Nuran Aksoy)
Gezi: Ege Düşü (Selma Ayerdem)
Hatıra: Rüyalarımın Çağırdığı Yer (Güzin Akyüz)
Derginin Ekim sayısının “editörden” yazısında şu dikkat çekici ifadelere yer veriliyor:
“Bir ramazan ayı daha bereketiyle gelip geçti. Temrin’in beşinci sayısına da yansıyan bu bereketin, umduğumuzdan daha fazla geri dönüşümünü aldık.
Temrin, altıncı sayısıyla karşınıza çıkıyor. Henüz altı aylık… Daha sütten kesilmedi… Ne var ki gürbüz ve sağlıklı duruşu kısa zamanda kulaktan kulağa duyuldu. TRT 2’nin daha ikinci sayıda dergiyi tanıtması ve altıncı sayısını henüz çıkaran bir derginin internette birçok yerde karşımıza çıkması, bu söylediğimizi doğruluyor.
Derginin üçüncü sayısına kadar elimizde bulunan yazılar tanıdık isimlerden gelen yazılardı. Ne var ki dördüncü sayıdan itibaren derginin mail adresine tanımadığımız birçok isimden yazı gelmeye başladı. Bu yazılar “kemiyet ve keyfiyet” bakımından küçümsenmeyecek bir seviyeye ulaştı. İşte altıncı sayıdaki farklı isimler ve yazılar bu hareketliliğin bir ifadesidir. Fıtri olan her hareket yolunu bulur; tıpkı su gibi… Bize düşen bu yoldaki engelleri kaldırmaya çalışmak ve genç yeteneklerin önünü açmaktır.
Temrin’in bu sayısında aramıza yeni katılan şairler var. Nurbanu Akay genç bir yetenek… Uzun zamandır elediğimiz şiirleri, onu bu şiiri yazacak seviyeye getirdi. Mustafa Uçurum, şiirde bilinen bir isim… Temrin’e 6. sayıda dâhil oldu. Hece ile yazdığı bu şiirini keyifle okuyacaksınız. Yusuf Özkan Özburun’un hiçbir yerde yayımlanmamış şiirlerine sadece Temrin okurları ulaşabiliyor. Nizar Kabbani’den çeviri şiir bu sayıda da yer alıyor. Uğur Uzunok ve Şeref Yılmaz da şiirleriyle bu sayıya katkıda bulundu. Nuran Aksoy, Mustafa Kutlu’nun son hikâye kitabı hakkında değerlendirmede bulundu. Yasemin Başer’in “Asma Yaprağı” isimli denemesi dikkate değer… Güzin Akyüz’ün, çocukluğunu geçirdiği yeri, yıllar sonra yazıya dökmesi oldukça anlamlı… Bu sayıda yer alan bir başka yeni isim de Hatice Eğilmez Kaya… Temrin’i geçen sayıda tanıdı ve yazılarını eleştiriye açtı. Oysa Hatice Eğilmez Kaya, masterini tamamlamış ve yıllardır mesleğiyle uğraşan bir edebiyat öğretmeni… Ama mesafe almanın, ancak eleştirilere kulak vermekle mümkün olacağına inanıyor. Melek Altun da bu sayıda dergiye dâhil olan bir başka değerli isim… Uzun bir öyküsüyle giriş yapmış oldu. Eğer sabırla okursanız, adamakıllı bir öykü ile karşı karşıya olduğunuzu hissedeceksiniz. Hatice Uzun bu kez bir öyküsüyle dergide yer alıyor. Gülay Çil, Aytmatov’un “Toprak Ana”sı üzerine yazdı. Umut Bulut’un “Haçkalı Baba” denemesi tasavvufi bir neşve taşıyor. Hasan Çağlayan’ın denemesi, dikkatimizden kaçan bir konuya değiniyor. Yeni yazılardan en önemlisi de Fatih Kutlu’nun kaleme aldığı yazı… Hilmi Dede hakkında dedesinin defterinde yer alan 42 beyitlik şiir önem taşıyor. Çünkü Hilmi Dede bir Bektaşi şairidir. Bu şiirinde Hazreti Hüseyin’in şehit edilişine ağıt yakmaktadır. Böylece okurlarımız ilk kez Temrin’de yayımlanan bu şiirle görmüş olacaklar ki aslında Bektaşilik, ehli sünnet çizgisinde bir tarikat iken sonradan suiistimal edilmiştir.”
Dergi, yazarlık kursunun 10 Ekim’de başlayacağını da duyuruyor.
Tel: (0216) 5508151
İletişim: temrindergisi@gmail.com

FORUMEDEBİYAT’IN 4. SAYISI ÇIKTI!

Üç aylık yayımlanan dergimizin
Ekim/Kasım/Aralık 2008 sayısında neler var?


Yaşasın insan, yaşasın tiyatro!
Bu sayımızın kapak konusu; Ekim’de perdelerini yeni sezona açan tiyatro sanatı… Tiyatro dünyasının önemli isimlerinden; Yılmaz Onay, Zafer Diper, Ali Erdoğan, Mehmet Esatoğlu, M. Sadık Aslankara, Özgür Başkaya, Kerem Alışık ve Kubilay Yıldız, forumedebiyat okurları için yazdılar…

Ayrıca:
ALİ ERDOĞAN / Şaka yollu seyirci bulma tüyoları…
LOKMAN ZOR / Memet Baydur’un oyun kişileri…
ZEYNEP KURADA / Cezmi Ersöz’ün “Kendi kendine konuşmaktır aşk” oyun kitabı üzerine…


Söyleşi:
Bir tiyatro abidesi; Nejat Uygur… / Gülay Garip

Yazılarıyla:
İHSAN TOPÇU / Şiir dili ve şiirde anlam…
ALİ VAHAP UZAL / Şşştt! Biz buradayız, aynada kendimizi seyrediyoruz…
CEMAL ŞENER / Din sosyolojisi…
İBRAHİM ERSARAÇ / Eleştiriden neden kaçılıyor?..
CİHAN DEMİRCİ / Mizahın özgürleşmesinin 100. yılında; 1908’i aratan karanlık tablo…
CEVAT ÜSTÜN / Yaşamın iksirleri; aşk, sevgi, üretim…
SEVCAN ÖZARAS / Beliz (psikoloji-farklılıkla yaşamak)…
BÜLENT KARAKÖSE / Hayal sahaf Vahan…
HÜSEYİN YILMAZ / Şiir, yaşam, Tanrı ve ölüm…
VOLKAN HACIOĞLU / Halka malolmuş bir şair; Muammer Hacıoğlu…
AZİZ YAVUZDOĞAN / Yazılmamış öykülerimden kısa alıntılar… MORKIZ-ESKİAY / Evlat-Üstat…
ALİYE ÖZLÜ / Uyurgezer (sinema: bir filmin anatomisi)…
MELİS BALCILAR / Oyuncaklarımı geri istiyorum…

Öyküleriyle:
MUSTAFA BİLGİN / Allah’ın hikmeti…
NURAY ÇİFTÇİ / Gün, su ve kadın (çizgili-öykü)…
EMEKCAN UZAL / Yolculuk…
İRFAN MUTLUER / Deniz, gece ve…
NERMİN ÇAKIR / Denizkızı Lal…
AYŞE NARİN / Bir intihar…
RUHŞEN DOĞAN NAR / Günlük tutmalıyım…

Şiirleriyle:
AZİZ YAVUZDOĞAN / Uzak uykular, yakın düşler…
CİHAN DEMİRCİ / Şiirzofren…
MUAMMER HACIOĞLU / Doğmamış çocuklara…
GÜLAY GARİP / De ja vu…
ALİ VAHAP UZAL / Militan yürek…
GÜLGÜN ÇAKO / Fırtına öncesi…
AHMET TAŞÇIOĞLU / Ruhunda yorgun yılların tortusu…
TURGUT TOYGAR / Perifer…
SEVDAKAR ÇELİK / Sevip de yandıklarım…
OSMAN YAVUZ İNAL / İstanbul yüklü kalçalar…
NEVİN SAYILIR KOÇOĞLU / Mum…
BİLGE OĞHAN / Tam deminde hayat…
CAFER DEMİRTAŞ / Tarih yıkılacak…
VOLKAN HACIOĞLU / Özgür irade…
TUĞÇE KARAGÖZ / Güvercin oyunu…
ŞENAY EKİN / Sabaha açılan yolda…
GÖKAY BİRKAN SUCAKLI / Gidene yol yakışır…
TURAN AKYAZI / İlet/Gen
ÖZNUR ERYÜZ / Adam…
TAN DOĞAN / Baskın…
MEHMET SÜREYYA TİMUR / İlişir sol yakama…
YILDIZ PARLAK / Ki haketmedim…
FAZİLET ÜNSAL ELİAÇIK / Dilek ağacı…
SEVİL NİZAMOĞULLARI / Tuzunu silkeledi deniz…
CEMAL ARIĞ / Rakı sofrası…


Çizgileriyle:
AZİZ YAVUZDOĞAN / Yaşama dair…
AZİZ YAVUZDOĞAN / Duygusal Balık…

ŞEVKET YALAZ / Selpak…
NURAY ÇİFTÇİ / Binbir yaşam masalları…

..ve Cemal Arığ, İbrahim Ersaraç, Mustafa Bilgin, Bülent Karaköse…

Fotoğraflarıyla:
TUĞBAY IŞIKLAR / Işıklar altında…

..ve Cezmi Ersöz, forumedebiyat’ın şairlerine ait şiirleri yorumlamayı bu sayıda da sürdürüyor…


“FORUMEDEBİYAT” edebiyat dünyamızın yeni oluşumu…


dergimizi bulabileceğiniz satış noktalarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz...

http://www.forumedebiyat.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=1499


Dergimizi bulamayanlar abonelik koşulları için e-mail ile ( forumedebiyat@gmail.com )bilgi alabilirler...


* Ekim - Kasım - Aralık 2008 * 63. Sayı *

Kapak Resmi: KAYIHAN KESKİNOK. İnceleme-Araştırma: Kim Takar Salatalık Kral’ı MÜNEVVER OĞAN, Şiir ve Etnisite GÜNAY GÜNER. Öykü: Ben’den Uzaklara… NERİMAN CALAP, Bugün Bekle Beni! SERAP GÖKALP, Avuçlarımda Kalan SEVDA YÜKSEL. Araştırma-Derleme: Türk Beşleri’nin Son Çınarı NECİL KAZIM AKSES 100 Yaşında - SERDAR ONGURLAR. Sinema: Görüşme (Interview) Hem Güzel, Nem Dahi… SERHAN EVYAPAN, Sinema Kültürünün Gerekliliği HALUK GÜNİZ. Deneme: Başöğretmen MUZAFFER İLHAN ERDOST, Düşünceler VECİHİ TİMUROĞLU, İnsan, Duygu ve Deneme: ADNAN BİNYAZAR - ÖNER YAĞCI, “Emekli Olunca Her Ay Bir Kitap Alacağım” KADİR İNCESU, Aykırı! HÜSEYİN İÇEN, MUZAFFER BUYRUKÇU’nun Ardından DAVER DARENDE, 68 Kuşağı Satılık Değildi! DENİZ ÖZYAKIŞIR, Dört Mevsim Gül Yağıyor Ömrüme OSMAN BOLULU, Sanatın Geleceği Üzerine ADNAN TURANİ, “Sevgilim, Sevgilim, Yalnızca Kanatlarına Güven” MELEHAT SÖNMEZ, Üniversite ve Özgür Yıllar TOPRAK IŞIK. Gezi: İki Bolivya SİBEL ÖZBUDUN, Buda ve Peşte ALİ YILDIZ. Çeviri Öykü: Güz Kuşu GUSTAV RUNE ERİSKS - GÜRKAN UÇKAN, Gül LYUDMİLA S. PETRUŞEVSKAYA - TUĞBA EROĞLU. Şiir: Bilmem Ne Desem? RUŞEN HAKKI, Bir Kaçak İçin ERTUĞRUL ÖZÜAYDIN, Çağrı AZİZ KEMÂL HIZIROĞLU, Se(i)n Nehri MUSTAFA ERGİN KILIÇ, Ne Denir? HÜLYA DENİZ ÜNAL, Cesaret DİDEM GÜLÇİN ERDEM, Yeni Kapı Önünde AHMET GÜNBAŞ, İ/kinci Yüzüm, AHMET DURAN, Düş ZEKİ YARAMAZ, Islak Bahçe Düşleri MELEK AVCI, Öz Su SİNEM VARDAR. Kitap Tanıtım: Suları Islatan Şair NEDİME KÖŞGEROĞLU, ‘Sesin Gölgesi’nde ‘Uykun Kalır’ UMUT YAŞAR ABAT, SELAMİ KARABULUT’un “Kendine Kırgın” Kitabına Çözümleyici Bakış VEYSEL İKİBUDAK. Derleme: Düşünenler Ne Düşünüyor? HÜSEYİN İÇEN, Mozart’ı Tanıyor musun? MEHMET ŞEKEROĞLU. Günce: Yaz Günlüğü ERTUĞRUL ÖZÜAYDIN. Karikatür: NEZİH DANYAL, KEMAL ÜRGENÇ. Fotoğraf: SALİH GÜLER, GÖKTUĞ CANBABA, ESRA ERİŞKEN. Desen: ALİ YILDIZ.

96 sayfalık Patika Dergisi’nin 63. sayısı, kitabevleri ve gazete bayilerinde…
Web: www. patikadergi.com E-posta: patikadergisi@yahoo.com

06 Ekim 2008 Pazartesi

“ŞEHİR”İN EKİM 2008 SAYISI ÇIKTI


Şehir Sayı: 39 Ekim 2008
Şehir, Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi

Yerel Süreli Yayın
Sayı: 39
Ekim 2008
Sayfa: 28

Sahibi: Naci Tığ
Genel Yayın Yönetmeni: İbrahim Tığ

Yazışma adresi:Bölge Haber Gazetesi 67800 Devrek-ZONGULDAK

E.Posta: ibrahimtig@gmail.com
Ederi: 3 YTL.
Yıllık: 30 YTL.

Posta Çeki Hesap No:1487201

Zonguldak’ın tek Kültür ve Edebiyat Dergisi olan Şehir’in Ekim 2008 sayısı çıktı. Bölge Haber Gazetesi’nin paralı kültür sanat eki olarak yayınlanan “Kültür ve Edebiyat Dergisi Şehir” Ekim 2008 tarihli baskısıyla 39. sayısına ulaştı.

İçindekiler:

Ahmet Uysal:Şiirin Kan Bağı /1
Kemal Gündüzalp:Aklımdan Ötedir Gece /2
Bülent Güldal: Anlam ve Zaman / 2
Burhan Günel:Keklik Pınarı Günlüğü / 3,4,5
M.Sadık Kırımlı:Şiir Dili ve Türkçe /6,7
Talat Avcı:Güneş / 7
İhsan Topçu: Şiir Dili ve Şiirde Anlam /8
Fahrettin Koyuncu: İzmir’de /9
Asım Öztürk:Güz Gelmedi Diyordun / 9
Sabahattin Yalkın:çaylak Bir Şaire Mektuplar-6 /10
Mithat Yaban:Yurdu Teninde Duymak / 11
İsmail Arslan:Kibele Ne Etsin /12
Can Sever:Gözaçımlığı /12
D.Kankaytsın Aksoy:Denizim Sana / 12
Ümit Öztürk :Kırlangıç Masalı / 12
Bülent Top:Yaratıcı Bireyin Yalnızlığı /13
Tamer Abuşoğlu:Derinlik / 13
Baki Yiğit: Philip Larkin’den Şiirler (Çeviri)/ 14, 15
Selçuk Erat:Öpülmemişlik /15
Süheyla Taşçıer: Bir El Var / 15
Timuçin Özyürekli:Emeğin şairinden “Ülke ve Ekmek” /16
Şenay Ekin:Sen Gidiyorsun ya / 16
Nefise Karataş:Özgür Sanat ve Anlayış Etiği / 17
Orhan Uygur:Ay Buluta Girince Sevişirmiş Meğer / 17
Atilla İnan:Aşk, Ahlak, Edebiyat, Bilim ve Sanat / 18
Mehmet Rayman:Açıktan Seyir /18
Mine Ömer: Mavi Bir Nehirdir Özlem-2 / 19
Cem Özaydın: Şarap / 19
Yaprak Ünvar: Artık / 19
Fahrettin Koyuncu: zamanın Eleğinden Günlükler 2008 /20, 21
D.Orhan Özgül :Yağmur Kokulu / 21
İsmail Biçer:”Yaprağın dediğini Duydum” / 22
Perihan Baykal:Kitap Kokulu Oda / 23
Ferhad Gülsün: Gül Tablası / 24
Yüksel Andız :Kazım / 24
Munzuray:Geçişler / 25
İlker Gören: Sessizliğin Ablasının Konuşmaları / 25
Aydan Yalçın: Siz…/ 25
Oğuzhan Soykan:Yüzün / 26
Engin Satmış:Eyak / 26
Arzu Alır: Gitmek Mi / 26
Atilla Er:Tosba / 26
Mehmet Özçataloğlu:Pazarcı Ömer / 27
Ruşen Ergün :Sarsıntı / Ruşen Ergün / 27
Hakan Kartal : Ölüm Yakışır Kadına / 27
M.Hıfzı Aksoy:Sevdim Mi / 28
İbrahim Tığ: Kırık Ayna / 28

Derginin Sahipliğini Naci Tığ, Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ yapıyor.
Şehir’in iletişim adresi:ibrahimtig@gmail.com

Dergide yer alan eserlerden birkaç örnek:

ŞİİR DİLİ ve TÜRKÇE

M. Sadık Kırımlı

Osmanlı dönemindeki dil karmaşasını bir yana bırakırsak, dilimizdeki arılaşmanın, Cumhuriyet dönemiyle başladığını görürüz. Cumhuriyetin ilk yıllarında “Dil sorunu”, gündemin birinci maddesindeki yerini almıştı bile. Arapça ve Farsça sözcüklerin dile etkisi, insanlar arasında iletişim kurulmasını engelliyordu. Hele yeni nesil, bu zorluğu aşamıyordu bir türlü. İşte bu nedenledir ki; 1926 yılında Milli Eğitim Bakanlığınca konunun önemi göz önüne alınarak, “Dil Kurulu” oluşturulmasına karar verildi..
Bu aşamada durumu değerlendirenlerden Mehmet Fuat Köprülü başta olmak üzere, batılı bilim adamlarına da başvurularak öncelikle Türkçe sözlük, dil bilgisi, Türk dil tarihi gibi önemli konularda çalışmalar başlatılmış oldu. Anadolu'da yapılan araştırmalar sonucu ve başlatılan tarihi kazılar dilin, öz Türkçeye yakın köklerinin de bulunmasını sağladı. Bu kökler, günümüzden altıyüzelli yıl önce yaşamış olan Yunus Emre'nin şiirlerinde kullandığı öz Türkçe sözlüklerdi. Bütün bu bulguların ışığında, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın da buyruğuyla 12.Temmuz.1932 yılında başta Semih Rıfat Başkan, Ruşen Eşref Ünaydın, Celal Sahir Erozan, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi o devrin aydın insanları bir araya gelerek “Türk Dil Kurumu”'nu kurarak, Türkçenin arılaşması için gerekli çalışmaları başlatmış oldular.
Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarma, üzerinde gerekli çalışmaları yapma ve dilin ileriye doğru geliştirilmesini sağlama amacıyla yapılan ve yapılacak olan bu çalışmalara biz kısaca: “Dil Devrimi” diyoruz. Atatürk'ün de söylediği gibi : Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dil, bir ulusun varlığını ve bağımsızlığını simgeleyen en önemli olgudur. İşte bu olguya dayanarak yapılan çalışmalar bizi, önümüzdeki engelleri aşma açısından yorucu bir yolculuğa çıkarıyordu.
Kısaca, bu tarihsel açıklamanın ışığından yola çıkarak, başlangıcından (Cumhuriyet döneminden) itibaren günümüze kadar geçen zamana bakıldığında, Türk şiirini var eden, onu güçlü kılan dil özelliklerinin neler olduğunu saptamaya çalışabiliriz. Şöyle ki : Şiir gücü-nü dilden alır ; şiirin yapısal özelliği, hamuru, mayası dildir! Şiir, bu yapısal özelliğe güç katar ayrıca. Dünyanın her yerinde şiir, imge, sözcük, anlam ve biçemin yarattığı etkiyle, sese kattığı güç eğer bir insanı etkileyebiliyorsa, görevini tamamlamış sayılır. Burada dilin çok iyi ve ustalıkla kullanılması önemlidir. Meydanı boş bulan şiir kuramcıları çoğu kez şiirin, “ne söylediği değil, ne olduğu savını ileriye sürerler; hattâ onun “Dil oyunu” olduğunu ileri sürenleri bile vardır. Dil kültürün aynası olduğuna göre, şiir de o aynadan yansıyan düşüncedir, bana göre. Şiir, bir oyun değildir, olamaz da. Alman şair Hölderlin, “Şiir oyuna benzer, ama oyun değildir” der. Onu oyuna dönüştürmeye kalkanların gülünç hallerini bazı dergilerde izliyor ve şiir adına utanç duyuyorum.
Görülüyor ki, dilin yapısal özellikleri, gösterdiği yapısal değişiklikler, sözcüklerin normal dil içindeki an-lamları, şiirdeki biçemi bir dereceye kadar etkileye- biliyor. Ama tek başına bir öge olamıyor biçimin belirlenişinde. Fakat şiirde dil deyince bundan başka bir şeyi, örneğin : Her şiirin kendi içinde kurduğu, yaşattığı yapıyı ; şiirin, konuşma dilinden o kadar ayrı, kendine özgü dilini anlarsak iş birden değişiyor. Bu dilin hergün kullandığımız normal dildeki dilbilgisi kurallarıyla, sözdizimi ile, hattâ bir dereceye kadar sözlere yüklenen anlamlarla pek ilgisi olmadığı, ona bağlı olmadığı görülüyor. Ses bayrağımız olan Türkçemizdeki dil ve sözcükler, şairin elinde ressamın boyası, heykeltıraşın çamuru gibidir. Onlardan ayrı olarak, (heykeltıraş çamurun, taşın, ressam renklerin kendilerini güzelleştirmeye çalışmadığı halde şairin, yazdığı dili güzelleştirmek, yenilemek gibi bir amacı da vardır ayrıca.) Türkçemiz, dünya dilleri arasında zenginliği ile ön plandadır her zaman; bu da edebiyatımıza güç katmaktadır. Bu zenginlik içinde şiirimiz de, yepyeni seslere kucak açan bir okyanus gibidir.
Son yıllarda, güncellik konusu üstünde çok duruldu; hâlâ da durulmaya devam ediyor. Bu arada, güncelliğin sıcağı sıcağına sanat yapıtlarına giremeyeceği savını ileri sürenler çok oldu. Buna karşılık, şiirin gereç olarak günceli, daha doğrusu güncel duygulanmaları kullanabileceği, ama romanda bunun olanaksız olduğunu söyleyenler çok oldu. Bir başka grup da, bütün boyutlarıyla anlaşılmak ve verilmek koşuluyla güncelin her tür sanat yapıtına girebileceği görüşünü savundu. Genel de her iki savın da doğru yanları ve eksik yanları vardır. Örneğin: Şiirin güncele, öteki sanat türlerinden daha yakın olduğu görülmektedir. Çünkü şiir beklemez, daha doğrusu bekleyemez. Zamanın nabzı gibi atar durur. İster bireyden çıkılsın yola, ister toplumsaldan, belirli bir dünyanın belirli tarihsel koşullarının yürek atımını anında duyurması gerekir şiir okuruna. 12 Eylül döneminin o geriye itiş hüznünü, bir yana koyarsak, şiir her zaman kendi içindeki devinimini yaratmasını bilmiştir. Son yıllarda, genç şairlerin bu konuda günceli yakaladıklarına inanıyorum. O da, şiirin önüne çıkarılan engelleri bir bir aşacaktır kuşkusuz. Ben, bir de şuna inanıyorum ki ; şiir dilini hiçbir zaman eskitmez. Ancak ; bazı şiirlerde eski sözcüklere rastlanıyorsa da, bu genel anlamda şiir için bir ölçü değildir. Şiirde dinselleşmeye gelince, son yıllarda medyanın ateşe körükle koşturması gibi, gerek gazetelerde, gerekse de televizyonlarda, dil üzerinde çeşitli oyunlar oynandığına tanık oluyoruz. Akılları sıra bazı yazın insanlarının, Türk edebiyatını da siyasallaştırmaya uğraştığı görülüyor. Oysa, edebiyatın yolu da, yöntemi de ayrı. O, siyasallaşamaz hiçbir zaman. Hitler bile başaramadı bu işi. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, şiir dinselleşmeyi kabullenemez. Yunus Emre'nin şiirlerini görmüyor musunuz ? Ne kadar canlı ve dipdiri. O diriliğini, bu yıllara kadar taşımasını bilmiş ; İşte şiirin gücü bu!
Ona yenileşmeden sonra diyelim, şiir dilinde Türkçenin tadını duyumsatan şairlerin varlığı beni her zaman sevindirmiştir. Onların adlarını burada anmak beni onurlandırır: Fazıl Hüsnü Dağlarca, Haydar Ergülen, Abdülkadir Budak, Ahmet Oktay, Cevat Çapan, Erdoğan Alkan, Kemal Özer, Gülten Akın, Ruşen Hakkı, Arif Damar, Tarık Günersel, Sait Maden, Veysel Çolak, Enver Ercan, Nuri Demirci, Metin Cengiz, Aydın Şimşek, Hüseyin Peker, Şeref Bilsel, Cenk Gündoğdu, Sina Akyol, Mustafa Fırat, Muzaffer Kale, Çiğdem Sezer, Bâki Ayhan T. Fergun Özelli, Ahmet Günbaş ve adlarını şu anda anımsayamadığım daha bir çok değerli genç şairlerimiz var, yenileşmenin ve Türkçenin tadını bizlere duyumsatan. Bir de aramızdan ayrılmış olan şairlerimizi de unutmamak gerekir ki ; onlar da: Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Metin Altıok, Behçet Aysan, Adnan Satıcıve henüz acısı yüreklerimizden silinmemiş olan İlhan Berk ve adlarını anımsayamadığım daha nice şairler…
Son kitabıma adını veren “Ağacına Küsen Yaprak ve bu yıl içinde yazdığım ve Akatalpa dergisinde yayımlanmış olan Kurşun ve Yalnızlık Sineması. Türkçe kurgu, söyleyiş ve ses bakımından geleceğe kalmasını istediğim bu üç şiirimden Yalnızlık Sineması adlı şiirimi şizlerle paylaşmak istiyorum.

yalnızlık sineması

bahçede çitin üstünde oturan gece
benim yalnızlığımdı
gece yarısı nihavent
türkü gibi yüksek sesle konuştuk
biraz. o söyledi ben dinledim

bırak dedim, geceler rahat uyusun
saçak altları merdivenler
perdeleri kendinden yırtık birer sinema
yukarı çıkıp da oynayalım dersen
beni orada bulursun

bak, uyusun bir kenara koyduğun halk
artık uyandı : dilinde kalkışmanın türküsü
güzelce giyinip kuşandı...kurdun kuşun
elinden tutup götürdü. sokaklar
ve meydanlar düğün bayram…hadi kalk!

n'olursun beni de alıp oyuncak
tarlasına bırak. orada kağıttan gemiler…
ahşaptan evler yapan çocukluğum mahzun
kalmasın. adını unuttuğum nehir
uzak sulara taşısın beni sonra, çook uzak…

önümde yürüyen sarışın ırmak
sedir ağacı gibi upuzun büyürken
yalnızlık avutsun kendini. zaman
eski bir saat taktı koluma, kurcalasam
ha çalıştı ha çalışacak…

yalnızlık sineması başlamak üzere
hadi artık bakışlarındaki umudu soldurma
onu da bana bırak

***

ANLAM VE ZAMAN

Vazodaki gülün ömrüne
fistan biçme ey çocuk,
sıyrık mı kaldı teninde
günübirlik aşklardan

Başlarken bitiverir
bir tas suyun fırtınası,
uzun bacaklı yollardır
menzile anlam kazandıran

Isırganı gül görür
her göz biraz şaşıdır,
berrak gölde boğulur da
umut arar bataklıktan

Hayıflanıp durursun
kelebeğin ömrüne,
kim sesleniyor dinle
zamanın raflarından

Kaç satırını doldurdun
sana ait defterin?
Kalırsa bir o kalır
kısacık hayatından

Bir yol düşür bakışını
Düşlerin çicek açsın
türküler dinle ey çocuk
bin yıllık çınarlardan

Bülent Güldal

***

SEVDİM Mİ

Morarmış meme uçların
Ondan mı ellerimin böğürtlen karası
Gözlerin davetiye çıkarıyor aşka
Yüreğim yufkadır dayanamam
Al beni derinine
Öp öpebildiğin kadar
Doyur aşka
Kızma hoyratlığıma
Kırsalın çocuğuyum ben
Bilmem sığ sularda yüzmesini
Sevdim mi tam severim

M. Hıfzı Aksoy

***

KIRIK AYNA

yalnızlığımız mı eskiyen
yarım kalmışlığımız mı zamandan

ten en dağınık halidir aşkın

boğuk bir beşik sesi yayılır
kimsesiz göçebe evlerine

bu yüzden koparılır gül
dalından koparılır gibi çocuk

munis masallar büyütürüz
tütsülü odalarda kendimize

susardı güz mavisi o yaz
ölü kediler biriktirirdi çocuklar

kırık bir aynaya
gölgesini taşırdı yüzüm

İbrahim Tığ

28 Eylül 2008 Pazar

maviAda Güz 2008



18 Eylül 2008 Perşembe

Berfin Bahar 127. Sayı

Berfin Bahar
Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Eylül 2008 – 127. Sayı, 6 YTL
ISSN 977-1300-53-9
BARKOD NO: 9771300539-127



Ali Narçın
Kayıp Kitaplar, Karşılaştırmalar


Bu Sayıda:

Sunu / 4


Ali Narçın
Kayıp Kitaplar, Karşılaştırmalar / 5

Tan Doğan
İnsan, Tanrı ve Yaşam / 11

Öner Yağcı
Fethi Naci’ye Saygı / 21

İzzet Harun Akçay
Fethi Naci: Cesur, Gerçekçi ve Halkçı... / 24

İlhan Berk 28

H. Hüseyin Yalvaç
Sevgili Şair Ağabeyim İlhan Karaman’a Veda / 29

Bertan Onaran
Mustafa Kemâl Atatürk / 32

Mahir Ünlü
Kemalizmin Uygulamayı Amaçladığı / 35

Cazim Gürbüz
Edebiyat, Dil ve Yazara Dair / 44

Özbek İncebayraktar
Yaygın Yanlışlar, Merak Edilen Konular / 47

Yetkin Aröz
Magazin Medyası Üzerine... / 57

Alper Akçam
Karabük Olayı’nın Düşündürdükleri / 59

Nazmi Bayrı
Adnan Binyazar’ın “Oy Nare” Öyküsü,
Küllenmiş Bir Aşkın Öyküsü / 64

Zeki Büyüktanır
Ferhat İşlek ve Şiir / 66

DENEME / ANLATI: Ruşen Hakkı 27 • Nusret Gürgöz 36 • Abdullah Şevki 40 • Ulus Fatih 51 • Canan Al (Nehir Amara) 58 • Muhsin Salman 61 •
ÖYKÜLER: Cüneyt Gültakın 18 • Lütfi Kaleli 30 • Sadık Yılmaz 38 • Sezer Odabaşıoğlu 48 • Faika Sarp 54 • Efrazim Yıldırım 62 •
ŞİİRLER: Timuçin Özyürekli 6 • Sabahattin Kömürcüoğlu 8 • Yetkin Aröz 10 • M. Güner Demiray 12 • Hasan Taşçı 15 • Murat Yazıcı 19 • Perihan Baykal 23 • Resul Üstün 26 • Yaprak Ünvar 31 • Mehmet Kuvvet 34 • Neriman Budak 37 • Hayati Çitaklar 37 • Daim İnan 41 • Dilek Vural 47 • Ahmet Güneş 49 • Abdullah Öngüllü 53 • Seher Duman 55 • Nuri Dağdelen 63 • Şevket Karakış 65 • Ali Karagöz 67 • Resul Baltacı 69 • Sevim Yazar 71 • Filiz Çelik Doğru 77 •
KİTAP: Umut Yaşar Abat 68 • Galip Sertel 70 • Hasan Akarsu 72 • Kapak Arkası 73 •
MÜZİK: Albümler Arasında 79 •
HABER ETKİNLİK: 80 •


Abone Koşulları:
Yurtiçi, Yıllık (12 Sayı): 60 YTL.
Yurtiçi, 6 Aylık (6 Sayı): 36 YTL.
Cezaevlerine; Yıllık (12 Sayı): 30 YTL.
Resmi Kurum-Kuruluşlara; 12 Sayı: 84 YTL
Resmi Kurumlara Birim Fiyatı: 7 YTL.
Yurtdışı: 12 Sayı, Avrupa: 50 Avro;
ABD ve Uzakdoğu: 85 Dolar
Yurtdışı Fiyatı: 4 Avro

(Yurtiçi ve yurtdışı abone bedelinin Türkiye İş Bankası İstanbul - Cağaloğlu Şb. Berfin Basın ve Tic. Ltd. Şti. 1095-558371 nolu TL. hesabına yatırılması rica olunur.)

Posta Çeki No: Befin Basın Yayın Tic. Ltd. Şti., 5096824

Adres: Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han,
No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112 - İSTANBUL
Tel: (0.212) 513 79 00 Fax: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net
e-posta Adresi:
berfinbahar@berfin.net



DERGİ SATIŞ NOKTALARI:

İstanbul: Mephisto Kitabevi (Beyoğlu), Nezih Kitabevi (Kadıköy), Remzi Kitabevi Mağazaları (İstanbul ve diğer iller), Kabalcı Kitabevi (Beşiktaş), Berfin Bahar Dergisi (Cağaloğlu), Mephisto Kitabevi (Kadıköy), Seyhan Müzik (Kadıköy), İmge Kitabevi (Moda)
Ankara: Dost Kitabevi, İmge Kitabevi, Remzi Kitabevi
İzmir: Şafak Türküsü Cafe Türkü ve Şiir Evi, 161. Sokak No: 10 / C (Küçükpark-Bornova)
Adana: Kitapsan,
Mersin: Kitapsan.

17 Eylül 2008 Çarşamba

Zemheri Edebiyat 5. Sayısı Yayınlandı.

5.sayıda Zemheri Edebiyat okurları için; Yaşar Bedri, Beşir Ayvazoğlu, Yelda Karataş, Osman Hakan A., Adem Turan, Selçuk Küpçük, Mehmet Nuri Yardım, Ali Çolak, Kemal Sayar, Cevat Akkanat,Şaban Abak Suavi Kemal Yazgıç ile yapılmış “5 kitap” soruşturması yer alıyor.

Röportaj bölümünde ise; şair, yazar Ali Ayçil ile Türk Edebiyatı, editörlüğünü yaptığı Mostar dergisi, kitapları ve Celal Fedai'nin kendisine yönelttiği eleştiriler hakkında detaylı bir röportaja yer veriliyor

Dosya Olarak Rachel Corrie’yi işleyen Zemheri Edebiyat beşinci sayısı; sırasıyla Rachel’in tüm mektuplarını, kendisi hakkında Bob Dylan tarafından yapılmış bir şarkıyı, Ailesiyle Türkiye’de ilk kez yapılan röportajın İngilizce aslını, Rachel hakkında yeni yazılmış deneme şiir ve makaleleri yayınlıyor.

5.Sayının içeriği ise genel olarak şöyle;

Şiir;
Kayboldum Ortasında / Mustafa Uçurum
Keyif Süren Köpekler / Mehmet Şamil Baş
Terfi Ettim İnsanlıktan; Islık Çalan Bir Yağmurum Artık!/ Emine Şimşek
Buzul Çağ / Yahya Kurtkaya
Dudaklarının Saçağında Yıkanan Gün Işığı / Sefa Bıyık
Boynu Bükük Öldüler / Yücel Şenyer
Çingene / Ceyhun Köse
Mahşerin Beşinci Kızı / Murat Serkan Önder
Akşam Sularında Vitrin Önleri/ Mehmet Türkmen

Deneme
Düş-ün-ce / Ömür Kurt
Suç ve Şehir / Nergihan Yeşilyurt

Mektup
Sana Nazarım Değdi Henna' Gözlerini Okurken / Züleyha Çay

Öykü
Üzüm Bağları ve Mavi Dolunay / Leyla Marankoz
Tefrika Öykü: Mihman, Bölüm-1 / Yahya Kurtkaya
Evet, Ben Oyum… Yani Resimlerdeki/ Asude Zeynep Toprak
Yaka / Ersan ER

İnceleme
Sevince ve Izdıraba Katlanma Sanatında Ustalaşmış Bir Kişilik Dostoyevski/ Öznur Tunç


Makale
Hilmi Yavuz, Hakan Arslanbenzer, E-Şair, E-Dergi, E Yani?/ Said Ercan

Çizgi
Yorumsuz -Ebrar Pınar Kara

Sinema;
Uçurtma Avcısı- Yılmaz Yılmaz
Tanıtım: Seyyah-Murat Çelik
Posta Kodu Aşk- Mehmet Şamil Baş
Gözlerinden Aşk Soluyorum- Muhammed Faruk Arsla
Konuşan Fotoğraflar,
BÜYÜKHARF,
Dergimize Gelen Kitaplar

zemheridergi@hotmail.com
www.zemheriedebiyat.com

KARAGÖZ EYLÜL SAYISI


KİTAPÇILARDA

Her hâli lâtif, elfâzı düzgün, etvârı zarif edebiyat dergisi Karagöz’ün Eylül sayısı çıktı.

Manifestosuz Şiirler

Her sayısında günümüz şiirinin temel sorunlarından birini enine boyuna işleyen Karagöz, 4. sayısında manifesto meselesini ele aldı. Hakan Şarkdemir’in şiirimize dair kışkırtıcı tespitlerin yer aldığı “Postmodern Türk Şiiri” başlıklı yazısını Osman Özbahçe’nin “Karşılıksız Çek” isimli yazısı takip ediyor. Yavuz Altınışık, “Bir Akımsızlık Cereyanı Olarak Türk Şiirinde Manifosta”ları, Enis Akın, yeniden yorumladığı kekeme kavramı üzerinden “Üzerinde Durulmaya Değer Bir Yöntemsizlik Önerisi Olarak Kekeme Büyük Türk Şiiri”ni yazıyor. Ercan Yıldırım ise, yenileşme çabaları üzerinden manifestoların tarihsel çerçevesini çiziyor: “Eksik Modernlikten Tam Türkiye Çıkar mı?” Hilmi Çakoğlu’nun “Kışkırtan Manifesto” başlıklı manifesto kavramına yoğunlaşan yazısını Serkan Işın’ın “Yanlış zaman ve/ya Yanlış Yerde Olmak” başlıklı yazısı izliyor. İlk sayısında ilân ettiği yayın programıyla günümüz şiirinin gündemini belirleyen Karagöz, manifesto konusunda Serkan Işın, Bülent Keçeli, Cem Kurtuluş, Utku Özmakas, Baki Ayhan T. ve Murat Üstübal’ın görüşlerine de başvurarak, manifesto meselesiyle okuyucusuna kalıcı bir dosya daha sunuyor.

Ara Fasıl Suvare ve Matine

Bu sayısında sinemaya ağırlık veren Karagöz’ün iki ara faslı var. Birinci ara fasılda Ali Görkem Userin, kıymetli yönetmenimiz Semih Kaplanoğlu’nun üçüncü uzun metrajlı filmi Yumurta’yı inceliyor. Yumurta’nın yanı sıra, son dönem sinemamızda en çok konuşulan filmlerden birisi de Zeki Demirkubuz’un Kader’i. İkinci ara fasıl Kader üzerine. Yavuz Altınışık yazdı.

Karagöz Şiir

Karagöz’ün bu sayısında Serkan Işın, Evren Kuçlu, Enes Özel, Berk İybar, Zeynep Arkan, Vural Kaya, Yavuz Altınışık, Oğuz Karakaş ve Hakan Şarkdemir’in birer şiiri yer alıyor.

Bu Sayının Temaşasından Görünüyor Kıraathane

Bu sayının temaşası Hande Koçak’ın “Impromtu” isimli hikâyesiyle başlıyor. Evren Kuçlu, Aslı Serin’in ilk kitabı bu benim.zip üzerine yazdı. Ercan Yıldırım, İsmet Özel’in bütün söyleşilerini bir araya getiren son kitabı Toparlanın Gitmiyoruz’u ele aldı. Serkan Işın, Can Bahadır Yüce’nin son kitabı unuttum dünya’sını değerlendirdi. Karagöz’de televizyon dizileriyle ilgili dizi yazıları yazmaya başlayan Samed Karagöz’ün bu sayıdaki dizisi Bleach. “Kıraathane”sinde birbirinden değerli kitaplar, haberler, kitap ve dizi yazılarıyla Karagöz sizleri bekliyor.
Bora Başkan, Mustafa Horasan ve Erman Akçay’ın usta çizgileriyle güç kattığı Karagöz yine dopdolu.

İLETİŞİM:
karagoz@ebabilyayinlari.com
hsarkdemir@ebabilyayinlari.com
http://www.karagozedebiyat.com/

NOBEL YAYIN DAĞITIM
İstanbul: 0212.5116144 & 0505.9083548 & faks: 0212.511 61 49
Ankara: 0312.4182010 & 0312.3945264 & faks: 0312.418 30 20

Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi - Sayı:23 (Eylül-Ekim)

İÇİNDEKİLER

SÖYLEŞİ / “Ethem Baran” / Lacivert
Ethem Baran / Öykü / Sessizlik Oyuğu
Alper Akçam / Öykü / Pamuklu
Abdullah Şevki / İnceleme / Şiir Duygusunun Gelişimi ve Toplum

DOSYA / "Geniş Bir Nehir-Yaşar Kemal" /
Adnan Binyazar / Aysu Erden / Hayri K. Yetik / Lütfiye Aydın
Nefise Abalı / Neriman Ağaoğlu / Osman Şahin / Orkun Levent Boya
Zafer Doruk / Zehra Ünüvar

Kemal Urgenç / Karikatür
Sofya Kurban / Anısına / Aleksandr İsayeviç Soljenitsin
Özlem İbiş / Anısına / Dile Adanmış Bir Yaşantı

DÜNYA EDEBİYATI / "Amin Maalouf” / Azize Bıyıkoğlu
Kemal Ateş / Öykü / Tipi
Shanshan Qiu/ Çeviri Öykü / Battaniye
Mehmet Akif Tutumlu / Öykü / Benim Hüzünlü Davulcum
Aysun Sezer / Öykü / Sokakta Gezen Hikaye

Mustafa Bilge Biltekin / İnceleme / William Blake
Mustafa Albayrak / Öykü / Kısalan Bıçak
Koray Özer / Tanıtı / Öykü Yazmanın Sırları
Ayşegül Tercan / Derleme / Paylaşmak İstediklerimiz

ŞİİR
A. Uğur Olgar • Tümay Çobanoğlu • Ayşegül Tercan • Mahmud Derviş
Ali Püsküllüoğlu • Melek Avcı • Mustafa Ergin Kılıç • Oresay Özgür Doğan • Muzaffer Keten • Necati Eker • Erbil Çare Ertuğrul Özüaydın • İmge Su

Ön Kapak Fotoğrafı / Gülseren Öker
İç Kapak Fotoğraflar / Danyal Kurban
Kapak Sözü / İlhan Berk










08 Eylül 2008 Pazartesi

DEĞİRMEN 15. SAYI

DEĞİRMEN 15. SAYI YAZILARI:

Kapak Dosyası: Teknoloji Ve İnsan
Postmodern Müze Çağında Simülasyon, Medya Ve Tekno-Kültüre Dair / Sıtkı Karadeniz
Teknoloji Ve İnsan / Yusuf Yavuzyılmaz
Bir Dramın Teknolojisi / Mehmet Doğan
Karikatür / Said Coşar
Bilinçaltımıza Uzanan Eller / Niyazi Karabulut
İnsanlık Ve Gelişen Teknoloji / Murat Soyak
Karikatür Atilla Özer
Karikatür Hasan Efe
Az Chat Üstü Mailli Olsun / Fahri Tuna
Teknoloji Ve İnsan İlişkisi Üzerine H.Mustafa Açıköz İle Röportaj
Sadece İtiraz Hakkı / Sebahattin Karakoç
Karikatür Atilla Özer
Tekniği Anlamaya Giriş:Jacques Ellul’un “Teknoloji Toplumu” Kitabı Üzerine / Rüstem Budak
Global Köy 2180 / Said Coşar

EĞİTİMCE
İnsan Hakları Ve Vatandaşlık Eğitimi / Recep Tezgel
Hakiki Mürşidin Kimliği / Zekeriya Menak
İmam- Hatip Liselerinde Okutulan Hadis Ders Kitabı Bağlamında Yerleşik Hadis- Sünnet Anlayışının Islahı / Mustafa Akman

ANMA
Edebiyatçıya Edebiyatla Veda- Namık Kaya Sayfa
Çıngız Ata Göçtü Beka Yurduna!... / M.Nihat Malkoç

DENEMELER
Kapı Aralığındaki Güzel / Hamza Kaya
Renkli Kutunun, Siyah Beyaz Odaya Yansıması / Asiye Yücel
Cemreler / Uğur Yassıbaş
Başlıksız / Sevinç Atlaer
Tecessüs / Eyüp Yıldırım
Mevsimin A’rafındayım / Yusuf Tosun
Martılar / Merve Aydoğan
Korku İmparatorluğu / Özgür Karakaya

ŞİİRLER
Yusuf İle Suna’nın Şiiridir / Mehmet Doğan
Gölgeye Gidene /Nida Merç
Karanfil Çıkmazı / Ömür Öter
Açılım /Ahmet Yılmaz Tuncer
Beton /Ali Parlak
Pervane / Mehmet Ali Şentürk
Hüseyin / Tufan Cumhur
Sabah Çiçekleri/ Özer Burgaz
Güle Güle / Ali Rıza Malkoç
Kiev’den Bir Çığlık / Salih Kaymaz
Ölüm Orak/Tır Bana / Abdulkadir Akdemir

MAKALELER
Küreselleşme, İnsan Yaşamı Ve Edebiyatımız Üzerine / Haldun Günay
Gazzalide Zorunluluğun Reddi / Recep Aydın
Daha Güzel Bir Diyalogu Hak Etmeyen Kim Var / Dr. Mehmet Yolcu
Doğu-Batı Karşıtlığından, Medeniyetler Çatışmasına / Hasan Coşkun
Seçkinci Bir Filozof Vilfredo Pareto / Ali Öztürk
Reklam: Amin, Shell / Fatma Yazıcı
Mihrab / İsa Cıda

HİKAYELER
Biz Geldik Netekim / Muzaffer Tansu
Homo- Nano’nun Dramı Ali Öztürk
İki Somun / Murat Taş
Koltuk/ Veli Karanfil
Gel Yüreğim / Esin Rüyal
İki Ters Bir Düz / Sevil Kurallı

KİTAP İNCELEMESİ
Ali Öztürk Ve İmajoloji / Mehmet Doğan
“Furi” Şiirleri Ve Mehmet Doğan’ın Şairliği / Mustafa Duran

Feta Medeniyeti / İhsan Ünlü
4.Feta Ödülleri

Değirmenden Mektuplar / Mehmet Doğan


Hasbihal

1. Teknoloji, var oluş imkânımızı kayıt altına aldı. Oryantal muhalefet üslubuyla söylediğim bir şey değil bu. Bizden bağımsız bir şekilde var olan var oluş maceramız binlerce sistematik prosedüre bağlanmak suretiyle fact orijinalitesini yitirmiştir diyorum. Hayatımızı idame ettirmemiz için lüzum ihdas ettirilen her alet modern çağa dek bizim başparmağımıza bağlı bir atılım yetisi mesabesindeydi, artık değil. Tekno-hayat, bize bağlı olarak seyreden bir kader değil, bizi bağlayarak yol alan bir plana evirildi.

2. Yabancılaşma, tekniği yaratma alınyazısı alnına yazılmamışların, Şarklıların, bizlerin muhatap olmaması icab eden bir sosyo-sağaltım kavramı. Bizim duçar edildiğimiz kanser, olsa olsa yabancılaştırma olabilir. Zira var oluşumuzu kayıt altına almak suretiyle bize hayat hakkı bahşeden teknoloji, bizim elimizden sadır olmayan bir yaratık. Marx’ın sözünü ettiği talihsizler piyango çekilişine bileti olanlardı; bizler kimiz?

3. Hayat bankalardan geçilmiyor. Hayat arabalardan ve gürültüden geçilmiyor. Hayat cep telefonundan ve fiber optik kablolardan geçilmiyor. Ne yapacağız Allah’ım.

4. Çıkış yok. İmkânsız. Sisyphus bir kayayı sürüklemek zorundaydı, sarp bir yokuşa. Biz Sisyphus değiliz; bizi kayanın sürüklediği bir Sisyphus’us. Dönüş yok.

5. Diriliş zamanlarındayız. “Bozkırın Büyük Oğlu” Aytmatov, “Memleket Şairi” Erdem Bayazıt ve 14. sayımızda “Kimlik Kartı” adlı şiirine yer verdiğimiz “Varoluş Şairi” Mahmud Derviş büyük dirilişe doğru yola çıktılar. İnsanlığa açtıkları anlam çığırlarında yürüyeceğimizi belirtir, kendilerine rahmet, yakınlarına sabır diliyoruz.

6. Değirmen Dergisi 5. yılındaki serüvenine devam ederken yeni bir açılım yapmak hedefindeyiz. Yayın kurulumuzdan Ali Öztürk’ün “İmajoloji” isimli felsefe kitabı ve Mehmet Doğan’ın “Furi” isimli şiir kitabı Edim Yayınları’ndan çıkmıştı. Bu anlamda düşünsel değerlerimizi sizlerle tanıştırmak istiyoruz. Bunun Değirmen Yayınları sürecini başlatmış bulunmaktayız. İlk kitap olarak değerli hocamız H. Mustafa Açıköz’ün “Felsefi Sadalar” isimli eserini yayıma hazırlamaktayız. Yeni eserlerle devam edecek bu yeni girişime desteklerinizi bekliyoruz.

7. 15. sayımızda teknolojinin varlık üzerindeki etkilerini tartışmaya çalıştık. Bu konuda makaleler, kitap incelemesi ve röportaj ile zengin bir dosya sizlere sunuyoruz. Eğitimce dosyamızda farklı bakış açıları ile eğitim- öğretim olgusunun farklı sorunlarını okuyacaksınız. Makale, deneme ve şiirler ile sizleri anlam yolculuğuna çağırıyoruz.

8. 16. sayımızda buluşmak üzere derken, Değirmen’e karşı sorumluluklarımızdan bazılarını sizlerle paylaşmayı ümid ediyor, katkılarınızı bekliyoruz.





Özgür Edebiyat Dergisi'nin On birinci Sayısı Çıktı!

Bu sayıda Koreli Şair Chon Sang Beong'un "Göğe Dönüş" adlı şiir kitabı ek olarak verilmektedir.
Özgür Edebiyat'ın Eylül-Ekim 2008 11. sayısı çıktı. Bu sayıda
Üç şiir, Sina Akyol, 3
Şiirler, Gültekin Emre, 4
Cenaze, Zafer Doruk, 7
Ateşlere, o sonsuz yalıma, Nilgün Üstün, 12
Şiirler, küçük İskender, 14
İki yüz on yedinci ya da hiçkimse, Güray Süngü, 16
Şiirler, Tuncer Erdem, 19
Şiirler, Ercan Özkan, 22
Rüyada düğün ve bebek görmek, ölümdür, Kahraman Çayırlı, 25
Şiirler, Selahattin Yolgiden, 35
İnsanın mülkü yarasındadır!, Veysi Erdoğan, 37
Boşboğaz fotoğrafın sonu, Burcu Erdoğan, 40
Şiirler, Didem Gülçin Erdem, 46
Şiirler, Utku Kaygusuz, 49
Şiirler, Tal Nitzan, 54
Willem De Kooning, John Steinbeck ve Türk romancılığı, Erje Ayden, 59
Boğaz'a dökülen gözyaşları, Atilla Birkiye, 62
Korkak yeni Dünya - I, Tuğrul Tanyol, 69
Özel mülk olarak edebiyat, Oktay Taftalı, 72
Kuramsal yaklaşımlarda çeviri tanımları, Ayşe Ece, 76
Şiir ve dünden bugüne şiir, Hüseyin Atabaş, 80
Çocuktaki Bahçe, Ersan Üldes, 83
Dağlarca'nın Genç'i, Baki Asiltürk - Betül Yazıcı, 88
Her şey birbirine mi karıştı, yoksa zaten hep öyle miydi?, Selim Yalçıner, 99
Maskelerin ardında, David Runciman, 104
Mahmud Derviş'in ardından, Adnan Özer, 113
İktibas, Fethi Naci, Cemal Süreya, 115
Editörden: Fethi Naci ve eleştiri, Metin Celâl, 117

Hariçten Gazel 4 (eylül / ekim 2008)

günümüzün getirdikleri [sunuş]
otobüsün camları hep kelebek dinçer apaydın [öykü]
prostat gürkan gür [öykü]
venn şemasındaki pizza kulesi dilek karakoç [öykü]
tren bir sonuca varmak üzere tasarlanmış olaylar dizisidir sherman
alexie / çev. elçin karadoğan [öykü]
röportaj: sherman alexie jessica chapel / çev. elçin karadoğan
bırak hacı ya hakan kıran [şiir]
tabuta sayonora özgür göreçki [şiir]
hatıra şiir onur akyıl [şiir]
plastik mehmet fatih [şiir]
insan dediğin kuruyemiş misali nurgül ulu [öykü]
ademin haltı deniz tarsus [öykü]
pi bahadır altay [öykü]
sören’e mektuplar eren taşkesen [deneme]
itham derya güvenç [deneme]
dosya: günümüz türk romanı
roman edebiyata dahil murat ali seven
intikam peşinde koşan piçler müge şenöz
murat uyurkulak‘la konuşma
kendi okurunu yaratan yazar dilek karakoç
elif şafak bize neler anlatıyor? burcu vardar
dilemmalı rüyalar tatlı sohbetler müge şenöz
murat menteş‘le konuşma
her şeyde bir tasarı kokusu arayan adam okan yılmaz
yola düşmek ahmet kerim uysal [fotoğraf]
ubor metenga [mektuplar]

taflan Sayı : 5-6

taflan
Üç Aylık Şiir Dergisi
Sayı : 5-6

İÇİNDEKİLER
Turnadağ'da bir fidan var / BETÜL TARIMAN
Sözler / OSMAN SERHAT ERKEKLİ
Aç tavuk düşünde dar / AYTEKİN KARAÇOBAN
Zeyl / İ. DENİZ ASLAN
Şeyler meydanında / A. NAİL
Bir kalp aynı anda iki kez… / ONUR ASLAN
SORUŞTURMA : ŞİİR VE ASKERLİK
(Soruşturmaya katılanlar: Ozan Öztepe, Baki Ayhan T., Serkan Özer, Murtahan Çarboğa, İlker işgören, Serkan Türk)
Ba bozumu / HAKAN YİRİK
Sivas'a doğru / AHMET UYSAL
Fablimgelerli teraneler / NEVRUZ UĞUR
Nevruz Uğur'a Birkaç Şiirsel Soru / MURAT OLĞAR
Sır, Ayn, Mim, Sin / MURAT OLĞAR
Aşk biter / A. BARIŞ AĞIR
Vietnam Vietnam / MURATHAN ÇARBOĞA
Buluşmalar 1-Betül Tarıman / FARUK BAL
Mihenk taşı yüreğim / YASER BERKETOĞLU
Tanınma Korkusu'ndan Yasak Bölge'ye Geçen Bir Acaip Şair: Cafer Keklikçi / OKAN ALAY
OtAcı / PERİHAN BAYKAL
Teneffüse nağme / KAAN KOÇ
Yozgatlı yakup'un türküsü / OZAN ÖZTEPE
Şimdiki zaman faytonu / SERKAN ÖZER
Çaylak Bir Şaire Mektuplar-5 / SABAHATTİN YALKIN
Fuaye / SEDEF ÜNAL
Sükût / OKAN ALAY
Küçük insan-öykü- / MUHSİN BOZ
Lübnan tepeleri / NADIA TUENI (çeviri: S. Zeynep Uysal)
Zaman ve ölüm / NINA MALINOVSKI (Çeviri: Sedef Ünal)
Şiirin kanı / SÜLEYMA MURAT DİNÇER
Suçlu kim / MERAL ULUDAĞ
Lacivert ve şizofren / ALİ ÖMER AKBULUT
Hayatta en çok havuz problemlerini sevdim / MUSTAFA ERGİN KILIÇ
Sayfa İçi Desenler: Üzeyir Çaycı

AFRODİSYAS-SANAT

11. SAYISI (Eylül - Ekim 2008) BAYİLERDE
“Nasıl anlatıldığı” çok çok önemli, ama “ne anlatıldığı” da

51 İMZA,
SORUMLU VE ZENGİN BİR İÇERİK
METİN DEMİRTAŞ – FEYZA HEPÇİLİNGİRLER – ALİ DÜNDAR – MEHMET AYDIN
ÖMER DEMİRCAN - AHMET UYSAL – HÜSEYİN YURTTAŞ – HÜSEYİN PEKER AHMET ÖZER – İSMAİL UYAROĞLU – AYTEN MUTLU – M.SADIK KIRIMLI
ZİYA GÜREL – SABAHATTİN YALKIN – ZEHRA ÜNÜVAR – MUCİZE ÖZÜNAL İHSAN TOPÇU – A.KADİR PAKSOY – TAHSİN ŞİMŞEK – AHMET ZEKİ MUSLU KEMAL GÜNDÜZALP – NİDA ÖZ – TALAT AVCI – ATİLA ER – CELAL İLHAN
HÜLYA SOYŞEKERCİ – ERDAL ATICI – GÜNAY GÜNER – FAHRETTİN KOYUNCU
SEVİM KORKMAZ DİNÇ – PERİHAN BAYKAL – OSMAN NİHAL – FİLİZ GÜLMEZ AYDIN K. IŞIKLAR – AYFER FERİHA NUJEN – ETEM ORUÇ – EMİNE M. AZBOZ NURDAN ÜNSAL – MÜŞERREF SAATLİ – RAHİM GÜR – NAFİA ALTINOK
POLAT İNANGÜL – HAYATİ ÇİTAKLAR – MUNZURAY –
NECATİ ALBAYRAK SENEM ZEYNEP UYSAL – NÜKET HÜRMERİÇ – A.CEYHAN KAYAN
FATİH BUĞRA YENER – AZİME AKBAŞ YAZICI – DAMAR ORHAN ÖZGÜL

“Türkçe Yaşamak, Türkçe Yazmak” Özel Bölüm
Cengiz Aytmatov’la Evrenselleşen Türkçe
Şair Fakir Baykurt’un “Ateş Dikenleri”
Son Elli Yılın Türk Şiiri
12 Eylül ve Kadın

ve şiirler, öyküler, denemeler, kitap incelemeleri
- Sait Faik’e Göre Düşünmek ve Yazmak
- Nuri Abaç’tan, Fahir Aksoy’dan Bize Kalan
- 1928’in En Güzel Hikâyeleri
-
Mamıtefendi’den Mahmut Bey’e: Mahmut Makal
- Okuma ve Sağlık
-
DERGİMİZE ULAŞABİLECEĞİNİZ KİTABEVLERİ

www.cekirdekshop.com
İZMİR;
Alsancak: İletişim Kitabevi – Yakın Kitabevi
Konak: Kabile Kitabevi – Devrim Kitabevi
Karşıyaka: Pan Kitabevi
Bornova; Şilan Kitabevi

İSTANBUL;
Beşiktaş: İskele Büfe
Çapa: Çapa Kitabevi
Bakırköy: Birikim Kitabevi
Beyoğlu: Mephisto-Taksim Kitabevi, Pandora Kitabevi, Simurg Kitapçılık, Pentimento

Kadıköy: İmge Kitabevi, Genç Mephisto, Khalkedon Kitabevi

ANKARA;
-Kızılay: Dost Kitabevi, Turhan Kitabevi, İmge Kitabevi, İlhan Kitabevi, Dipnot Kitabevi

NAZİLLİ; Eğitim Kitabevi

AYDIN; Sıla Kitabevi

MUĞLA; Eski Kitapçı İlhan Doğruyol

ANADOLU;
-Balıkesir(Bandırma): Ozan Kitabevi, Paradigma Kitabevi
-Bolu: Akpa Kitabevi
-Bursa: Ezgi Kitabevi
-Çanakkale: Orka Kitabevi
-Denizli: Yaprak Kitabevi, Kybele Kitabevi
-Diyarabakır: Avesta Kitabevi
-Edirne: Bellek Kitabevi

-Elazığ: Jiyan Kitabevi
-Erzincan: Fakülte Kitabevi
-Eskişehir: Adımlar Kitabevi, İnsancıl Kitabevi
-İskenderun: Ferda Kitabevi
-İzmit: Gezgin Kitabevi
-Kayseri (Kocasinan): Ömür Kitabevi
-Kırklareli (Lüleburgaz): İdris Erdem Kitabevi
-Kırşehir: Gül Kitabevi
-Kütahya: Üniversite Kitabevi
-Malatya: Fidan Kitabevi
-Mersin: Ütopya Kültür Merkezi,Halk Kitabevi (Silifke), Antiksahaf Kitabevi (Tarsus)
-Rize(Pazar): Belediye Büfesi
-Samsun: Deniz Kültür Merkezi
-Sivas: Ufuk Kitabevi
-Tekirdağ Kitabevi: Eskici Kitabevi
-Trabzon: Derya Kitabevi
-Tunceli: Baran Kitabevi
-Zonguldak: Merdiven Kitabevi, Çınaraltı Ezgi Kitabevi (Karadeniz Ereğli)



AFRODİSYAS-SANAT
Karacasu Geliştirme ve Eğitim Vakfı yayınıdır.

Afrodisyas-Sanat’ı tanıyın, dostlarınıza tanıtın.
Sürdürümcü olmak için
karacasuvakfi@mynet.com ya da afrodisyassanat@mynet.com ile iletişim kurmanız yeter. Dergi çıkar çıkmaz, bayilerden önce “kurye”yle elinizde olsun.

04 Eylül 2008 Perşembe

Düşünbil Sonbahar 2008

İÇİNDEKİLER

Beşir Fuad Ve Gerçekçilik
Olcay Yılmaz

Usuyla Yaşayan,
Yazan Ve Ölen Bir Düşünür: Beşir Fuad
Tan Doğan

Şiir, Tanrı Ve Ölüm Üzerine
Hüseyin Yılmaz

Bir Nefeslik Yoldur Yarınlar
Sami Arslan

Kucak Çocuğum
Atilla YAŞRİN

Kitaplar ve Şarap
Hüseyin Yılmaz

Yakılmış Düşler
Oğuzhan SOYKAN

Geceler Benim Olmuş
Gülizar Söğütçü

Haydi Sazım
Aşık İhsani

Uyan Halkım Uyan
Aşık Mahzuni

Bilim Dünyası

-----------------------------------------



AVRUPA VE ÇAĞDAŞLIK

Olcay Yılmaz

Hep çağdaş olduğu söylenen Avrupa gerçekten de çağdaş mı? İlk önce şu sorunun yanıtını arayalım: çağdaşlık ne demektir?
Çağdaş kavramının sözlükteki anlamı; aynı çağda yaşayan, bulunulan çağın anlayışına, şartlarına uygun olan, çağcıl, modern. Bu tanım bizi biraz düşündürmekte! Ne demektir çağa uygun! Örneğin çağ; kan dökme, yağma çağı ise biz de kan dökücü ve yağmacı mı olmak zorundayız. Böyle bir çağa uygun davranmamız çağdaş olduğumuz anlamına mı gelmektedir. Kuşkusuz hayır! Çağdaşlık çağa göre veya şartlara göre gösterilen davranış olmamakla birlikte çağdaşlık bir duruşun göstergesidir. Bu duruş insanoğlunun toplum içinde yaşayan bireylerin görevi olarak tanımlanmalı ve bu davranışların özünü de bilgi, bilim yani toplumu oluşturan öğeler oluşturmalıdır. Bu öğelerin en başında şunlar sıralanabilir: düşünmek, eşitlik, üretmek, paylaşmak ve sevmek… Çağdaşlığın anlamı ancak bu kapsamda değerlendirilmeli ve anlaşılmalıdır. Peki, bu kapsamda Avrupa çağdaş mı? Aslında Avrupa’nın tarihine bakarak Avrupa’nın çağdaş olup olmadığını anlayabiliriz. Ortalama 50 milyon yoksulun yaşadığı, 20 milyon kişinin göçmen konumunda bulunduğu Avrupa’nın tarihi ne denli aydınlık! Necmi Özney bu konu ile ilgili şunları yazıyor:
“Çağımızda insanlığın yararına olacak diye yapılan buluşlar, Batı eli ile yıkım için bugün nasıl kullanılıyorsa, ayni batı Rönesans ve Hümanizm düşüncelerini kullanılarak insanlık için kahredici azgınlıklar meydana getirmişlerdi. Kanlı iç savaşlar Avrupa’nın hemen her ülkesini çöle çevirirken, yeni keşfedilen Amerika kıtasında da kâşiflerin insafsız elleri, eşi görülmedik bir barbarlıkla yerli uygarlıkları, canlı cansız bütün değerleriyle talan ve yok ediyordu. Hümanizmden hayvanca bir vahşete o dönemki bu geri dönüş, bugün bizim kuşağın şahit olduğu Afganistan, Irak işgalleri, savaş adı altında yapılan kıyımlara çok benziyordu. Binlerce insan, türlü işkencelerle, asılarak, balta ile doğranarak, başı vurularak, yakılarak yok edilmiş, cesetler ortada bırakılmış. Yanmış, çürümüş cesetler günlerce kargalar ve akbabalar tarafından didik didik edilmişti.
Batının çağdaşlığı için gösterilen kanıtların en başında bilim ve teknik gelir. Oysa bilim ve teknik batının değil, düşün ve bilim insanlarının ürünleridir ki, bu düşün ve bilim insanları bu uğurda Avrupa’nın kendisi ile savaşmış ve birçoğu yakılarak, giyotinlerde baş vererek, asılarak vahşice öldürülmüştür. Örneğin Giordano Bruno (1548–1600) 1600 yılında Roma’da diri diri yakılmıştır. Oysa onu söylediği; “dünya yuvarlaktır, dünya güneşin çevresinde dönmektedir ve evren sonsuzdur”. Bu gerçekler karşısında Avrupa ancak Bruno’yu yakarak kurtulacağını sansa da, bu olay tarihe çok ama çok kara bir leke olarak geçmiştir. Yine Antoine Lavoisier (1743–1794) giyotinde başı kesilirken dahi öğrencileriyle deney yapmıştır. Yüz binlerce kadın cadı diye yakılmış, milyonlarca insan gaz odalarına doldurularak yok edilmiş ve yurtlarından olmuştur. Avrupa bununla yetinmemiş Amerika’yı, Avustralya’yı, Asya’yı ve Afrika halklarını sömürgeleştirmek için yüzyıllarca yapılmadık işkence, zulüm bırakmamıştır. Bilim ve tekniğin Avrupa’da ilerlemesinin tek nedeni bilim ve tekniği sömürgeleştirme aracı olarak kullanmalarındandır.
Bartolomè de Las Casas eli ile 1542''de İspanya Prensi II. Philip''e ithafen yazılan Kızılderili Katliamı, adlı kitapta Bartolomè de Las Casas şöyle yazmaktadır:
"Sırf eğlence olsun diye, kadın erkek demeden yerli halkın ellerini, burunlarını ve kulaklarını kesip kopardıklarını ve bunun bölgenin değişik yerlerinde defalarca tekrarladığını kendi gözlerimle gördüm. Bazen de insanların üzerine köpek saldıklarına, yerlilerin bu şekilde paramparça edildiğine, çok sayıda evi ve yerleşim merkezini yaktıklarına şahit oldum. Memeden kesilmemiş bebekleri annelerinin göğsünden alarak onları en uzağa fırlatma konusunda birbirleriyle yarıştılar..."
Yeryuvarlağı bölüşülüyor, parçalanıyor, sömürülüyor ve yağmalanıyor. Kim yapıyor bunları: büyük patronlar. Kim bu patronlar, başta ABD ve Avrupa ülkeleri.
Avrupa, birikimini ve sömürü ile kazandığı kazanımlarını sömürdüğü ülkelerine borçludur. Çağdaş göründü ama eşitlikçi olmadı, özgürlükçü göründü ama açlarını doyuramadı. Demokrat/laik göründü ancak başka uluslara saldırdı.
Yeryuvarlağı ikiye bölündü bölünecek: Eşitlikten yana olanlar, sömürüden yana olanlar. Sen hangisinin yanındasın!

“İNSAN” YERİNE “ÖZER” DERSEK

Öz-er sözcüğünü bundan böyle Arapça olan “insan” sözcüğünün yerine kullanacağım. Neden mi? İnsan, Arapça ins sözcüğü Türkçedeki “insan” sözcüğünün karşılığıdır veinsan, Arapçada ins kelimesinin çoğulu, ayrıca ins(an) soyundan gelen anlamındadır. Türkçe karşılığı yoktur. Türklerde insan yerine (İslamiyet’ten önce) ne kullanılmıştır peki? Değişik seslenme biçimlerini kullandıkları bilinmektedir.
İnsan sözcüğü yerine öz/er sözcüğünü kullansak ne olur. Hiçbir şey olmaz, tersine çok daha güzel olur. Peki, özer ne demektir, ne anlama gelmektedir?
Öz ve er sözcüklerinin birleşiminden oluşan bu kavram insan sözcüğünün yerini aldığında kendimizi daha iyi tanıyacağız. Nasıl mı?
Öz kavramının anlamı şudur: bir nesneyi neyse o yapan gereçlerin tümü. Er ne demek? Er, ermek sözcüğünü köküdür. Kavuşmak, yetişmek, varmak anlamını taşır. Bu tanımlardan yola çıkarak Arapça sözcük olan insan sözcüğünün yerine özer sözcüğünü kullanabiliriz. Öz’e ermek. Öz’e eren kişi ancak özer (insan) olabilir.

Kaynaklar:
- http://ab.calisma.gov.tr/bultenler/csgb_ab_bulten13.pdf
- Bartolome de Las Casas, Kızılderili Katliamı; Çeviren: Ömer Faruk Birpınar, Babıali Kültür Yayıncılığı, 2005, 134 sayfa, 8 YTL.

01 Eylül 2008 Pazartesi

ŞEHİR”İN EYLÜL 2008

“ŞEHİR”İN EYLÜL 2008 SAYISI ÇIKTI

Şehir Sayı: 38 Eylül 2008
Şehir, Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi

Yerel Süreli Yayın
Sayı: 38
Eylül 2008

Sayfa: 28

Sahibi, Genel Yayın Yönetmeni,
İbrahim Tığ

Yazışma adresi
Bölge Haber Gazetesi 67800 Devrek-ZONGULDAK

E.Posta: ibrahimtig@gmail.com
Ederi: 3 YTL.
Yıllık: 30 YTL.

Posta Çeki Hesap No:1487201

İçindekiler:

Zonguldak’ın tek Kültür ve Edebiyat Dergisi olan Şehir’in Eylül 2008 sayısı çıktı. Bölge Haber Gazetesi’nin paralı kültür sanat eki olarak yayınlanan “Kültür ve Edebiyat Dergisi Şehir” Eylül 2008 tarihli baskısıyla 38. sayısına ulaştı.
Derginin bu sayısının Dosya Konusu: ŞİİR DİLİ VE TÜRKÇE.
Bu konuda yapılan soruşturmaya katılan Burhan Günel, Ahmet Günbaş, Güngör Gençay, Perihan Baykal, Baki Ayhan T. Şeref Bilsel ve Meral Uludağ’ın verdiği yanıtları okuyacaksınız.
Dergide; Ahmet Uysal, M.Mahzun Doğan, İhsan Topçu, Mithat Yaban, H.Deniz Ünal, A. Kemal Hızıroğlu, Süheyla Taşçıer, Ersan Erçelik, Hasan Taşçı, A.Yılmaz Tuncer, Tamer Abuşoğlu, Utku Kaygusuz, Kemal Gündüzalp, Erhan Tığlı, Recep Adıgüzel, İlker Gören, Hakan Kartal, İbrahim Tığ şiirleriyle, M.Hıfzı Aksoy “Çocuk ve Anne”, Mine Ömer’in Kentin Durgun Sevgisi” isimli öyküleri, Lütfiye Aydın’ın “Dost Mektubu”, Fahrettin Koyuncu “Zamanın Eleğinden Günlükler-2008”, Oğuz Tümbaş “Ege Günlüğü” başlıklı günceleri yer alıyor.
Dergide “1. Zeus Şiir Ödülü”nü “Birdir İki” dosyasıyla kazanan Ferhad Gülsün’le, şair Müslüm Danaoğlu’nun yaptığı söyleşiyi bulabilirsiniz.
Bülent Güldal’da “Şiirler, Şairler, Kitaplar-11” başlıklı yazısında Şair M.Mahzun Doğan’ın yeni çıkan kitabı “Yalnız Ev”e değiniyor.
Dergide, Özgür Karakaya ve Mehmet Özçataloğlu da denemeleriyle yer alıyor.
Derginin Sahipliğini ve Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ yapıyor.
Şehir’in iletişim adresi:ibrahimtig@gmail.com

Dergide yer alan eserlerden birkaç örnek:

ANADOLU’NUN VE ŞİİRİN DİLİ TÜRKÇE

Burhan Günel

Başlangıcından günümüze kadar ulaşan Anadolu şiir birikiminin temelinde, bizden önce bu topraklarda yaşamış ve sanat eyleminde bulunmuş tüm insanların katkıları var. Örneğin Gılgamış Destanı, Sumer kil tabletlerindeki yapıtlar, halk hikâyeleri, masallar, destanlar bunlar arasında ilk akla gelenler. Destan türü hem şiirin hem roman'ın anasıdır. Söz konusu birikimin üzerine üç yanı denizlerle çevrili, her yanı genç dağlarla, bitek ovalarla, gözalıcı, yaşama sevincini gürelten göllerle, ırmaklarla dolu olan Anadolu Coğrafyasının doğal dili, Anadolu insanının şiir dili olan Türkçeyi derinden etkilemiş, yönlendirmiş, belirlemiş, hattâ kışkırtmış olmalı. Bir de Akdeniz etkisini düşünürsek durum daha da netleşir. “Akdeniz duyarlılığı” tanımı içinde yer alan öğelerin başında söz konusu şiir dili gelir. Akdeniz, başlı başına bir şiir ülkesidir ve Akdeniz ülkelerinin tüm dillerini derinden etkilemiştir; Türkçe de bundan payını almış olmalıdır.
Türkçenin kendine özgü niteliklerini saymaya kalktığımızda en başa “yalın, güzel, çekici, duyarlı, şiirli” nitelemelerini koyabiliriz. Türkçe, şiire çok yatkın, insanın içsel varlığını ve ona bağlı duygu-düşünce alanlarını dillendirmeye çok elverişli bir dil; dolayısıyla, “ses bayrağımız” olmasının yanı sıra düşünsel-duygusal-bilimsel çerçevedeki insani alanların sözcüsüdür. Kısacası, Türkçe hem şiirin kendisi, hem de yeniden yaratılacak şiirlerin, sanat formatlarıyla aktarılacak duyguların, iç seslerin, düşüncelerin dile getirilmesindeki temel araçtır. Türkçe, Anadolu'daki insanlık ve uygarlık birikimi ile doğadan aldıklarını yapısında barındırır, saklar, kullanıma hazır tutar; bakılmasın “Türkçe bilim dili, felsefe dili, sanat dili olamaz” diyen eblehlere; bunu söyleyenler kendi yetersizliklerini, yeteneksizliklerini, kötü niyetlerini dile getiriyorlar aslında. Türkçe ile anlatamayacağımız hiçbir olgu, gerçeklik, düş, düşünce, duygu yok-tur. Hele şiir! Yinelemekte sakınca yok, Türkçenin kendisi başlı başına şiirdir.

Böyle olmasına karşın 12 Mart, 12 Eylül gibi baskı dönemlerinde, eskiye dönüş özleminde olanların Türkçe üzerinden giriştikleri çabalar olmuştur. Örneğin 12 Mart sonrasındaki sözcük yasaklama genelgeleri bu eğilimin belgeleri olarak arşivlerdeki yerini almıştır. İlginçtir, ülkemizdeki en zararsız ve ceza riski olmayan gerici ya da ilerici girişim alanı dil, yani Türkçe olmuştur. Ucuz kahramanlıklar hep bu alanda kendini göstermiştir. Korkak “devrimci”ler hep Türkçe üzerinden konuşmuşlar, yaşamın başka alanlarına ilişkin eleştirilerini saklı tutmuşlar, böylelikle kendilerini tehlikeye atmadan, görüşlerini dil üzerinden söylemişler, yazmışlardır. Elbette ki “karşı taraf” da aynı argümanı kullanmış, ne denli gerici, tutucu, yobaz, Cumhuriyet karşıtı ya da Osmanlıcı olduğunu Türkçe üzerinden göstermiştir. Bu türden modalara uyma, “ne şiş yansın ne kebap” kurnazlığını gösterme anlamında Türkçenin şiirli yapısına yabancı kaynakların (Farsça, Arapça, hattâ İngilizce) sözcüklerini sokmayı, böylelikle dili bozarak kendi ideolojilerinin doğru olduğunu kanıtlamayı öngören, Türkçenin yozlaşmasını, özünden uzaklaşmasını hoşgören, bu akıntıda kürek çeken çok hesaplı şairler de olmuştur. Ağacın baltaya dediği gibi, “sapı benden olmasaydı...” gerçekliği içinde, ne yazık ki bunu yapan şairler var. Bu bağlamda, şiir dilinde eskimeyi ve dinselleşmeyi örneklemeyi düşününce, özellikle şiirinin ve yazarlığının son dönemindeki bilinçli tutumuyla Attila İlhan, taraf değiştiren ve açıkça dinciliğe soyunan İsmet Özel aklıma geliyor. Tabii ki onların süreğinde şiir oynatan gençler de çok. Ama Türkçe kendi ayaklarının üzerinde durmayı, bu eğilimleri savuşturmayı başardı; onu böyle arızalar yere yıkamaz bundan sonra.

Türkçenin özellikle şiirde kendini kanıtlaması elbette Cumhuriyetle ve Dil Devrimi ile olmuştur. Kabaca bir bakışla Nazım Hikmet, Orhan Veli, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ahmed Arif, Enver Gökçe, Ercüment Behzat Lav, İlhami Bekir Tez, A. Kadir, Şükran Kurdakul, şiirinin gençlik döneminde Attila İlhan, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Rıfat Ilgaz, Cahit Sıtkı, Sabahattin Kudret Aksal, Cahit Külebi, Ceyhun Atuf Kansu, Mehmet Başaran, Necati Cumalı, Ahmet Muhip Dıranas, Gülten Akın, Behçet Necatigil, Oktay Rifat, İkinci Yeni atılımından koptuğunu ilan ettikten sonraki süreçte Kemal Özer, Can Yücel, Ataol Behramoğlu, Sennur Sezer, Metin Demirtaş, Özdemir İnce, Ali Yüce, Ahmet Uysal, Ercüment Uçarı, Refik Durbaş, Süreyya Berfe, Eray Canberk, Hüseyin Atabaş, Ahmet Telli, Ahmet Özer, Özkan Mert, Metin Altıok, Haydar Ergülen, Abdülkadir Bulut, Behçet Aysan, Hüseyin Yurttaş, Abdülkadir Budak, Hidayet Karakuş, Özgen Seçkin, Ayten Mutlu, Arife Kalen-der, Müslüm Çelik, Ahmet Ada, Şükrü Erbaş, Enis Batur, Mehmet Taner, Ali Cengizkan, Nevzat Çelik, İhsan Topçu, Çiğdem Sezer, Asım Öztürk,Tahsin Şimşek, Bülent Güldal, Halim Yazıcı gibi şairler hem Anadolu insanının duygu, düşünce gerçekliğini, hem de Cumhuriyet ideolojisini onaylayan ya da a eleştiren tavrını ortaya koyarken Türkçenin şiir tadını okurlarına aktarmayı başarmışlardır. Bu yaklaşımdaki şiirlerde, yukarıda değinilen dil ve duyarlılık birikiminin Türkçede var olan hazır öğeleri kullanılmıştır daha çok. Bu şiirlerde görülen yalın anlatım, kurgulama özellikleri ve çoğunda öne çıkan öyküleme Türkçenin yapısal özelliklerinin ve şiire yatkınlığının ortaya konmasına olanak sağlamıştır.
Nazım Hikmet'i bu konuda da başlangıç sayarak, Cumhuriyet dönemi şiirinin gelişme ve dönüşme süreçlerinde, Birinci Yeni şiirinin açtığı eski şiire karşı çıkan ve onun kalıplarını bozan yeni yatakta ilerleyerek yeni Türk şiirinin sesini yükseltenler arasında, İkinci Yeni atılımının getirdiği olanakları da kullanarak “yaratıcı üst dil” kuranları düşününce Turgut Uyar, Cemal Süreya, kimi şiirleriyle Melih Cevdet Anday, toplu yapıtıyla Edip Cansever, Behçet Necatigil, İlhan Berk, Ahmet Oktay, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Metin Altıok, Mehmet Taner, Enis Batur gibi adlar akla geliyor. Bu şairler Türkçenin doğasındaki şiire olanaklar sağlayan öğelerle yetinmemişler, bir üst aşamada kendi yaratıcı üst dillerini oluşturmuşlardır. Çerçevesini çizmeye çalıştığım bu iki öbekte de yer aldığını düşündüğüm şairler arasında Gülten Akın, Kemal Özer, Ataol Behramoğlu, Sennur Sezer, Refik Durbaş, Ahmet Telli, Ayten Mutlu, Veysel Çolak, Ahmet Özer, Turgay Fişekçi, Ahmet Erhan, Yaşar Miraç, Çiğdem Sezer gibi adlar ilk akla gelenler. Elbette her iki öbekte yer alabilecek pek çok genç şair de var günümüzde. Onlardan söz etmek için şiirlerinin yetkinleşmesini, değerlendirme yapılabilecek belli öbekler oluşmasını beklemek uygun olur. Yanı sıra, hiçbir öbeğe girmeyecek denli kendine özgü çabalar gösterenler olduğundan da söz edilebilir. Behçet Necatigil'in başı çektiği bu öbekteki şairlerden birisi de Ş. Avni Ölez'dir. Ölez şiirini doğru algılamak ve kavramak için, medyatik görüntülerden oluşmuş ilkesizliği ve ölçütsüzlüğü bırakıp iyi niyetle bu şiirin üzerine eğilmek gerekir.

Sanatın hangi dalında olursa olsun, yaratıcılık eyleminde bulunan herkesin son aşamadaki hedefi geleceğe kalmak olsa gerek. (Edebiyat ve şiir üzerinden gününü gün etmeye çalışanları ayrı düşünebiliriz.) Fuzuli'nin, Nef'i'nin, Bâki'nin, Şeyh Galib'in, Nedim'in, Yunus'un, Mevlâna'nın, Karacaoğlan dedemizin, dadaloğlu'nun ve daha pek çok halk ozanımızın ve Divan şairimizin yer aldığı Anadolu şiir deryasında bir damla olabilmek bile büyük düşlerden sayılmalı: Bu, hem gerçeğin hem engin gönüllü duruşumuzun gerekliliği hattâ zorunluluğudur. Öyle de olsa, mademki soruldu yanıtlayayım: Birinci şiir kitabım “Sonsuz ve Gizli”de (1999) yer alan “Savunmasız” adlı şiirden şu dizelerden bir ikisinin geleceğe kalmasını isterdim. “İşte bedelim: / kalbimi kimlere rehin verdim / bozulan çocuklar sevinci / yaşanmamış iklim / ben seni ölesiye sevdim / geride kalan o eski korku // çocukluğumu sakladım sana / savunmasız gönül yurdumu...” İkinci şiir kitabım “Adınla”da (2007) yer alan “Yuvak” başlıklı şiirden şu dizelerden bazılarının da geleceğe kalmasını isterdim doğrusu. “Akar dağ parçaları halinde / ellerinin acısı ellerimden / gelincik tarlası bir kadın / erir kıştan kalma karları (...) // Sabah gösterdi yine hünerini / taş sandalıyla getirdi kalbim / büyüttüğü al gülleri / mermer sularında denizin // Dokunsam parmaklarım taş olur / dokunmasam dökülür rengi...”
Dedim ya, zor, belki de imkânsız; çünkü dünya ölçeğinde boyutları olan Anadolu şiir deryasında görkemli şairler ve onların çığır açmış yapıtları var.

Bir de yeni şiir, üçüncü şiir kitabıma girecekler arasından:


ESKİ KARLAR

Her defasında işte o işte geldi
sonunda diye sarıldığım kadınlar
yerlerinde kimi zaman ağır bir rüzgâr
kimi zaman yağmurlar bıraktılar

Saçlarımı okşarken buz tutan elleri
soğurken ısıtan nefesleri kaldı geride
kalsalar da gittiler dönmeyecekler
gitseler de kaldılar yangın yerinde

Şimdi bağbozumu şimdi hiç şimdi yok
hiçbiri toplamadı dağınık yatağını
hiçbiri bırakmadı dudak izi ruj artığı
bir fular bile rüzgârın uçuştuğu kumda
o kasnağı kırık uçurtma
havalanmadı bir daha
kesildi rüzgâr
kırıldı dalı
kurudu diktiğimiz kiraz ağacı
tadı dilimde bir yara
ki her yanı yamalı

Geldi geliyor gitti gider kadınlar
eriyor ağzımın içinde o eski karlar

Burhan Günel

****

EY KIZKARDEŞİM

ne kadar yalnızdın,
yıkık bir kent duvarlarıydın
otlar sarkıyordu
tuğlalar arasından

ne kadar kederliydin be!
sürgünlerde kalakalmıştı
ipeksi saçların
yüreğin terk etmiş
bir ülkeydi seni

bu gece Ankara'da
Kumrular sokak'ta
ne kadar güzelsin ey
kızkardeşim şiir…

Ahmet Uysal
Mülkiyeliler Bir-Ankara
31.05.2008

***
YOK SEVDA

Rastlantının nesnelliği miydi yalnızca
Frida'yı dağın başında izlemenin sevinci?
Acıyla sarsılır insanın yüreği her yerde
Ah, o yeryüzü sevdası, o uzak bilgelikler
Kendine küsmüş orda duruyor tek başına.
Mazılar kar altındaydı, çeşmenin akıntısı
Suyun değdiği yerde mi donardı insan da?
Aşk belki de hep uzak bir karlar ülkesidir
Bombalanan çöller, çadırlar ve kervanlar
Tarihin boyutlarında saklanıp duran nedir?
Kim görmüştür gecelerde ayın yalnızlığını
Sen kız kardeş gibi yüzünü gösterip giden
Kızgın güneş! Ateşin ve sabrın çocukları
gelip gitmek arasındaki yabancılaşma mı?
Dilin kendine kapalı, dilleri vardı onların
bırakıp gideceksin orayı, ardında ağlayan
hiç kimse yok... susmanın büyüsüne kapıl!

Ne dağ vardı, ne güz, işte kış masalındasın
Ayazın ve karın donduran gecelerinde sus
Kimi kime soracaklar öldüğünde sevgililer?
Sana dar gelmeyecek yollar var mıdır ötede
Sorduğun sustuğundur ey uçurum düşkünü
Gördüğünü sandığın, unuttuğun dal parçası
Tutun, tutuştur ve yak kendini sevdalarla ki
İçinin yangınında kor olsun yok sevda! Aşk.

Mazıdağı-Mardin, 26 Ocak 2005

Kemal Gündüzalp

ALAZ Sayı:7


ALAZ Edebiyat Dergisi
Eylül, Ekim, Kasım 2008, Sayı:7

Alaz’ın Sonbahar sayısında Fikret Hakan,Veysel Çolak’ın sorularını yanıtlıyor. Söyleşide Fikret Hakan; “Hâlâ Cemal Süreya’yı, Edip Cansever’i, Turgut Uyar’ı nasıl büyük bir keyifle okuyorsam, Ece Ayhan’ı da o kadar büyük bir keyifle artık okumuyorum. Çünkü şiirin bilmece olmasına karşıyım. İmgesel sığınmalar evet, ama bilmecesel sığınmalar hayır” diyor.
Ayrıca Fikret Hakan’ın Lorca’dan çeviri şiirleri olduğunu yine bu söyleşide öğreniyoruz.
Dosya konumuza Hüseyin Alemdar, Bülent Güldal, Kemal Gündüzalp ve Altay Öktem yazdılar.
Mine Ömer, Eda Keskin, İlker İşgören,Tuğrul Asi Balkar, Gülseren Engin, Hülya Soyşekerci, Ruşen Ergün, Ferda İzbudak Akıncı, Mehmet Kuvvet, Zübeyde SevenTuran ve Özlem İğdeli de deneme, kitap tanıtım, öykü yazılarıyla yer alıyorlar Alaz'da.
“Postacı Kapımızı Çaldı” okuyuculardan gelenlerle oluşturulmuş bir sayfa. Okuyucu kitaplarını Postacı Kapımızı Çaldı sayfası ile kısıtlamıyoruz. Diğer sayfalarımızda da sizin kitap kapaklarınıza yer vermeyi sürdürüyoruz.
Şiirleriyle bu sayımıza, Nihat Behram, Fikret Hakan, Arife Kalender, Hüseyin Alemdar, Neşe Yaşın, M.Sadık Kırımlı, Hakan Cem, Ersan Erçelik, Betül Akdağ, Mustafa Ergin Kılıç, Ogün Kaymak ve Merve Su renk katan şairler.

Gelecek sayımızın dosya konusu “Türkçe'nin Ulusal onuru Nazım Hikmet”.
Dosya konumuzla ilgili yazılarınızı, öykü ve şiirlerinizi 30 Ekim'e kadar
alazdergi@mynet.com veya alazdergi@hotmail.com'a gönderebilirsiniz. Aralık'ta görüşmek üzere.
Dostlukla


İletişim Adresi; Posta Kutusu,25 Karşıyaka-İZMİR
E-Posta: alazdergi@hotmail.com-
alazdergi@mynet.com

Alaz ikinci yılında da yine 2 ytl.


Alaz’ın satış noktalarına yeni eklenen kitabevleri:
AMAZON-D Kitabevi , Mithatpaşa Cad. Göztepe, İzmir.
DÜZEY Kitabevi, Bursa
SABANCI Müzik – Kitap, Adana
A.K.M Sahaf Kitabevi, Şanlıurfa
Kibele Kitabevi, Caddebostan, İstanbul

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Berfin Bahar Ağustos 2008

Berfin Bahar
Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Ağustos 2008 – 126. Sayı, 6 YTL
ISSN 977-1300-53-9
BARKOD NO: 9771300539-126


ABDULLAH GÜRGÜN
İsveçli Yazar Jan Myrdal ile Söyleşi...

Jan Myrdal: “Büyük Ortadoğu Projesi ile Halklar Arasına
Yüzlerce Yıl Sürecek Düşmanlıklar Ekilmektedir”

Bu Sayıda:

Sunu / 4

Abdullah Gürgün / Jan Myrdal “Büyük Ortadoğu Projesi ile
Halklar Arasına Yüzlerce Yıl Sürecek
Düşmanlıklar Ekilmektedir” / 5

Jan Myrdal’ın İki Konuşması... / 11

Tansel Semir / Din’in Geometrik Analizi / 16

Sırrı Ataman / İslam’da İçki Kimlere Helal, Kimlere Haram / 18

Prof. Dr. Coşkun Özdemir / Dünden Bugüne / 19

Ferhat Özen / “Dilim Dilim!.. Anadilim!” Ettin Beni Dilim Dilim! / 22

Abdullah Şevki / Semih Gümüş Nitelikli Bir Eleştirmen mi? / 25

Yetkin Aröz / Karabük Kültür Sanat Festivali,
Yazar Latife Tekin Üzerine... / 27

H. Hüseyin Yalvaç / Hayyam’ın Kardeşini Yitirdik / 39
Raşit Kara / 40
Kadir İncesu’nun Objektifinden Raşit Kara / 41

Nesrin Özyaycı / Yaşar Kemal İkizi Osman Şahin, Çukurova... / 43

Misbah Hicri / Kirveliğin Dünü ve Bugünü / 59

DENEME / ANLATI: Ruşen Hakkı 32 • Canan Al (Nehir Amara) 51 • Ayten Özmeral 53 • Engin Kasap 57 •
ÖYKÜLER: Ahmet Türkay 14 • Tacim Çiçek 20 • Sevgül Yılmaz 34 • Hüseyin Kenan Gören 42 • Gülderen Canyurt 42 • Murat Taş 48 • Emre Varışlı 60 •
ŞİİRLER: Abdullah Rıza Ergüven 6 • Oya Mercan 10 • Jorge Luis Borges 13 • Volkan Hacıoğlu 15 • H. Hüseyin Yalvaç 17 • Damar Orhan Özgül 19 • Celal Oymak 21 • Zeki Karaaslan 24 • Reyhan Sur 26 • Serkan Engin 29 • Aziz Kemâl Hızıroğlu 31 • Mine Özdemirtaş 33 • Can Ceylan 37 • Onur Aslan 45 • Meliha Yüceaktaş 49 • Aytekin Orhan 50 • Hüseyin Bul 54 • Şemsettin Kaya 56 • Necla Maraşlı 61 • Sıtkı Salih Gör 62 • Rezzan Erton 64 • Atilla Yaşrin 69 • Metin İmer 71 • Anıl Cihan 74 • Ezgi Eren 76 • İnci Arslan 82 •
YILDIZLARIN DÜNYASI: Turhan Feyizoğlu /
Kadir İnanır 63 •
KİTAP: Nazmi Bayrı 46 • Muhsin Salman 67 • Hasan Akarsu 68 • Cazim Gürbüz 71 • Ruşen Ergün 72 • Nevzad Sudi 75 • Mehmet Özer 76 • Kapak Arkası 77 •
MÜZİK: Albümler Arasında 79 •
HALKIN SAZI HALKIN SÖZÜ: Halili/H. İbrahim Tokmak 80 • Mecburi 80 •
HABER ETKİNLİK: 81 •
KAPAK FOTOĞRAFI: Abdullah Gürgün •

Abone Koşulları:
Yurtiçi, Yıllık (12 Sayı): 60 YTL.
Yurtiçi, 6 Aylık (6 Sayı): 36 YTL.
Cezaevlerine; Yıllık (12 Sayı): 30 YTL.
Resmi Kurum-Kuruluşlara; 12 Sayı: 84 YTL
Resmi Kurumlara Birim Fiyatı: 7 YTL.
Yurtdışı: 12 Sayı, Avrupa: 50 Avro;
ABD ve Uzakdoğu: 85 Dolar
Yurtdışı Fiyatı: 4 Avro

(Yurtiçi ve yurtdışı abone bedelinin Türkiye İş Bankası İstanbul - Cağaloğlu Şb. Berfin Basın ve Tic. Ltd. Şti. 1095-558371 nolu TL. hesabına yatırılması rica olunur.)

Posta Çeki No: Befin Basın Yayın Tic. Ltd. Şti., 5096824

Adres: Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han,
No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112 - İSTANBUL
Tel: (0.212) 513 79 00 Fax: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net
e-posta Adresi: berfinbahar@berfin.net



DERGİ SATIŞ NOKTALARI:

İstanbul: Mephisto Kitabevi (Beyoğlu), Nezih Kitabevi (Kadıköy), Remzi Kitabevi Mağazaları (İstanbul ve diğer iller), Kabalcı Kitabevi (Beşiktaş), Berfin Bahar Dergisi (Cağaloğlu), Mephisto Kitabevi (Kadıköy), Seyhan Müzik (Kadıköy), İmge Kitabevi (Moda)
Ankara: Dost Kitabevi, İmge Kitabevi, Remzi Kitabevi
İzmir: Şafak Türküsü Cafe Türkü ve Şiir Evi, 161. Sokak No: 10 / C (Küçükpark-Bornova)
Adana: Kitapsan,
Mersin: Kitapsan.

09 Ağustos 2008 Cumartesi

BİLİM ve ÜTOPYA

İÇİNDEKİLER
Yazar Yazı Sayfa
- Arkeolojinin diğer bilim dallarıyla ortak çalışmasına bir örnek ostearkeoloji
- Çiviyazısı 1
Prof. Dr. Semih Koray Küresellşmenin içyüzü 4
Prof. Dr. Recep Akdur Piyasacı sağlık politikası uygulayan ülkelerde sağlık harcamaları neden daha yüksektir. 14
Aziz Konukman Türkiye iktisadi ve Türkiye'de iktisat bilminin durumu 20
Cemal Dindar
Batı'mı bir kusma kulübüdür! 28
Sinan Arısoy Batı çizgiromanında gericilik 32
Gary Stix İnsanlığın göç tarihi 36
Dr. Sultan Tarlacı Zihin maddeye ve başka zihinlere etki eder mi? 41
Prof. Dr. Remzi Demir Yeni bir bili dalı:Antoloji 46
Efe Can Gürcan / cem İsmail Savaş Radikal evrimci insanbiliminde insan devrimi yaklaşımı 50
Dr. Leyla Murat / Dr. Fehmi katırcıoğlu Hititlerde tıp 53
Dr. Deniz Akgün Sağlık sistemleri ne zamandan beri var 60
Kemal Kırar Dilim'e göre 65
Erkan Ildız Arkeo-Söyleşi 66
Erkan Ildız Arkeo Kitap 70
Seçkin eroğlu Evrime ve insana dair insanın evrimsel süreçte körelmiş yapıları 71
- Bilim ve teknoloji güncesi 74
Yrd. Doç. Dr. Yıldız Akpolat Türkiye'de sosyoloji: İsimler ve eserler 80
Gani Bayer Kitap kurdu 84
Mehmet Ali Irmak Matematiğin B&Ü'sü 88
Kuvay Sanlı Satranç 94
Semra Larçın Bulmaca 96


Bilim ve Ütopya: İstiklal caddesi, Deva Çıkmazı No: 2/7 Beyoğlu/ İSTANBUL

Telefon: (0212) 244 23 72
(0212) 244 23 61

08 Ağustos 2008 Cuma

KALDIRAÇ 91 (Temmuz-Ağustos 2008)

İrtibat büroları ve kitapevlerinde...



Merhaba,
Bir yandan kahyalar arasındaki savaş sürerken, diğer yandan işçi eylemlerine ve emekçi halklara yönelik saldırılar hızını kesmiyor.
Dergimizin bu sayısının bir ay gecikmeyle Temmuz-ağustos sayısı olarak çıkması ve geçtiğimiz iki ay içerisinde çok sıcak gelişmelerin gündeme oturması dolayısıyla yoğun içerikli bir dergiyle karşınızdayız.
Elinizdeki sayı 104 sayfa olmasına rağmen yine de değinmek istediğimiz tüm konulara değinemedik. Örneğin 16 Temmuz’da Hayat TV kapatıldı. 24 Temmuz’da Anadolu’nun birçok ilinde “Hayat TV susturulamaz” eylemleri yapıldı, bu eylemlere, Hayat TV’nin kapatılmasının işçi sınıfına yapılan saldırılardan biri olduğu vurgulandı (Hayat TV’nin yanında olduğumuzu buradan tekrar duyuruyoruz).
“Sosyalizm Günceldir” başlıklı dosyamızı gelecek sayıdan başlayarak Deniz Adalı’nın Kapitalizmden Komünizme Geçiş adlı çalışmasını bölüm bölüm yayınlayarak sürdüreceğiz.
14-24 Ağustos tarihleri arasında Özgür Eğitim Platformu, Karaburun’da bir kamp düzenliyor. Kampa ilişkin irtibat adres ve telefonlarımızdan bilgi alabilirsiniz.
Yeni sayımızda görüşmek dileğiyle.

Devrim İçin İleri!
Ya Sosyalizm Ya Ölüm!



İÇİNDEKİLER


Değerlendirme
Haber... Görünü... Yorum...
Bir Mücadele Silahı Olarak Grev / DENİZ ADALI
Belediye-İş 2 Nolu Şub. Bşk. Hasan Gülüm ile röportaj
Ergenekon; Bizden de Birkaç Kelime! / FİKRET SOYDAN
Uzun Birliktelikler İçin, Somut Ortak İşler! / DENİZ ADALI
İslami Hareketler ve Fethullah Grubu Üzerine / Fikret SOYDAN
Herkesi Değil Sadece Komünistleri dinleyin! Ya da Cep Telefonu Delikanlıyı Bozar mı? /AYSUN SADIKOĞLU
Kızım(ız)a Mektup: Alayına İsyan! / SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER
Halk Düşmanları! / ŞAFAK YILDIZ
Devlet Sağlıkta Dönüşümü Sağladı / ADNAN KAYA
İşte Tekelci Polis Devleti / HÜSEYİN GÜLSOY
Bir Kez Daha Medya Üzerine / TEMEL DEMİRER
Marka... Reklam.. Kapitalizm... / İLKNUR KAVLAK
Hiroşima ve Nagazaki / Tarih
Koşmak İster -Şiir- / ŞAFAK YILDIZ
Enternasyonal Türküsü/Şiiri/Marşı 120 Yaşında /Prof. Dr. M. ŞEHMUS GÜZEL
Okur Mektupları


Özgür bir Dünya için Kaldıraç -Aylık Devrimci Sosyalist Dergi-

www.kaldiracdergi.com

kaldiracdergi@gmail.com

Adres: Hüseyinağa Mah. Topçekenler Sk. No:18/1 Beyoğlu/İstanbul
Telefon: 0212 251 68 61
Ankara İrtibat: 0312 434 39 71
İzmir İrtibat: 0232 329 52 67

“ŞEHİR”İN AĞUSTOS 2008 SAYISI


“ŞEHİR”İN AĞUSTOS 2008 SAYISI ÇIKTI

Şehir Sayı: 37 Ağustos 2008
Şehir, Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi

Yerel Süreli Yayın
Sayı: 37
Ağustos 2008

Sayfa: 28

Sahibi, Genel Yayın Yönetmeni,
İbrahim Tığ

Yazışma adresi
Bölge Haber Gazetesi 67800 Devrek-ZONGULDAK

E.Posta: ibrahimtig@gmail.com
Ederi: 3 YTL.
Yıllık: 30 YTL.

Posta Çeki Hesap No:1487201

İçindekiler:

Zonguldak’ın tek Kültür ve Edebiyat Dergisi olan Şehir’in Ağustos 2008 sayısı çıktı. Bölge Haber Gazetesi’nin paralı kültür sanat eki olarak yayınlanan “Kültür ve Edebiyat Dergisi Şehir” Ağustos 2008 tarihli baskısıyla 37. sayısına ulaştı.
Derginin bu sayısı, günlük yazıları ağırlıklı. Burhan Günel’in “Keklik Pınarı Günlüğü”, Fahrettin Koyuncu’nun “Zamanın eleğinden Günlükler-2008”, Perihan Baykal’ın “Okuma Odası” ve Oğuz Tümbaş’ın “Ege Günlükleri”nin yer aldığı dergide, İlhan Büyükcebeci “Behçet Aysan’ı Özlemek”, Bülent Güldal “Şiirler, Şairler, Kitaplar-10”, Hasan Efe “Tahsin Şimşek’in Afrodisyas’tan ‘Günaydın Yeryüzü’ne’si”, Fahrettin Demir, Ölümünün 26.yılında “Körfezde Bir “İpekböceği” Naci Girginsoy” başlıklı anı yazısı, Selçuk Erat’ın ”Kitaplar” başlıklı yazısıyla kitap tanıtımlarına yerveriliyor.
Dergide ayrıca Ahmet Günbaş, “Satılık Kitaplar” başlıklı yazısında imzalı kitapların sahaf çarşılarına düşmesini eleştiriyor ve “İmzalı kitapların imzalı olan bölümlerini yırtılarak sahaflara satılmasını”nın hınzırca bir yöntem olduğunu dile getiriyor.
Dergiye Rabia Tokmak “Düşümdeki Kor” ve M.Hıfzı Aksoy’da “ZO” isimli öyküleriyle katkı koyuyor.
28 Sayfalık dergide, Ahmet Uysal “Alaturka Üçlükler”, Mithat Yaban “Kar Taneleri”, Kemal Gündüzalp “Çoğul Aşklar Zamanı”, Fadıl Oktay “Çağrışım”, Ferhad Gülsüm “Meczup”, İbrahim Topaz “Seninle Sevişmekten Korkuyorum”, Hilmi Haşal “Çığlık Ezkisi”, Damar Orhan Özgül “İncecik Bir Sızı”, Asım Öztürk “Karanfilin Hiç Susmayan Sesi”, Melek Avcı “Kuşlar Kondu”, Ü.Berdar Doğan “ Kimi, Sevdiysem”, Hakan Kartal “Aşkadın”, Nuri Dağdelen “Yeşilcam Hatırası”, Banu Kalyoncu “ Aşk Rakısı”, Atilla Er “Ayrılmamız Güç Olur Sonra”, Yaprak Ünvar “Değiştir”, Engin Satılmış “Nerede Kaldın”, Müslüm Danaoğlu “Kahve Falı”, Süheyla Taşçıer “Sana Yazdım”, Dursun Nadir “ Dilsiz Kaval”, A.Kemal Hızıroğlu “Şimdi Kadın:Tek tip Uzaklık”, İsmail Biçer “Suya Düş(me) Hayat, Osman Özdemir “Mevsimler ve Merdivenler”, Oğuzhan Soykan “Akşam Çocukluğun”, Necdet Tezcan “Hazan İşlemeli Baston”, Turgut Tan “Hayalen”, Meral Uludağ “Sönmeyen Ateş”, F.Buğra Yener “Aynadaki Özne”, Sami Arslan “Mahçup Esmer Kız”, Utku Kaygusuz “Karanfil Erimesi”, İbrahim Tığ “Öp ve Sus”
isimli şiirleriyle yer alıyor.
Derginin Sahipliğini ve Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ yapıyor.
Şehir’in iletişim adresi:ibrahimtig@gmail.com

Dergide yer alan eserlerden birkaç örnek:

SATILIK KİTAPLAR!

Ahmet Günbaş

Dört yıl önce tanıdık bir sahafta ilginç bir romana göz atarken, kitabın ilk sayfasında yüreğimi burkan bir ithafa rastlamıştım. Kitap, kompozisyon ödevi başarısından ötürü edebiyat öğretmeninden öğrencisine övgüyle armağan edilmişti. Ve o kitap kısa sürede sahafa düşmüştü. Bu ne değerbilmezlik, ne aymazlıktı böyle?..
Zaman zaman sahaf raflarını karıştırdıkça, yazar-okur bağlamında derin kederlere düşerim. Aralarında çağdaşlarımın imzaladığı kitaplar da gözüme çarpar sık sık.
İmzalı sayfalar yırtılarak sahaflara kitap satmanın hınzırca bir yöntem olduğundan söz edilir öteden beri. Ancak adıyla. soyadıyla, ithafıyla, yeriyle, tarihiyle zamana düşülen o sıcaklığın değerbilmez ellerde soğutulması asla olumlanamaz.
Çoğunlukla kocasının yazarlığını/şairliğini zul gören kimi ev hanımları (ki ayrı dünyaların insanları olarak bir araya gelinmiştir), eşinin ölümünü izleyen ilk günlerde tüm kitaplığı yok pahasına elden çıkarırlar da kılları kıpırdamaz. Yakın çevremde bulunan bir sahafta, İzmirli yazarlardan Orhan Doğantuğ'a imzalanmış kitaplarla karşılaşınca ürpermiştim açıkçası. Ki Doğantuğ öleli birkaç ay olmuştu o günlerde. Derinlik adlı bir dergi çıkaran Doğantuğ'la (yazmaya ara verdiğim dönemden olacak) nedense hiç karşılaşmamıştım sağlığında.
Yazarından ya da şairinden imzalı kitap edinmek, bizzat o kitabı yazan kişinin parmak uçlarına yansıyan içtenliğini dolaysızca paylaşmak demektir. Bu, aynı zamanda dayatma olmadığı sürece bir saygınlığın ifadesidir. Hiç unutmam; Özcan Yalım'ın kitaplığında Cahit Külebi'nin çift imzalı bir şiir kitabıyla karşılaşmıştım. İmzalar ve tarihler farklıydı nedense. Ben hayretler içinde kitabı incelerken, Yalım açıklık getirmişti konuya: Delikanlının biri, salt sevgilisine bir sürpriz yapabilmek için, o zamanlar (1950'lerde) popüler olan Cahit Külebi'nin bir şiir kitabını satın almış, sözde onun imzasını taklit ederek aslıymış gibi sevgilisine sunmuştu. Neden sonra kitap sahafa düşmüş, Yalım'ın ilgisine mazhar olmuştu. Yalım, kitabı edinmekle kalmamış, onu bizzat yakın dostu Cahit Külebi'ye götürerek durumdan haberdar etmek istemiş, ne var ki Külebi, kitaptaki imzanın kendisine ait olmadığını kanıtlamak için onu yeniden imzalamak zorunda kalmıştı. Böylece imzayı taklit eden kişinin sahtekârlığı de geç de ortaya çıkmıştı. O gün bir şiir kitabının aşk aracılık etmesi üstüne uzun uzun konuşmuş, sahtelik de olsa, sonuçta inceliğin galebe çaldığından söz etmiştik Yalım'la.
Evet, kitap en güzel armağandır, bilinir. Armağan da bir inceliğin ifadesidir. İmzalı kitap armağan etmekse haddeden geçmiş bir inceliktir kuşkusuz.
Buraya değin her şey iyi güzel de, konu doğrudan yazarlar arası bir aymazlığa dayanınca pek iç açıcı olmuyor nedense. Başıma geldiği için anlatma gereksinimi duydum:
Geçenlerde Zafer Yalçınpınar adıyla özgün bir ileti düştü e-postama. Daha doğrusu Hüseyin Yurttaş iletti onu bana. Meraklısı için Yalçınpınar'ın 22 Mayıs 2008 tarihli iletisini aynen alıyorum buraya:
“Dün bir toplantı nedeniyle Kadiköy'deydim. Toplantının başlangıç saatine kadar zaman geçirmek için Akmar Pasajı'ndaki sahafları gezeyim dedim...
Giriste, Akmar Pasajı'nın tuvaletini işleten bir adam (sanıyorum ki bu adam ayni zamanda pasajın mal sahibidir de) tuvaletin önünde 1 YTL fiyatla kitap satmaya başlamış... Tuvaletinin önünde sergilenen bu kitapları incelediğimde birçok imzalı şiir kitabıyla karşılaştım. Kitapların çoğu yazarları tarafından Yılmaz Yesildağ'a ithafen imzalanmıştı Kitapları 1 YTL'den satın aldım ve bir lot oluşturup "gittigidiyor" adlı web sitesi üzerinden satışa sundum. ( BKZ: http://www.gittigidiyor.com/main/urun.php?id=10011888 )
Kitapların listesi aşağıdadır:
İMZALI KİTAP LOTU (8 adet)
Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Mustafa Köz, Erdoğan Alkan, Savaş Ay, Yusuf Alper, İhsan Topçu ve Abdullah Şanal'dan imzalı kitaplar...”
İletiyi okuyunca ne mi yaptım? Şaşırdım ve üzüldüm doğal ki... Siz olsanız ne yapardınız?
Ama asıl şaşkınlığım, kitapların imzalandığı kişinin sözüm ona 'yazar' kimliği taşımasından kaynaklanıyordu. Böyle mi olmalıydı? Şaşırmakla kalmayıp yazıklandım o zaman. Üstelik yazarların tümü yaşarken!.. En eskisi 1984, en yenisi 2003 yıllarını kapsayan sekiz kitabın akıbetiydi söz konusu edilen. Yalçınpınar üşenmemiş; kitap adlarıyla ithaf tümcelerini de çıkarmış iletinin altına. Örneğin bendeniz, “Şiirin kardeşliğiyle. Yürekten..” diye ithaf etmişim 1986 basımlı Gecenin Neresindesin adlı ikinci şiir kitabımı Yeşildağ'a. O kitap ki 1980'lerin kaosunda selamlamaya çalışmıştı yaralı yürekleri karınca kararınca. Sonradan Mavi Kitap adını verdiğim bir öyküye de konu olmuştu.
Kitap ithaflarında genellikle sevgiden, dostluktan, kardeşlikten, içtenlikten dem vurulur. Sanki bunlar çok sıradan kavramlarmış gibi!.. Aynı şekilde Yeşil-dağ, bana imzalamak inceliğinde bulunduğu Lav ve Kül (2004) adlı seçme şiirler kitabının girişine “Sevgili şair dostum Ahmet Günbaş'a, şiirin evrensel kardeşliğiyle” tümcesiyle seslenmiş. Öncesinde gönderdiği Aşk da Bitti (2001) adlı kitabında da yine adıma ithafla “dostlukla” sözcüğünü kullanmış.
Demek ki sevgi, kardeşlik, dostluk, içtenlik gibi erdemler çerçevesinde aramızda sıcak bir ilişki oluşmuş! Ya da ben öyle sanmışım! Yanılmışım. Çünkü hiç çekinmeden 22 yıl önce basılan ve bende ikinci nüshası bile olmayan bir kitabımı, tüm insani kavramları çiğneyerek tuvalet kâğıdı değerine indirgeyivermiş biricik dostum!
Yeşildağ'ın yazar kimliği yanı sıra Etikus, Senfoni ve Tekin gibi yayınevlerinin yönetmenliğini de üstlendiğini, geçen zaman içinde kendi kitapları dahil, posta kutuma gönderdiği kimi kitaplar hakkında ciddi okumalar sonucu tanıtım yazıları yazdığım bilgilerini de ekleyeyim edebiyat dostluğumuza bağlı olarak.
Şu işe bakınız ki yazarın biri de onları 1 YTL'den satın alıp internette 'lot' oluşturarak yeniden satışa sunmuş! Aklınca köşeyi dönecek! İşgüzarlığın dik alası! Sende bulunmayan kitapsa koyarsın kitaplığına. Üstelik“İmzacılık Oyunu” diye adlandırmış bu gelişmeyi. Yazardan yazara imzalı kitap sunmak neden oyun sayılsın ki? Üstelik Yeşildağ'a kitap imzalayanların oyuna getirildiğini hesaplamadan!..
Evet, kimi insani kavramlar dibe vururken bir şeylerin tavan yapması haraç mezat savrulan öteki arkadaşları da yaralamıştır elbet!
Sizi bilmem ama ben bu aymazlığı, daha doğrusu dost görünme garipliğini bağışlamıyorum. Hiçbir özür bana Yılmaz Yeşildağ'ı geri getiremez artık!
Yenilmek de çok yanılmaktır benliğimi inciten!
'Dostluk' yitirilen bir kavram olmamalıdır çünkü! Yazar katında, asla!..


ÖP VE SUS

İbrahim Tığ

her nehir kendine akar
bir tek yalnızlığı yeniler kendini

bahar bahçelerinde kalır
bülbülün göçmen sesi
gülizar

sürgündür bu yüzden
dağınık coğrafyam
kirmasti’de yorulsam
haçin’de vurulurum


yağız’ım ivecenliğim, dilsizim
kıyıların tarihimin özeti

ey ida!
ladon’u öp ve sus…

Nerede Kaldın

Engin Satılmış

bağışlayın kederimi
bu sızının duvağını erken açtı ellerim

herkes kendi kuyusunun Yusuf'uydu en çok
bilirdim buruşan yüzümün
okunaksız sularla yıkandığını

başımın üstünde kırıyorum kalemini
yok sayılsın ezberlediğim
bol ben'li cümleler

nerde kaldın kitaplar sararıyor ve
bir kıyı daha taşıyamam ellerini
zaman daralıyor.zaman daralıyor.

SUYA DÜŞ(ME) HAYAT

İsmail Biçer

Yaşadığım mülteci ömürdür
Sokaklarına özlemler vurur

Akmayan suya hangi nilüfer tutulur
Hayat kaynağından geriye akan bir su(s) değil
Dinlediğim şarkıların içine tüneyen kalbim
Çıplak ve ürkek durur

Bekleyen imgenin şiirle büyüsü bozulur
Sessiz sedasız bir zamanın sarkacında ruhum
Düş yamaçlarda umut bekleyen çocuklar gibi
Zar atılan ömrün hoyratlığında
Dipsiz bir kuyuya akıp durur

Şiirlerim hayatımdır
Suskun ve loş çağımın tanığı

yaba edebiyat 53. SAYI, Temmuz-Ağustos 2008

yaba edebiyat
kültür, sanat, fikir dergisi
İki ayda bir çıkar
yerel-süreli bir yayındır.

30. YIL / YENİ DÖNEM
53. SAYI, Temmuz-Ağustos 2008
Fiyatı: 5.- YTL
ISSN 1302-4132
*
adres
Galipdede Cad No:55/1
34420 Tünel-Beyoğlu / İstanbul
e-posta: yabasahaf@yahoo.com.tr
tel / faks: (0212) 293 36 06
www.yabaedebiyat.com
*

milliyetçilik ve edebiyat
özel sayısı

BU SAYIDA:

YAZILAR:
• İsmail Beşikçi
• Sait Çetinoğlu
• Oral Çalışlar
• Hüseyin Aykol
• Remzi İnanç
• Cahit Çeçen
• Çetin Kalman
• İraklis Gökoğlu
• Ahmet Kahraman
• Halim Şafak
• Melek Koç
• Alişan Özdemir
• Erdal Ateş
• Mustafa Elveren
• Zafer Berke
• Orhan Ünser
• Günel Altıntaş
• Ragıp Zarakolu
• Mehmet Ergün
• Gün Zileli
• Vedii İlmen

• ŞİİRLER:
• Mehmet Ercan
• Sinan Araman
• Cengiz Yıldırım
• Roj
• Yılmaz Saruhan
• Süleyman Demirel
• Hürdoğan Aydoğdu
• Isaac Rosenberg-Yaşar Günenç
• Yüksel Demirekler
• Atila Oğuz
• Dr. Göksel Arslan
• Zeynep Yılmaz
• Murat Yıldız
• Ela Kurt

SÖYLEŞİ: Hasan Latif Sarıyüce
ÖYKÜ: Erhan Palabıyık
GÜNLERİN İZİ: Aydın Doğan
KİTAP: Heinz Herbert Schoffler – Gundi-Şapur Akademisi

***
Dergi’den

Milliyetçilik ve Edebiyat sayısıyla merhaba.
Konunun kapsamlı olduğunu, hatta iddiali olduğunu ve bunun için uzun zamana gerek duyulacağını bile bile bir ay gibi kısa bir sürede yazıları temine çalıştık. Hani derler ya; “İşin hangi ucundan tutarsanız tutunuz yine de bir iş yapmış olursunuz” düşüncesi bizi kamçıladı denebilir. Bu arada dergi okurlarına ve yazarlarımıza konuyu duyurmak için iletiler yaptık, kısa bir süre de web sitemizde aşağıdaki duyuru yazıya yer verdik:
Soru: “Yakın yıllarda tüm dünya Türkleri hedef alıyormuş gibi şovenliğe varan bir Türkçülük başladı. Adeta bayrağı göğsüne takan birilerinin üzerine yürüyor. "Çılgın Türkler" ve benzeri gibi Türk şövenizmini körükleyen kitaplar yazılıyor, piyasalara sürülüyor, satışının ise yüz binlerle milyonlarla ifade edildiğini görüyoruz. Bu çılgın şovenizm sanat edebiyat alanında da yandaşını çoğalttı; öyle ki bazı yazarlar Orhan Pamuk’un Ermeniler ve Kürtlerle ilgili mağduriyeti dile getiren, o bilinen konuşmasına topluca saldırdılar; Nobel Edebiyat Ödülü'nü alarak Türkçeyi dünya dilleri arasına sokmasına karşın yine yazar grupları; karşı bildiriler imzalayıp Orhan Pamuk’u ve Nobel’i lanetlediler. Davranışlarıyla pek de ciddiye alınmasa da İsmet Özel adlı Türk şairimiz hızını alamayarak "Allah Türkleri üstün yarattı" diye bas bas bağırdı görsel medyada.
Bir yazar olarak bu milliyetçi akıma siz ne diyorsunuz?” idi.
*
Bu konuyu işlemekle isabet etmişiz. Bazı yazar dostlar “Zaten düşüncemde vardı, bana fırsat verdiniz” dediler. 16 Hazirana kadar verdiğimiz süre dolduğunda Yaba’nın iki sayısına yetecek kadar yazı birikti. Son anda Mehmet Ergün arkadaş Jön Türk hereketinin 100. yılı nedeniyle “Jön Türk Mizah Basını ve Karikatürü” başlıklı çalışmasını getirince derginin normal hacmini iki katına çıkarıp 80 sayfa yaptığımız halde, yazıların tümüne yer veremedik; dolayısıyla bazı yazıları önümüzdeki sayıya aktarmak zorunda kaldık.
[Bu ara özrümüzü belirtelim: Yazarlar zamanında yazılarını yetiştirdikleri halde biz dergiyi zamanında çıkarama sorumluluğunu yine yerine getiremedık. Bilgisayrda oluşan ciddi bir virus temizliği uzun zamanımızı aldı.]
*
Kalemini erdemle, insanlık için kullanan ve dergimize yaptıkları katkılarından dolayı tüm yazarlarımıza içtenlikle teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Bunun sermayedar patron medyasına karşı var olma duruşu olduğunu, her satış noktasında olmasak da otuz yıldan beri bizı var eden okur ve yazarlardan güç alarak yaşamayı başaran bir emek dergisinin en azından varlığını kanıtlayan bir ses olduğunu söylemeliyiz.
*
İşlenen konunun en kıdemlisi olarak gördüğümüz İsmail Beşikçi Hocayla dergimizin sayfalarını açıyoruz.
Yeni sayıda buluşmak üzere, sağlıklı, bol ürünlü günlere...

+++

İSMAİL BEŞİKÇİ
Temel neden Kürt sorunudur

Türk basınında, şovenizmin yoğunlaşmasının, yaygınlaşmasının temel nedeni Kürt sorunudur.
Devlet-hükümet, Kürt sorununun çözümü konusunda ciddi bir adım atmamaktadır. İnkarı ve imhayı içeren politikalar sürdürülmektedir. Temel politika elbette asimilasyondur. Bu hedefin gerçekleşmesi için devlet zamana oynamaktadır. Devlet bazı konularda adım atıyormuş gibi yapmaktadır. Ama bu, oyalamadan başka bir şey değildir. Böylece zaman kazanılmış olmakta, asimilasyon uygulamaları da sistematik bir şekilde sürdürülmektedir. Milli Futbol takımının, Avrupa Futbol Şampiyonasında ve Dünya Futbol Şampiyonasında yaptığı maçlar, spor kulüplerinin Avrupa’daki karşılaşmaları şovenizmin tırmandırıldığı verimli alanlar olmaktadır. Türkiye’de, önde gelen takımların yaptıkları spor karşılaşmaları, yine böyle alanlardır. Maçların İstiklal Marşı’yla açıldığı bilinmektedir. Asker uğurlamaları, çatışmalarda yaşamlarını yitiren askerlerin toprağa verilmesi törenleri ırkçılığın ve milliyetçiliğin tırmandırıldığı alanlar olmaktadır. Buralarda, Kürtlere karşı tehdit dile getirilmekte, söylemlerde, aşağılama ve horlama egemen olmaktadır.
Türk basınında şovenizmin tırmandırılması, Kürt sorununu ideolojik olarak, sloganlar düzeyinde çözümünü sağlamaya hizmet etmektedir. Sorunu siyaseten ve hukuken çözemeyen, bu konuda hareket edemeyen devlet-hükümet, şovenist politikaların, uygulamaların tırmandırılmasına bu bakımdan yol vermektedir. Böylece Türk kamuoyuna, “böyle bir sorun yoktur, sorun çözülmüştür…” gibi bir imaj verilmeye çalışılmaktadır.
Şovenist anlayışın tırmandırılmasıyla, Kürtlerde, şöyle bir izlenim yaratılması, şöyle bir algılamanın sağlanması umulmaktadır. “Türkler, Kürtlerin hak istemleri konusunda çılgınlaşabilirler. Yaşadığımız alanlara, ailelerimize, çocuklarımıza, kitlesel zararlar verebilirler. Soykırımı bile göze alabilirler. En iyisi sesimizi çıkarmayalım, bu tür istekler dile getirmeyelim.” Bu, Kürtler üzerinde baskının egemen kılınması, sindirmenin, sindirilmelerin yaşam bulması, sürekli kılınması, hak istemlerinin çürütülmesi anlamına gelmektedir. Halbuki, son savaş sırasında yaşananlar göstermiştir ki, Kürtler bu korku duvarlarını çoktan aşmışlardır. Kürtlerin, Kürt toplumu olmaktan doğan haklarını istemeleri çok doğaldır. Gelecekte, bu istemlerin daha sistematik bir hale geleceği besbellidir. Hem etik bakımdan, hem toplumların genel gelişimi açısından, hem de çağdaşlık anlayışı açısından doğru olan budur.
Artık soykırım niyetlerinin, düşüncelerinin yaşam bulması da mümkün değildir. Cep telefonlarının, kitle iletişim araçlarının böylesine geliştiği bir çağda, soykırımın gerçekleşmesi mümkün değildir. Zamana yayılmış bir soykırım olduğu ise bilinmektedir. Öte yandan, Kürt sorununun çözümsüz bırakılması, Kürt kültürünü ve Kürt kimliğini tahrip etme politikaları, Kürt toplum yapısını çarpıtmak ve doğal gelişim süreçlerini engellemek için geliştirilen uygulamalar, Kürtlerin kendi tarihlerine yabancılaşmaları için yürütülen sistematik uygulamalar, Türk siyasal sistemini de kilitlemektedir. Siyasal sisteme otoriter, basıcı bir karakter vermektedir. Bu süreçlerin dış politikayı çarpıttığı, ekonomik gelişmeyi, ekonomik ilişkileri engellediği de açıktır. Türkiye’deki siyasal krizlerin, devlet krizi denen sürecin temel nedeni budur.
Bugün, türban dahil, İslami akımların, örneğin İslami vakıfların, Kur’an Kursları’nın, İmam Hatip Okullarının geliştirilmesi dahil, bütün toplumsal ve dinsel sorunların temelinde Kürt sorunu vardır. Dinsel hareketleri geliştirerek, dinsel akımlara, dinsel kurumlara canlılık vererek Kürtleri oyalama, Kürtleri bu akımlara doğru yöneltme, Kürtleri bu çerçeve içinde eritme politikalarının da sistematik bir devlet politikası olduğu bilinmektedir. Türkiye’de dinsel akımlar, dinsel gelişmeler tam anlamıyla devletin denetimi altındadır.• (Yaba Edebiyat Dergisi 53. Sayı, Ağustos,’08)

+++

SAİT ÇETİNOĞLU
Milliyetçilik ve edebiyat

Milliyetçilik rüzgârları Güneydoğu Avrupa’yı da etkisi altına aldığında, Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa’daki parçası Balkanlar, milliyetçilikten ilk etkilenen bölge olmuştur. Milliyetçilik ilk bu bölgelerde filizlenerek imparatorluğun diğer unsurlarını etkilemiştir. “18.yüzyıldaki küresel ticarileşme ve parasallaşma dalgası, yerel ayanın ekonomik güç birikimine olanak tanımış, aynı zamanda- özellikle Avrupa büyüme alanına daha yakın olan bölgelerde- tüccar grupları, yeni kentlilerin ve eğitimli orta sınıfların ortaya çıkmasının ön koşullarını da yaratmıştı. İmparatorluktan ayrılmayı hedefleyen çeşitli ulusal hareketlerin doğmasına yol açan faktör bu gelişmelerdi.”1 Balkan Milliyetçiliğinin kurucuları olarak tanımlayabileceğimiz ilk dönem Balkan milliyetçiliğinin liderleri Korias, Velestinlis ve Levski gibi liderler, milli egemenlik temelinde bir devlet kurmak isterlerken, bu devletleri hiçbir zaman monarşi ile yönetilen, etnik olarak homojen toplumlar olarak tasavvur etmemişlerdi. Bu liderler yerli Müslümanları da tam vatandaş olarak bütünleştirecek çok etnili cumhuriyeti düşlemişlerdir.2 Ancak gidişat bu yönde gelişmemiştir.
19. yüzyıl başlangıcından itibaren batı düşüncesinin özgül bir geleneği olan siyasi romantizmden kaynaklanan yeni milliyetçilik akımları Balkanlarda da ulus devletlerin gelişmesinde etkili olmaya başlamıştır. Bu akımlarda, belli coğrafyada yaşayan nüfus ya da halk yerine, ortak soy bağına dayanan topluluğa volk’a ağırlık verilir. Ortak soy kanıtlanamadığından, ortak dil veya din, ulusal birliğin objektif ölçütü olarak düşünülmeye başlandı ve kültürel asimilasyona direnen unsurları dışlamak önemli bir mesele olarak görüldü. Nihai olarak bu, asimile edilemeyen grupların ülke topraklarından silinmesi anlamına geldi.
Balkanlaşma sonucu oluşan devletlerden hiçbiri “kendi doğal sınırları içinde yerleşmiş değildi. Romanya dışında Romenler, Bulgaristan dışında Bulgarlar, Sırbistan ve Yunanistan dışında Sırplar ve Yunanlılar bulunuyordu. Kısacası hepsinin de öz ülke dışında soydaşları vardı.”3 Osmanlı İmparatorluğu zaten çok etnili çok dinli bir yapıyı muhafaza ediyordu.
Halkların iç içe yaşadığı bu coğrafyada bu devletlerin oluşumu çok taraflı etnik arındırma ve temizlik politikasının hayata geçmesi anlamına geliyordu. Devletler kendi soydaşları olarak tarif etmeyip ötekileştirdikleri unsurların ülke sınırlarına çıkarma gayretleri en hafifi, nüfus mübadelesinden başlayarak, korkutarak göç ettirmekten katliamlarla yok etmeye hatta soykırıma varan etnik temizliği gerçekleştireceklerdir. Milliyetçilik, din ve milliyet ayırımı gözetmeden herkese bir fatura göndermiştir.
Balkanlarda milliyetçilik bu şekilde yol alırken, Osmanlı topraklarındaki Türk milliyetçiliği de İmparatorluğun en gelişmiş bölgelerinden olan Selanik çevresinde realize olmaya başlar. Genel olarak tarihçiler, Türk milliyetçiliğinin miladını Balkan savaşları sonu ile ilişkilendirirler. Türkçülüğün ya da Türk milliyetçiliğinin, imparatorluğun bünyesindeki unsurları bir arada tutmaya yönelik pragmatik Osmanlıcılık politikalarının, 1913 Balkan yenilgisinden sonra bir seçenek olmaktan çıkmasından ve yönetici sınıfınca terk edilmesinden sonra ortaya çıktığı kabul edilir. Ancak Türkçülüğün/milliyetçiliğin 1913’ten sonra aleni ifade edilmesi Osmanlıcılığın seçenek olmaktan çıkmasından değil, İttihat ve Terakki’nin 1913’te devleti ele geçirmesinden sonraki pervasızlığının tezahürüdür. Artık saklanacak bir şey yoktur. Milliyetçilik İttihat ve Terakki’nin genlerinde gizlidir. Bunda şaşılacak da bir şey yoktur, milliyetçilik çağında gayet doğaldır da. Doğal olmayan bunun gizlenmesidir. Yalana ne gerek var denirse buna cevabı iki devrin adamı İttihatçı ve Kemalist yazar Falih Rıfkı verir: “Tarihe hakikat’in ne lüzumu var? Osmanlı tarihi4, bu sebeple, bir yalan âlemi olmuştur, Yalan Şarkta ayıp değildir.”5 Derken bu önemli bir gerçeği işaret eder. (Devamı dergide)

+++

ORAL ÇALIŞLAR
‘68 ne kadar milliyetçiydi?’

68 dönemini 1966-1971 tarihi döneminin bütününü ele alarak değerlendirmek gerekir. Bu dönem solun meşruiyet kazandığı bir dönemdi. Solu tetikleyen ve gelişip ilgi görmesini sağlayan etkenler nelerdi?
Türk sol hareketinin çıkış noktasında Kemalizm vardı. Sosyalist ülkelerdeki otoriter modernist anlayışla, Cumhuriyetin kuruluş döneminin ilkeleri birbirine çok yakındı. Her iki kuruluş felsefesinde de “halka öncülük” etmek, “halkı değiştirmek” gerekirse bu konuda kuvvete başvurmak anlayışı egemendi.
Bu nedenle Kemalist köklerden gelen ailelerin çocukları olarak bizler sosyalizmi benimsemekte zorluk çekmedik. Tabii bu sosyalizmin benimsenip yaygınlaşmasında o dönemde ülkemizde etkili olan anti-amerikancılık da önemli bir alt yapı hazırlamıştı.
Sosyalist ülkelere yakınlaştıkça ABD aleyhtarlığı da kendisine sağlam bir zemin buluyordu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi de bu otoriter modernleşme isteğini tazelemişti. “Yeni ve daha ileri solcu bir 27 Mayıs” beklentisi de sol kesimlere cazip geliyordu.
Doğan Avcıoğlu’nun başını çektiği darbeci grup CHP’den kopmuş ve “sol Kemalizm”in teorisini geliştiriyordu. O yıllarda Arap dünyasında etkili olan Baas rejimleri de “sol 27 Mayıs” için bir örnek olarak ele alınıyordu. Avcıoğlu, Yön-Devrim dergilerinde “kapitalist olmayan yol” teziyle bu eylemlerin yönelimini de dile getiriyordu.
“Kapitalist olmayan yol” tezi Arap ülkelerindeki Baas örneğinden ilham alıyordu. Buna göre kapitalizme karşı olan askeri güçler dünya sosyalist hareketiyle de birleşerek ABD karşıtı ilerici rejimler kurabilirlerdi. (Devamı dergide)

+++

HÜSEYİN AYKOL
Türkler çılgın mı?


Türkiye Cumhuriyeti'ni o dönemde yönetenleri, ülkemizi II. Dünya Savaşı'na bulaştırmadığı için severim. Aynı şekilde bir yıl içinde trafik kazasında yitirdiğimiz insanlardan daha az insanın öldüğü için belki de pek abartılmaması gereken Ulusal Kurtuluş Savaşı'mıza saygı duymalıyız. Yani İttihat ve Terakki'ci anlayışa temelden karşı olduğum, onların en az ayıplı kanadının liderliğinde verilen ulusal kurtuluş savaşında yapılan pekçok şeyi onaylamadığım halde; Türkiye Cumhuriyeti ile bir derdim yok. Şimdiye kadar verdiğim mücadele sınıfsal. Yani daha güzel, daha yaşanası bir ülke ve dünya istiyorum.
Ben bir Türk'üm. Bu durum, Türk anne ve babadan doğduğum için, bana sorulmadan edindiğim bir nitelik. Bizi bunca yıldır yönetenler yüzünden, Türkler için çok kötü şeyler söylense de, Türk olduğum için kendimden nefret eder halde falan değilim. Hatta Şeyh Bedrettin, Yunus Emre, Köroğlu, Nazım Hikmet ve belki Orhan Pamuk gibi kimi insanları hatırladığımızda, Türk olduğum için kendimle gurur bile duyabilirim. Dediğim gibi benim sorunum, kendi etnik kimliğimle değil, beni yönetenlerle.
Bir ülkenin, bağımsız bir devlet haline gelmesi; onun sembolü bayrak elbette kutsaldır. Ulusal marşı da. Ama ulusal kurtuluş, bayrak ve ulusal marşın kutsal kalabilmesi için, o ülkede yaşayan insanların giderek daha zenginleşmesi ve demokratik koşullarda daha mutlu yaşayabilmesi gerekir. Ne yalan söyleyeyim; ben bayrağımıza ve ulusal marşımıza henüz yeterince ısınabilmiş değilim. 12 Eylül döneminde 10 yıl kadar hapis yatmış biri olarak, bu sembol ve marş benim için halen işkenceyle özdeş bir şey.
12 Eylül cezaevlerinde ulusal marşı işkence olarak kullanan zihniyet, nasıl bir kafadır? Askerle ilgili tüm sembollerden nefret ettirildik. Çünkü bu sembollerin sahipleri, bizim için işkencecilerdi. Oysa her ülkenin ayrı bir ulus oluşu, biraz da kurtuluş savaşıyla mümkündür. Belçika'nın başkenti Brüksel'de bir tren istasyonu var. Şehir büyüdüğü ve yetmediği için iki yanına iki ayrı gar daha yapılmış. Ben ortadaki en eski olanından söz ediyorum. Orada II. Dünya Savaşı'nda Nazilere karşı savaşta ölen birkaç yüz Belçikalı için büyük bir anıt duvar var. Evet birkaç yüz şehit! Hepsi bu. Ama Belçika da bu kadar zaten.
Bir dış haber muhabiri olarak çok ülke gördüm. Avrupa'da öyle her yere bayrak asmak gibi bir şey yok. Ülkelerin ulusal bayraklarından çok, yerel motiflerle ilgili şeyler görürsünüz. Fransa'da Eyfel Kulesi ile ilgili figürler, Hollanda'da yel değirmenleriyle ilgili şeyler vardır mesela. Ya da ne bileyim, ünlü markaların simgeleri vardır; fabrika ya da alışveriş merkezlerinde. Bizdekine benzer bir bayrak çılgınlığı sadece İsrail'de var. İsrail'de her evde, her otoda bayrakla karşılaşıyorsunuz. Gerçi orada, yüzyıllarca sürgün yaşamış bir halkın kutsal topraklara dönüşünün simgesi söz konusu ama bu bayraklar bir de İsraillileri, kendi askerlerinden koruyor. Her gün, her yere operasyon düzenleyen İsrail ordusuna, "Ben sizdenim!" mesajı verir bu bayraklar. Bizde de öyle değil mi? Bayrak asarsan, devletten yanasın; değilsen kimbilir ne? Sahi bu size başka birşeyi hatırlatıyor mu? Mesela öldürülecek, sürülecek Yahudiler gibi...
'Çılgın Türk' Turgut Özakman'a gelince. Kendisiyle birebir tanışıklığım ve görüşmüşlüğüm yok; ama 1960-1970'li yıllarda TRT ve TİP'te bulunmuş kimi dostlarımın yakın dostudur. Dışarıdan da izlediğim kadarıyla iyi bir insandır. Birçok eseri radyoda seslendirildi ve Devlet Tiyatroları'nda sahneye kondu. Onca eserine rağmen, köşeyi dönebilmiş yazarlardan olamadı. Mazbut bir hayatı oldu. "Şu Çılgın Türkler’i de, "Bu devirde iyi gider, şöyle bir kitap yazayım da köşeyi döneyim" diye düşündüğünü hiç sanmıyorum. İkinci elden tanıdığım kadarıyla öyle biri değil. Çılgın Türkler, başta askeri birlikler olmak üzere, emir-komuta ile alındı. Kendiliğinden iyi tanıtımı oldu. Gazetelerin önemli bölümü sayfalar dolusu, tanıtım ve alıntı yaptı. Yayınevi bu yüzden vergi şampiyonları listesine girdi.
Turgut Özakman'ın bu kitaptan kazandığı para, şimdiye kadar yayınlanan ve sahnelenen eserlerinden daha fazla olmuştur. Ancak bu yaşta gelen paraya karşı tavrı nasıldır bilemiyorum. Ama ardından Diriliş'i rica üzerine yazdıysa eksiktir; "Bu dönemde bu kitaplar iyi gidiyor; bir de Çanakkale'yi yazayım" dediyse, aslında oldukça iyi bir insan olarak tanıdığım kendisine "Yolun açık olsun Turgut abi!" diyorum..l (Yaba Edebiyat 53. Sayı, Ağustos, 08)

+++

REMZİ İNANÇ
Milliyetçilik ve edebiyat üzerine notlar

Prof.Dr. Çetin Yetkin’in yönetiminde Antalya’da çıkan Müdafaa-i Hukuk dergisinin kapağında, hemen başlığın altında, her sayısında aynı özsöz yer alıyor: Türk ulusu utanmak için yaratılmış bir ulus değildir. İmza: K. Atatürk. Cumhuriyetimizin kurucusu; büyük devrimcinin böyle bir sözü var mı? Ne zaman, nerede söylemiş… İtiraf edeyim, ben sadece bu derginin kapağında rastladım. Acaba diyorum, “Ne mutlu Türküm diyene”, “Bir Türk dünyaya bedeldir” sözlerinin, öncesi ya da sonrasında söylenmiş olabilir mi? Buna pek kanmadım. Sizce de bu sözde, o sıralar yaşanan bir olaya karşı gösterilen tepkinin kokusu hissedilmiyor mu? Yeryüzünde uluslaşma süreci nereden bakılsa birkaç yüzyıllıktır…Bence yeryüzünde ayakları üstünde durmaya başlamış hiçbir insan, halk ve ulus ‘utanmak için’ yaratılmamıştır.

Büyük aydınlanmacı şairimiz Tevfik Fikret’i (1867-1915) anımsamanın tam da yeridir:
[“Vatanım ruy-i zemin, milletim nev’i beşer”
(Vatanım bütün yeryüzü, milletim insanlıktır)]
İsmet Özel’in ‘geç müslümanlığı’ üzerine yazdığım gözlemimi burada yinelemek istemiyorum.* Bir tarihte Suudi Kralı Fahd’ı bile gerçek bir Müslüman saymadığını söyleyen şairimiz; şimdilerde garibim Anadolu Müslümanlığını da duvara asıp, safkan Türk rolünü benimsemiş görünüyor. Ne demeli? Hayatın ve yaşamının onu tez zamanda bu yeni uğraşından da boşlayacağını beklemekten başka çaremiz yoktur. Ancak bu arada hızını alamayıp “Allah Türkleri üstün yarattı” gibi bir söz sarfetmişse, bunu yükseklerden biri sadece İsmet’in kulağına fısıldamış olabilir ya da şairimiz uyduruyor. “Şair sözü elbette yalandır” anlamında... Her halükârda İsmet biraderimiz taşıdığı bu önemli sırrı sadece kendinde tutmamalıdır; tez elden bütün dillere çevirip dünyaya duyurmalıdır.

Acaba büyük ustamız Aziz Nesin “Türklerin % 60’ı…” derken daha mı gerçekçi idi…Söz aramızda, yaşayan Türklerin belki en ‘Türk’ü’ olan Aziz Nesin, özgüveni ve geliştirdiği empati duygusuyla, bütün halklara yakın hissediyordu kendisini. O kadar ki; yeri geldiğinde, içi acıyarak yukarıdaki saptamasını kendine saklamayıp açıkladı. Ortalık biraz karıştı ama, sonunda Aziz Usta’nın hiç dilemediği bir şey oldu. Bursa’da bir doktor, bu sözün bir Türk olarak millî duygularını incittiği gerekçesiyle, Aziz Nesin aleyhine dava açtı. Sonuçta Bursa Mahkemesi Aziz Nesin’i beraat ettirdi. Ama Aziz Nesin bu karara pek sevinemedi. Nedeni de, tahmin edileceği gibi, yeri geldiğinde hep borçlu olduğunu belirtmekten kaçınmadığı halkı için söylediği sözü bir bakıma mahkemece de destekleniyordu. (Devamı dergide)

+++

ÇETİN KALMAN
Milliyetçi bir anlayışı vurgulama bakımından
ilk dönem Cumhuriyet Edebiyatı


Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke
Bir ülke ki insanları dimdik
Dünya duvarlarla bölünmemiş
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır
Emek kemale uzatır kollarını
Aklın ırmağı, alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş
Ne olurdu Tanrım?
Benim yurdum da böyle bir ülke olsa!
(Cemil Meriç, Bu Ülke, Tagor’dan)1



*

I. Milliyetçilik hep bizimle miydi?

Bazı şeyler hayatımızda hep var gibidir. Örneğin, elektrik, otomobil, televizyon vb... Oysa, bunların insanlık tarihindeki yeri oldukça yenidir. Tıpkı bazı fikirler ve ideolojiler gibi. Milliyetçilik de, bunlardan. Bugün, en Osmanlı hayranı, kendini en koyu milliyetçi sanan birisine Fatih Sultan Mehmet’in milliyetçi olmadığını, kendisini Türk bile saymadığını söyleseniz şaşırır, tepki gösterip kabul etmez. Milliyetçilik veya ulusçuluk; kendilerini birleştiren dil, tarih ya da kültür bağlarından dolayı millet veya ulus olarak tanımlayan bir topluluğun siyasi birliğini ve egemenliğini savunan siyasi görüş, olarak tanımlanıyor sözlükte. Elbette, başka tanımları da var. Ülkesini sevmekten tutun da, onun için ve dolayısıyla insanlık için bir şeyler üretmekten, şovenliğe ve ırkçılığa değin değişen bir yelpazesi var. Özünde, belki de insanoğlunda içgüdüsel olarak bulunan “aidiyet” duygusu var. Milliyetçilikte aidiyet duygusu, aile, kabile ve hemşehrilik bağlılığına göre daha geniş bir alanı kapsarken, “ümmet” kavramına göreyse alanı daralıyor. Milliyetçilik, Fransız ihtilali sonrası, burjuva ideolojisinin ihraç ürünlerinden. Yalnız milliyetçiliğin içeriğindeki öğelere dikkat etmek gerekir. Dil, tarih ve kültür bağları. Zaman içinde bunlardan birini ya da birkaçını öne çıkarmak da olası. Milliyetçiliği, katı antropolojik ölçütlere bağlayarak ırkçılığa ve faşizme doğru yol almakta2, 3.
II. Milliyetçilik, önce Pantürkizm olarak geldi
Milliyetçilikle tanışmamız, çokuluslu bir devlet olan Osmanlı’yı bir arada tutma zorunluluğundan olsa gerek, bir hayli geç ve gönülsüz olmuş. Balkanlar elden gittikten sonra bile İslam ve Osmanlı kimliği ile devleti bir arada tutma çabalarımız devam etmiş. Ta ki, kavm-i necip de (Araplar), bize karşı düşmanla işbirliğine girişinceye dek. Milliyetçiliğimizin kökenleri Türkiye dışında. Bu fikirler ve Türklük bilinci bize, başka bir ülkenin (Rusya) egemenliğinde kalmış, Türk-Tatar fikir adamlarından gelmiş. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu bu fikirleri ülkemize getiren, Türk Ocakları’nın kurulmasına öncülük eden düşünce adamları. Ülkü, “dilde, fikirde, işte birlik” olarak belirlenmiş. Bu bağlamda milliyetçiliğimizde ve milli edebiyatı kurma sürecimizde “dil” bağı daha öne çıkmış gözüküyor. Ancak, tarihsel süreç içinde, tarihin çizgisini aniden değiştiren olaylar sonucunda Osmanlı Türkleri ile Rusya Türkleri’nin bu ülküsü bir hayal olarak kalmış. Çünkü Sovyet devrimi, Turancılık’ın Pamir Dağları’nda Enver Paşa ile toprağa düşen umutları, imparatorluktan elde sadece Anadolu’nun kalması gibi gerçekler Milli Mücadele sonrası kurulacak cumhuriyetin belirleyicilerinden olmuş. Böylece yeni kurulan devlette serüven ve ütopyaya pek itibar edilmemesi gereği doğmuştur4. (Devamı dergide)

+++

HALİM ŞAFAK
‘Heteropya; uluslar paydos!’

Cumhuriyetin öncesinde ve sonrasında yazılan şiirin şovenist özellikleri hep olmuştur. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında yazılan şiirin başat özelliği devasa şovenizmidir. “Türk Şiiri” adlandırması da büyük ölçüde aynı şovenizmle açıklanabilir. “Genç Cumhuriyet”in kendisi bunun asıl kaynağıdır. Azınlıklara ve çoğunluklara yönelik, ama her dönemde yüzeyde kalan yurttaşlık kavramının genç Cumhuriyet karşısında hiçbir değeri yoktur. Şiir yazanlar da ne yazık ki bunu böyle anlamışlar Türklüklerini deklare etmekte hiçbir sorun görmemişlerdir. Milliyetçiliğin yerine koymaya çalıştıkları yurtseverlik ise şovenizmin sol versiyonu olmaktan kurtulamamıştır.
Maurizio Viroli’nin demesiyle ”Yurtseverler açısından birincil değer cumhuriyet ve cumhuriyetin sağladığı özgür yaşam tarzıdır; milliyetçiler için, birincil değerler halkın manevi ve kültürel birliğidir.” (Vatan Aşkı, 1997, İstanbul) Bir bakıma cumhuriyeti yurtseverlerle milliyetçilerin bu anladıkları oluşturur.”Genç Cumhuriyet” tam da bu iki anlayışın ama daha çok şovenizmden yana çıkarak kendini oluşturmuştur. Edebiyat daha özelde şiir bu oluşturulanın hiçbir zamanın dışında kalmamış her ikisinden birini tercih etmek gibi dayatmayı reddeden anlayış azınlığın tavrı olmuştur.
“Ordular, gücü topluluğun, / Ordular toprağımızın çiçeği./Kavaklardan çamlara dek/İşte, en yüce çağların parıltısında,/Ordular yapar geleceği” (Fazıl Hüsnü Dağlarca) “Radyoda bir marş çalar, farkı yok bayraktan/Yaşa, varol Harbiye!” (Cahit Külebi) “uyan bre kemal paşa tayfası/zindanlarda yatanlar aşkına/öğrencisi basını ordusu donanması/ (…) koman bre müdafa-i hukuk aşkına/hürriyet kardeşlik adalet aşkına/uyan bre deli çaylak/bre telli şahanım/zalimların karşısında durun ha/saçlarından saçlarından tutun ha/ha deyince birbirine urun ha” “uyanır yeğde yeğde kışlalarımız/1960 mayıslarında/ordumuz askerimiz paşalarımız” (Attila İlhan) Örnekler demeye çalıştığımı göstermek için yeterlidir. (Devamı dergide)

+++

RAGIP ZARAKOLU
Şahan Natali
ve uluslaşmanın dayanılmaz yükü

Şahan Natali’nin “The Turks and Us” adlı kitabını ilgiyle okuduğum bu sıralarda, TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu da “Hürriyet” gazetesinde EDF’nin (Ermeni Devrimci Federasyonu) arşivlerini açmak istemediğine ilişkin açıklama yapınca, iki parti arasındaki, yani İttihatçılar ile Taşnag Partisi arasındaki siyasal işbirliğini ve bunu izleyen çatışmayı anımsadım. Ve bu çatışma son aşamasına, yani imhaya dek uzandı. Türk ulusallaşması, Ermeni ulusallaşmasına oranla geç başladı, ama Osmanlı bürokrasisinin ve militarizminin desteği ile kendi programını gerçekleştirmekte başarılı oldu. Ama ne pahasına? Etnik arındırmalar, soykırım, tehcir, asimilasyon politikaları sonucunda bir coğrafyaya tapu çıkarıldı ve bu coğrafyanın binlerce yıldır parçası olan unsurlar, artık bu coğrafyada yaşamıyor. Filistin örneğinde olduğu gibi, aynı coğrafya için verilen kavgaların sonuçları çok ağır oluyor ve tahribatları da giderilemiyor.
Yeni İttihatçılığın yeniden canlanmasıyla birlikte, eski tartışmalar da ister istemez gündeme geliyor.
Halaçoğlu, EDF arşivinin açılmasını istiyor ama, ne yazık ki, başkalarının İttihat Terakki Arşivinin açılmasını isteme olanağı yok! Çünkü zaten böyle bir arşiv yok! Varolan kimi önemli belgeler, İttihat liderleri bir Alman zırhlısı tarafından kaçırılmadan önce imha edildi. “Belgesiz” çalışmaya dikkat edildiği halde, yine de kalmış olan sakıncalı olacağı düşünülen kimi belgeler, İttihat liderlerinin “savaş suçlusu” olarak yargılanması ihtimalini bertaraf etmek için imha edildi.
Şahan Natali’nin kitabı Türk milliyetçiliğinin ve Turancılığın ilk yükseliş dönemini değerlendiren önemli bir belge. Şahan Natali’nin kitabı 1992 yılında Karabağ’da yapılan bir basımdan tercüme edildi. Kitabının İngilizce basımının Karabağ Cumhuriyeti’nde yapılmış olması ilginç. Yahudi Holokostunun önemli sonuçlarından biri de, “Bir Daha Asla” bilincinin oluşumudur. Bir anlamda, Karabağlılar’ı da bu kadar direngen yapan, bir bakıma bu “bir daha asla” kararlılığıydı. Yine aynı çoğrafya için iki ulus kavga veriyordu. Bu kez Ermeniler sürülmemeyi, hayatta kalmayı başardı.
Ermeniler gibi, farklı devletler arasında bölünmüş başka halklar da var, Kürtler gibi, Beluciler, Azeriler gibi… Polonyalılar bir zamanlar üç devlet arasında bölüşülmüştü. Ve Polonya’nın bir daha doğacağına ve üç parçayı birleştireceğine hiç kimse inanmıyordu. Bir zamanlar Sırbistan ve Yunanistan’da Bulgar diye tanımlanan bir etnik grup vardı. Üç yeni ulus devlet Makedonya’nın paylaşımı için çatıştı. Ve burada yaşayan Slav toplumu II. Dünya Savaşı’ndan sonra “Makedon” diye tanımlandı. Ama Yunanistan’a göre Yunanistan’da böyle bir azınlık yok. Bunların çoğu zaten Yunan İç Savaşından sonra ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
Bugün Kürtler de bir uluslaşma süreci yaşıyor. Ama bunun da kolay olmadığı ortada. Irak Kürdistanı’nı farklı yapansa İngiliz yönetiminden bu yana, sorunlu da olsa, bir çeşit otonomiye her zaman sahip olmalarıydı. Arap milliyetçiliği sonunda, Anfal soykırımına yönelecekti, Kürt olgusunu tasfiye için. Kürt sorununun çözümsüzlüğü, yeni etnik arındırma, sürgün, hatta jenosit politikaları için potansiyel bir tehdit oluşturmakta ne yazık ki. Çözümsüzlük, toplumu çürüttüğü gibi, aşırı milliyetçiliğin değirmenine su taşıyor. (Devamı dergide)

+++

MEHMET ERGÜN
Jön Türk ‘Mizah Basını’ ve karikatürü

Jön Türk hareketi, başlangıçta, basın yoluyla yürütülen bir "muhalefet"ti.
II. Abdülhamit "karabaskı yönetimi"nin ilk ilmeklerini atarken, durumun kendileri için tehlikeli olacağından çekinen aydınlar, Avrupa'nın yolunu tutmaya başlamışlardı bile. İlmekler sıkıştırılmaya başlandıktan sonra, varolan koşullarda hiçbir şey yapılamayacağını düşünenler de bu kervana katıldı. Onları, örgütlenme girişimleri açığa çıkanlardan ele geçmemeyi başaranlar izledi. Böylece oluşan ve yeni kaçakların katılmasıyla her geçen gün biraz daha genişleyen "muhalif koloni", basın yoluyla ülke içerisinde bir "birikim" oluşturmayı tek çıkar yol olarak görmüştür.
Aslında yapabilecekleri başka bir şey de yoktu. Kavganın verileceği ve kazanılacağı asıl "alan"la, "içeri" ile ilişki kurmakta başvurabilecekleri başka bir araç yoktu ellerinde. "Muhalif bilinci" oluşturmak ve yandaş sayısını çoğaltmakta kullanabilecekleri tek olanak, basındı. "Zorunlu sürgün" Jön Türkler, bu noktada, öncelleri "gönüllü sürgün" Yeni Osmanlılar'la bütünleşiyorlardı.
Gerçekten de öncellerinin "politik faaliyetlerinin hemen hepsi ülkedışı (ez-harici memleket) haklara sahip yabancı postahaneler aracılığıyla İmparatorluk sınırları içine soktukları gazeteleri yayınlamaktan ibaretti."1 Onlarınki de uzun bir dönem öyle oldu. İki hareket de, son çözümlemede, dışarıdan içeriyi kuşatmayı amaçlıyordu. Gerçi arada çok önemli bir ayrım vardı: Jön Türk hareketi boyunca içerde, başarısız darbe girişimlerine kalkışacak denli "gözü kara" örgütlenmeler vardı. Ancak "dış"la "iç" arasında örgensel bir bağ yoktu. "İç"le "dış"ın birleştiği 27 Eylül 1907 tarihinden sonra bile bu gerçek değişmedi. Söz konusu olan gerçek anlamda bir birleşme değil, "iç"in "dış"ı kullanmasıydı çünkü. Nitekim "Birleşme Protokolu"nun beşinci maddesinde "Yabancı hükûmetler ve basınla yapılacak temaslar dış merkezin yükümlülük çerçevesine girer, ülke içindeki görev ve eylemlerse tamamiyle iç merkeze aitti."2 tümcesi de bunu gösteriyor.
Basının Jön Türk mücadelesinde önemli bir yer tutmasına yol açan tek etken, yukarıda altı çizilen zorunluluk değildi. Aynı zamanda benimsenen barışçı mücadele anlayışının da payı vardı bunda. Eylemi dıştalayan ve etkilemeye ağırlık veren bir mücadele anlayışı basını önemsemek, dahası onu varoluş biçimine dönüştürmek zorundaydı. Bu nedenle de "Jöntürk militanları, (...) tüm dikkatlerini basın yoluyla anti-hükümetçi propaganda üzerinde yoğunlaştırmışlardı."3 Bunun tüm Jön Türkler'ce onaylandığı ve yeterli bulunduğu söylenemez. Öyle ki 4-9 Şubat 1902'de gerçekleşen ilk Jön Türk kongresinde ağırlıklı olarak üzerinde durulan iki konudan biri, "...'salt propaganda ve yayınla' devrim yapılamayacağı, 'bundan dolayı askerî güçlerin de devrim hareketine katılmalarını sağlamak' gerektiği önerisi..." olmuştur.4 Yine de 1904'e değin "Politik savaşın ana yöntemi, oldukça geniş denebilecek bir yayınsal propagandaydı."5 Ancak basın bu tarihten sonra da önemini korudu. Değişen tek şey, mücadelenin onunla sınırlı olmaktan kurtarılmasıydı. Yoksa yurt dışındaki Jön Türkler'in tek mücadele aracı, yine basındı. Başta da belirttiğim gibi "dış"ın "iç"i yönlendirmesi değil, "iç"in "dış"ı kullanması söz konusuydu. Bazı araştırmacıların "iç" / "dış" ayrımı üzerinde durmalarının ve durulması gerektiğini vurgulamalarının nedeni de budur.6 (Devamı dergide)

+++

GÜN ZİLELİ
Suç ve ceza

12 Eylül döneminde, arandığım sıralarda, TRT’de (o zamanlar özel televizyon kanalları yoktu zaten) Thomas More’un yaşamını anlatan bir film seyretmiştim. O dönemler, av hayvanları gibi kaçmak zorunda kaldığımdan, sonunda suçlanarak idam edilen Thomas More’un yaşamını anlatan bu film beni fazlasıyla etkilemişti. Hükümet başkanıyken, tamamen haksız bir suçlamayla ve yardımcısı avukatın ihbarlarıyla idama mahkûm edilen Thomas More’un, filmin sonunda baltanın altına yatarken, sakalını baltaya gelmeyecek şekilde toplayıp, “onun da benimle birlikte suçsuz yere kesilmesini istemem” demesi çok dramatikti. Ama filmin esas mesajı daha da önemliydi. Thomas More’un karısı, More’un yardımcısı avukatın kendisini ihbar ettiğini söyler kocasına. “O seni tutuklatmadan, sen onu tutuklat” der. Thomas More şöyle yanıt verir: “O zaman ondan ne farkım kalır? Sırf kendimi kurtarmak için suçu ispatlanmamış ve ispatlanmayacak bir insanı tutuklatarak gerçekten suç işlemiş olurum.” Günümüzde kaldı mı böyle bir erdem? Sanırım, Diyojen gibi fenerle yollara düşmek gerekiyor.
Geçen gün, Sabah gazetesinde, Ertuğrul Kürkçü’nün, “Hatırla Sevgilim” dizisiyle ilgili bir röportajını okudum. “Ergenekon” ve Doğu Perinçek’le ilgili bir soruya aşağı yukarı şöyle yanıt veriyordu: “Bir insan, suçluluğu kanıtlanmadıkça suçsuzdur.” Günümüzdeki haçlı seferi havasına hiç de uygun düşmeyen ve karanlıklara kovalanan akılla vicdanın sesiydi bu. Engizisyon mantığına göre, suçlayanın suçu değil, suçlananın suçsuzluğunu ispatlaması istenir. (Devamı dergide)

+++

AYDIN DOĞAN
Günlerin izi

Edebiyat ürünlerinde ırkçılığı değil insanı öne alan edebiyatlar daha etkileyici olmuştur; daha inandırıcı daha kalıcı olmuşlardır. O eserleri yazanlar da bir insan ve elbette onların da bir milliyetleri var, ama milliyetçiliği sanat eserinde öne çıkarmamışlardır. Bunlardan örnekler vermeye kalsak bu sayfalar yetmez. Halk sevgisi ayrı, milliyetçilik ayrı şeydir.
Sanat adamı elbet bir kültürün yandaşıdır, elbet bir dilin ustasıdır, elbet mensubu olduğu halkı sever, ama o dilinin, kültürünün dışındaki dilleri halkları aşağılamaz, küçümsemez; çünkü büyük sanatçıların bünyelerinde küçük hesapların olmadığı bilinen bir gerçektir. Dünya ölçüsünde bu düşüncemizi kanıtlamaya kalkarsak nelerle karşılaşacağımızı şimdiden kestirmemiz olanaksızdır. Ama bilinen o ki büyük yazarlar her halktan erdemli dev karakterler anlatmışlardır, dahil oldukları kültürün dışındakileri de yüceltmişlerdir. Dünyalı olmanın, insanlığı bütün görmenin bir sorumluluğudur bu. İnsan her renkte her kültürde her dilde de güzeldir.
Yaba’nın ‘Milliyetçilik ve Edebiyat’ özel bölümünü tasarladığımızda bunları geniş oylumlu düşünmemiz gerektiğine inandım. Ne yapılabilir? Önce kendimize bakmalıyız. Kültür– edebiyat dünyamızdaki ‘milliyetçilik’ denen ırkçılığın temel ögesi olan olgunun, özellikle edebiyatımızdaki konumunu ne ölçüde sorgulayabiliriz diye düşünmeliydik. Üstelik önemli olan bu işi bir ölçüde gündemimize taşımalıydık. Bu alanda sorumluluk taşıyorsak yapılması gereken bir iş veya ödev olarak görmeliydik. Milliyetçilik tezini savunanlar, teorisini pratiğe dönüştürenler her ne kadar tarihin karanlık çukurlarına yuvarlandıysalar da hâlâ bu geçmişten insanlık adına bir ders çıkaramamış olanların çılgın tutumları, yapıp ettikleriyle günümüzde tehlike çanlarını çalıyorlar. Ne idüğü belirsiz yazarlar alanı kapladı, istihbarat bilgilerinden oluşan tuğla kalınlığında kitaplar ortalığı sardı ve televizyonlarda, oturumlarda, özel proğramlarda, kirli dizilerde yerlerini aldılar ne yazık. Bu örneklediklerimizin ne edeple ne de edebiyatla ilişkileri yok denebilir. Yangına körükle gittikleri için, üstelik bunu kalemle yaptıkları için konunun içindedirler. Hem de toplumu kanlı boğuşmaların içine itecek kadar şuursuz bir kışkırtmanın görevini üstlenmişlerdir.
Gerçek edebiyatçının işi bu değil. İlkel oluşumların hizmetine giremez. İnsanlara ırkçılığın ötesinde kardeşçe yaşanabilir bir dünya modeli sunmanın yolunu seçmiştir. Kısacası büyük yazar milliyetçi kültürün değil demokratik kültürün yolunu seçendir. (Devamı dergide)

+++

Çeviri şiir:


ISAAC ROSENBERG

İngiltereli ozan (25.11.1890 - 1.4.191). 1. Dünya Savaşı siper savaşımı deneyimini tanımlamaya çalışan, çok beğenilen bir küme ozan arasındaydı. Önce, Rus-Yahudi kaynaklı İbrani söylenceleri yorumlayan şiirler yazdı, ancak daha çok "Siperlerde Günün Molası" gibi ağıtsal savaş şiirleriyle tanındı. Savaşta öldü.





Bit Avı


Çıplaklar-sert ve parıltılı
Haykırarak ateşli bir neşeyle. Gülerken dişleri görünen yüzler,
Parıltılı kollar ayaklar
Bir ateşi döndürüyorlar döşemede.
Çünkü bitlerle kaynaşan gömleğini
Şu asker, çekti çıkardı boğazından, lanetlerle,
Lanetler ki Tanrı'yı ürkütür, bitleri asla.
Gömleği alev aldı birden,
Yaktığı mumda, biz yatarken.

Hepimiz fırladık soyunduk
Avlamak için, kan emiciler sürüsünü.
Şeytanların pandomim gösterisi gibi
Ortalık kaynaşıyordu.
Bakın şu şaşkın siluetlere,
Bakın homurdanan gölgelere,
Karışmışlar savaşan kollara silahlara, duvarda.
Bakın, şu devleşmiş çengel parmaklar
Nasıl saplanmışlar yüce ete,
Kirletmek için yüce küçüklüğü.
Bakın ateşli İskoç dansına kapılan şu şen kollara bacaklara,
Çünkü sihirbaz bir haşere
Büyüledi sessizce bu eğlendiği,
Kulaklarımıza bir uyuşukluk sızıyordu
Uyku'nun trompetinin saldığı
O kara müzikle.

Aslından çev: Yaşar GÜNENÇ (Yaba Edebiyat Ağustos 2008)






03 Ağustos 2008 Pazar

Bilim ve Gelecek’in Ağustos sayısı

Bilim ve Gelecek’in Ağustos sayısı bayilerde!




Safsataya ve dogmaya karşı bilimin yanıtı

YARATILIŞÇILIK İLE HESAPLAŞMA

‘Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği’ kitabını değerlendirdiler
Alâeddin Şenel, Prof. Steve Jones, Prof. Dr. Rennan Pekünlü,
Prof. Dr. Kayhan Kantarlı, Prof. Dr Aykut Kence, Prof. Dr. Yaman Örs,
Prof. Dr. Şevket Ruacan, Prof. Dr. Metin Özbek, Yard. Doç. Dr. Hasan Aydın,
Muazzez İlmiye Çığ, Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç Öztürk,
Prof. Dr. Aslıhan Tolun, Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Prof. Dr. Cumhur Ertekin,
Prof. Dr. Afşar Timuçin, Üniversite Konseyleri Derneği



Jeofizik profesörü Haluk Eyidoğan ile Arzın merkezine seyahat
Jules Verne’in ünlü yapıtından uyarlanmış “Dünyanın Merkezine Yolculuk” filmini bir yerbilimciyle birlikte izledik. Dünya’nın Merkezini İTÜ Yer Fiziği Profesörü Haluk Eyidoğan ile konuştuk. Yerin merkezine inilebilir mi? Yerkürenin ne kadarını tanıyoruz? Jeolojinin tartışma eksenini değiştiren kuram neydi? Yerbilimlerini konu edinmiş başka bilimkurgular var mı? Söyleşiyi Güner Or gerçekleştirdi.

Auguste Comte kimdir? Pozitivizm nedir?
Fransız Devrimi sonrası süreç, Avrupa’da bir alt-üst oluşlar, ayaklanmalar, devrimler sürecidir. Devrim sürecinde aktif rol oynayan işçiler, hakları için mücadeleye devam eder. Bu durum, bir anarşi ve düzensizlik olarak algılanır. Olaylara burjuvazinin bakış açısından yaklaşan Auguste Comte böylesi bir toplumsal ortamda düşüncelerini oluşturur. Pozitivizm, Aydınlanmanın eleştirel düşüncelerine ve felsefelerine karşı bir düşünce akımı olarak doğar. Yener Orkunoğlu’nun incelemesi

Ormanlar, makiler, keçiler ve insanlar…
Orman, maki, keçi ve insan… Bunların hepsi hem çevrelerindeki diğer etmenlerin hem de kendi aralarındaki ilişki ve etkileşimlerin ortak bir ürünüdür. İnsan keçiyi, makiyi, ormanı; keçi insanı, makiyi ormanı; maki insanı, keçiyi, ormanı; orman insanı, keçiyi, makiyi içerir. Neden birbirlerinin düşmanı gibi gösteriliyorlar? Bu yazı, bir başka açıdan bakmaya davettir. Prof. Dr. Tuncay Neyişçi yazdı.
Sadru’d Din Konevî ve Ekberiyye hareketi
1240’lı yılların ortalarında Anadolu’ya gelen Sadru’d Din Konevî, doğru bilgiye ulaşma kuramları geliştirmiş, dahası, doğru bilgiye ulaşmak için “akıl” ve “gözlem / müşahade”nin birlikte kullanılmasını savunmuştur. Bu anlamda Batı’da Rönesans sonrası ortaya çıkan ve Aydınlanma’ya yol açan fikir akımlarının öncülü sayılır. İlk Osmanlılarda devlet danışmanlığı “ulema”ya değil, Ekberiyye’cilerden oluşan “ilmiyye”ye verilmiştir. Ömer Tuncer’in makalesi
Bir eğitim serüvencisi: Makarenko
Makarenko’dan neden bu kadar etkilendm? Eğitimci olduğum için mi? Evet. Baba olduğum için mi? Yine evet. Peki, sosyalist olduğum için mi? Tabii, yine evet. Ama hiçbiri tek başına yeterli değil. En iyisi, Makarenko’nun öyküsünü aktarmak. Makarenko’nun basit ama son derece devrimci bir ilkesi vardır: “Öğrenmeyecek öğrenci, değişmeyecek insan yoktur”. Ahmet Doğan yazdı.


Bilim ve Gelecek’in Ağustos sayısında dikkat çeken diğer makaleler
Ender Helvacıoğlu / Sol’un Baharı
Gül Atmaca / Bangladeş yüzyılın sonunu görebilecek mi?
Aslı Kayabal / İtalya’da yabancı düşmanlığı tırmanıyor: Süper vali Romanlara karşı
Erdem Sönmez / Feodalite araştırmalarında dönüm noktası: Bloch’un Feodal Toplum’u


Bilim ve Gelecek’in yeni sayısında ayrıca, Bilim Gündemi, Ali Nesin’le Matematik Sohbetleri, Yayın Dünyası, Satranç, Briç, Forum, Bulmaca gibi bölümlerde canlı haberler, bilimsel bilgiler, bilim tarihi öyküleri, söyleşiler, kitap tanıtımları ve tartışmalar yer alıyor.

Bilim ve Gelecek Dergisi
Adres: Sakızağacı Cad. Nane Sok. 15/4 Beyoğlu-İstanbul
Tel: 0212-244 97 95
www.bilimvegelecek.com.tr






GÜNEY 45


[45_kapaklar.JPG]

22 Temmuz 2008 Salı

RAŞİT KARA’YI YİTİRDİK



ÇEVRECİ, YAZAR VE ŞAİR RAŞİT KARA’YI YİTİRDİK



Çevreci, sporcu, yazar ve şair arkadaşımız Raşit Kara’yı geçirdiği kalp krizi sonucu yitirdik. Cenazesi, 22 Temmuz 2008 Salı günü Kartal Cemevi’den yapılacak törenin ardından, Kınalıada’da toprağa verilecek.




RAŞİT KARA



1945’te Sivas’ın Zara ilçesi Aluçluseki Köyü’nde doğdu. İlkokul diplomasını, 1959 yılında yerleştiği Büyükada’da aldı. Şiir yazmaya 1967 yılında başladı. Birçok şiir ve makalesi çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı.


1991 yılında Almanya’da yayımlanan Vora Koy adlı şiir kitabından üç şiiri, aynı yıl yayımlanan Yunus Emre Sevgi Yılı Antolojisi’nde yer aldı (2. basım 1993). 1992’de Roc, 1993’te Güzel İnsan, 1995’te Bedestan ve 2004’te Zara adlı şiir kitapları; 2007’de makalelerinin toplandığı Filizkıranlar ve 2000 yılında İstanbul-Taksim’den başlayıp Başkent’e kadar yaptığı yürüyüşün anılarını topladığı Medeniyete Yürüyüş adlı kitabı çıktı. “Kınalı” isimli şiiriyle Türkiye Şairler Derneği’nin düzenlediği şiir yarışmasında ikinci oldu. Nisan 2008’de de Yakın Yüreğimi Sevmesin Bir Daha (şiir), Niko’nun Şapkası (öykü) adlı kitapları yayımlandı. (Son beş kitabı Kora Yayınları arasında çıktı).


Türkiye Yazarlar Sendikası, Adalar Dostlar Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyesi olan Raşit Kara, bir dönem Türk Şairler Derneği Yönetim Kurulu Mali Sekreterliği görevini üstlendi. Çevreciliği ağır basan, atletizmde ferdi lisanslı bir sporcu olan Kara, Türkiye Mastırlar Derneğinin Ankara’da düzenlediği Atletizm yarışmasında Türkiye ikincisi oldu. Yıllarca İstanbul’da el ilanları dağıtarak “Yere Tükürmeme” kampanyası yürüten Kara’nın İstanbul’da gitmediği semt kalmadı.


Bu amaçla İstanbul-Taksim’den başlayarak 13 günde Ankara’ya kadar yürüdü. Ankara’da Anıtkabir’i ziyaret ederek çiçek bıraktı, sonrasında Meclis, Cumhurbaşkanlığı, Kültür Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı kapılarını zorladı. Yetkililer kendisine yasayı çıkaracaklarına dair söz verdi ve gerçekten bir süre sonra yasa çıkarıldı.


Şiir, makale, öykü çalışmalarıyla ürün veren ve tek başına bir “çevre kuruluşu” olan Raşit Kara; evli ve dört çocuk babasıydı ve Kınalıada’da yaşamaktaydı.



Saygıyla anıyoruz.




BERFİN BASIN YAYIN


www.berfin.net

Enis Akın



Güzel Boşluk


Enis Akın




Kitap Adı : Güzel Boşluk


Yazar : Enis Akın


Editör : Bülent Usta


ISBN : 978-975-6198-50-6


Barkod : 9789756198506


Türü : Şiir


Sayfa Sayısı : 64 syf.


Baskı : 1. Baskı, Haziran 2008


Boyut : 13x19


Fiyat : 5 YTL


Dağıtım : Alfa Dağıtım (0212-511 53 03)



Yasakmeyve Kitapları


Komşu Yayınevi Tarafından Yayına Hazırlanmaktadır




gazı kapatıyorum ve başlıyorum


(dirseğimi dayayıp boşluğa)



konuşmaya, ey insanlık, diyorum


isyancılara katılmaktan geliyorum




Bir insanın utançları, endişeleri, konuşurken yaptığı hatalar, korkuları, sıkılmaları, vb. neden bir yaşam öyküsü olarak düşünülmesin: “Sahnelerin arkasında yaşanan” bir yaşam. “Puşt Ahali”den sonra “Kekeme Büyük Türk Şiiri” ve “Plastik Türk Şiiri” ile bildik, keşfedilmiş, hakkında ustalaşılmış bir alan olarak şiirin yüksekteki duruşundan sıkılan ve bunu bozmayı deneyen şairin son çalışması, Güzel Boşluk



Artık hepimiz anladık, sessizliğin en güzel susarak anlatıldığını. Birbirimize boş mektuplar gönderip duruyoruz. Boş sayfaya varmak için de karalamalarla dolu bir yolculuk gerekli. Yazmaktan yer kalmamış bir kâğıt üzerine ancak bir silgiyle bir iz bırakılabilir. Boşluk güzel olabilir mi? Olabilir, olabilir...



Enis Akın, 1964 yılında İstanbul’da doğdu. İngiliz Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mühendislik okudu. Şiir kitapları: “Hiç Ama Birini” (1989), “Öyleyse Ayrılalım” (1995), “Puşt Ahali” (2002), “Öpünce Geçmez” (2003), “Çok Sevmek” (2006). 90’lı yıllarda “Beyaz Manto” adlı fanzini yayımlayan şairin Sylvia Plath üzerine inceleme ve şiir çevirilerinden oluşan yapıtı “Tanrıyla Bir Daha Hiç Konuşmayacağım” adını taşıyor.


D.Ö


[Duyuru+4[1].Sayı]

G.K


[afis[1].JPG]

15 Temmuz 2008 Salı

Berfin Bahar 125. Sayı

Berfin Bahar
Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Temmuz 2008 – 125. Sayı, 6 YTL
ISSN 977-1300-53-9
BARKOD NO: 9771300539-125


Haksızlıklara Karşı Çığlık ve
Hep Sevgiyi Anlatan “Yıldırım Sesli Manasçı”
Cengiz Aytmatov

Bu Sayıda:

Sunu / 4

Öner Yağcı / Cengiz Aytmatov / 5

H. Hüseyin Yalvaç / Yerelden Evrensele Açılan Pencere: Cengiz Aytmatov / 13

Ahmet Türkay / Kitapları Ölümsüzlük Anıtı / 15

Mustafa Aslan / Gün Olur Asra Bedel’in Güncelliği / 16

Aydınlanma Yazıları...
Abdullah Gürgün / Köktendincileri Korkutan İki Yazar
Teslime Nesrin ve Aziz Nesin Buluşması / 20
Zeki Büyüktanır / Madımak Çığlığı / 23
Yılmaz Dikbaş / İncil’e El Basarak Yemin / 25
Sırrı Ataman / Efendi Abdullahın Öküzü ve Cariyesi / 26
Tansel Semir / Din’in Sosyolojik, Psikolojik ve Felsefi Gelişimi / 27
Abdullah Şanal / İçki ve Toplum / 30

Mahir Ünlü / Türk Halk Şiiri / 34

Özbek İncebayraktar / Atatürk Şiirlerine Toplu Bir Bakış / 40

Cazim Gürbüz / Bir Polis Hafiyesinin Jurnallarından Nâzım,
Münevver, Kemal Tahir / 45

H. Hüseyin Yalvaç / Ali Püsküllüoğlu ve Mehmet Akıncı’nın Ardından / 49

Yetkin Aröz / İbrahim Osmanoğlu / Bir Ozan, Bir Eğitim Emekçisi / 27

DENEME / ANLATI: Ruşen Hakkı 47 • Ahmet Arslan 59 • Abbas Karakuş 61 • Resul Üstün 66 • Hıdır Dulkadir 68 • Veysel Otunç 70 •
YÜZ ÇİÇEK: Erdal Ateş 75 •
ÖYKÜLER: Zeki Oğuz 18 • Ruşen Ergün 32 • Özlem Yıldız 44 • Halit Payza 53 • M. Fikret Ünlüer 64 • Sedat Kaygalak 72 •
ŞİİRLER: Ahmet Duran 6 • Leman Jülide K. 19 • Recep Memiş 22 • Ahmet Saracoğlu 25 • Muhsin Salman 29 • Hakan Yirik 31 • Arzu Karadağ 33 • Hüsam Kurt 35 • Tan Doğan 39 • Ümit Öztürk 48 • Ayla Yakıcı 48 • Faika Sarp 50 • Neriman Budak 52 • Necmettin Çakır 55 • Mehmet Ercan 57 • İbrahim Eroğlu 58 • Ahmet Yılmaz Tuncer 60 • Atila Er 63 • Zeliha Yıldız Karaman 65 • Şevket Karakış 67 • Nihat Kaçoğlu 69 • Melahat Babalık 71 • Bedri Adanır 73 • Abdurrahman Koç 73 • Roj Özlem Aksoy 77 •
KİTAP: Yabancılaşma 77 • Kapak Arkası 78 •
MÜZİK: Albümler Arasında 80 •
HABER ETKİNLİK: 82 •


Abone Koşulları:
Yurtiçi, Yıllık (12 Sayı): 60 YTL.
Yurtiçi, 6 Aylık (6 Sayı): 36 YTL.
Cezaevlerine; Yıllık (12 Sayı): 30 YTL.
Resmi Kurum-Kuruluşlara; 12 Sayı: 84 YTL
Resmi Kurumlara Birim Fiyatı: 7 YTL.
Yurtdışı: 12 Sayı, Avrupa: 50 Avro;
ABD ve Uzakdoğu: 85 Dolar
Yurtdışı Fiyatı: 4 Avro

(Yurtiçi ve yurtdışı abone bedelinin Türkiye İş Bankası İstanbul - Cağaloğlu Şb. Berfin Basın ve Tic. Ltd. Şti. 1095-558371 nolu TL. hesabına yatırılması rica olunur.)

Posta Çeki No: Befin Basın Yayın Tic. Ltd. Şti., 5096824

Adres: Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han,
No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112 - İSTANBUL
Tel: (0.212) 513 79 00 Fax: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net
e-posta Adresi:
berfinbahar@berfin.net


Telve – Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi

Telve – Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi

Sayı: 4

İçindekiler:

Dosya: Mavinin Masalı 'DENİZ'

Alper Sarı – Akdeniz’in Belleği: Sırlar ve Sınırlar
Nisa Ayfer Çakın – Dalgaları Martı Kokan Şarkı
Emel Akbal – Yahya Kemal ve Deniz
Yusuf Gündüz – Aytmatov’dan Denize Dair Bir Hikâye
Yusuf Aydoğdu – Joseph Conrad ve “Ölüm Seferi” Üzerine
Yavuz Ulutürk – Sembolizmin Kıyılarında Deniz

Hikâye:

Handan Gökçek – Bir Adam Bir Mavi Bir Çocuk
Ceyhun Emre Teoman - Asırlık Tozlar
Yunus Emre Çoşan – Deniz Kabuklarının Grevi

Deneme:

Mustafa Oğuz – Hüzünlü Zamanlar
Hatice Yılmaz – Mavi
Neslihan Huri Sancak – Bende Kalarak Gittin

İnceleme:

Orhan Oğuz – Cahit Zarifoğlu’nun ‘Gül Suyu’
Gülbin Özdemir – Cevat Yetim!
Semiha Erdek – Varlık

Söyleşi:

Yavuz Ulutürk – Onur Caymaz’la “Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri” Üzerine

Şiir:

Fatih B. İsmailoğlu – Gül İle Bülbül
Karin Karakaşlı – Çifte Kavrulmuş
Cevher Kara – Uçurumlar Alır Günahkâr Atlarımı
Yusuf Aydoğdu – Doğu Kar Ekspresi
Alper Sarı – Karanfil Kıyısı
Mücahit Yılmaz – Kelimelerin Küçük Çocuğu: Deniz
Serap Erk – Gazel
Taner Cindoruk – Sesler
Serkan Engin - Çünkü

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Telve

Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi
ISSN: 1307 4091

İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni:
Yusuf Gündüz

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü:
Yavuz Ulutürk

Editör:
Alper Sarı

Yayın Kurulu:
Neslihan Huri Sancak
Nisa Ayfer Çakın
Semiha Erdek
Yusuf Aydoğdu

Danışman:
Sabahattin Çağın

Yazışma Adresi:
Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi,
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği,
Buca/İzmir

E-posta:
telvedergisi@hotmail.com

Web:
www.telvedergisi.com

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

- Gelecek Sayı -

Dosya

Korkulu Rüya
“Karanlık”

Telve dergisi, beşinci sayısında karanlığa bir kibrit çakıyor.
Bilinmeyenler, korkular, belki de karanlıkla yeşeren umutlar...
Sizlerin de görülmemiş rüyaları varsa paylaşacak,
Ve varsa çakacak bir kibritiniz bu kör karanlığın tam ortasına,
sizleri de bu yolculukta görmek isteriz.

13 Temmuz 2008 Pazar

Düşünbil Duyuru




[ata+ve+din.jpg]


-----------------------------------------------------------------------------------


[üyelik.jpg]


-----------------------------------------------------------------------------------


11 Temmuz 2008 Cuma

ŞEHİR”İN TEMMUZ SAYISI


“ŞEHİR”İN TEMMUZ 2008 SAYISI ÇIKTI

Şehir Sayı: 36 Temmuz 2008
Şehir, Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi

Yerel Süreli Yayın
Sayı: 36
Temmuz 2008

Sayfa: 28

Sahibi, Genel Yayın Yönetmeni,
İbrahim Tığ

Yazışma adresi
Bölge Haber Gazetesi 67800 Devrek-ZONGULDAK

E.Posta: ibrahimtig@gmail.com
Ederi: 3 YTL.
Yıllık: 30 YTL.

Posta Çeki Hesap No:1487201

İçindekiler:

Zonguldak’ın tek Kültür ve Edebiyat Dergisi olan Şehir’in Temmuz 2008 sayısı çıktı. Bölge Haber Gazetesi’nin paralı kültür sanat eki olarak yayınlanan “Kültür ve Edebiyat Dergisi Şehir” Temmuz 2008 tarihli baskısıyla 36. sayısına ulaştı.
Derginin bu sayısında Soruşturma Dosyası yer alıyor. “Şiirimizin Kalp Atışları” konulu soruşturmada; Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Kemal Gündüzalp, A. Kadir Paksoy, İhsan Topçu, Mustafa Fırat, Abdullah Şevki, Tahsin Şimşek, Nefise Karataş, Fahrettin Koyuncu, Hakan Keysan, Hakan Kartal, Can Sinanoğlu, Hilmi Haşal, M. Sadık Kırımlı, Bülent Güldal, Oğuz Tümbaş’ın yanıtları yer alıyor.
28 Sayfalık dergide, İbrahim Tığ “ Anneler Ağlamaz”, Ferhad Gülsün “Zaman”, H.İhsan Sönmez “Düş Bozumu”, Mithat Yaban “Başımızın Tacısınız”,Metin Demirtaş “Babam”, Müslüm Danaoğlu “Kelebek Telaşı”, Perihan Baykal “2Temmuz”, Süheyla Taşçıer “Esmere Çaldı”, Ahmet Uysal “Pippa Bacca Ağıtı” ve Lütfiye G.Seçer’in bu şiirin İngilizce çevirisi, Sabahattin Yalkın “Neyim Olur”, İsmail Biçer “Kanama”, Gökhan Aydın “Mesela”, Utku Kaygusuz “Çürük Elma”, Yusuf Civan “Böcek”, Aygül Yılmaz-Munzuray “İzmir”, Necdet Tezcan “Gurbeti Paraya Çeviren Sevda”, Ercan Babür “Devinimsel Sonsuzluk”, A.Kemal Hızıroğlu “Hüzzam Oda”, Arzu Alır “Kırgın Kadınlar” isimli şiirleriyle yer alıyor.
Dergide ayrıca, Hasan Kıyafet’in Islak Su” isimli öyküsü, Metin Demirtaş’ın dergimize mektubu, Burhan Günel’in Keklik Pınarı Günlüğü-2” başlıklı günlükleri, Mehmet Özçataloğlu’nun “Acılar Döneminin Ozanı: Ahmed Arif” başlıklı denemesi yer alıyor.
Baki Yiğit’te dergiye, Romer Şair-Yazar Marın Sorescu’dan yaptığı 3 şiir çevirisiyle katkı koyuyor.
Dergi okurlarına bu sayısında Sedat Kısa’nın “Kırılmak Affetmeye Alışmaktır” isimli şiir kitabını da armağan olarak veriyor okurlarına.
Derginin Sahipliğini ve Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ yapıyor.
Şehir’in iletişim adresi:ibrahimtig@gmail.com

Dergide yer alan şiirlerden birkaç örnek:

BABAM

Elleri
Kurumuş ağaç kabuğuna benzerdi.
Anımsadıkça
Şurama bir şey düğümlenir.

Taşçıydı.
Taşlık bahçelerde gün boyu
Balyoz sallardı.

Bize sevgisini bıraktı.
Başka bir şeyi yoktu.

Babalar pek anılmaz şiirlerde.
Annelerdir daha çok sözü edilen
Beslenip barındıkları yere
Bir sığınma duygusudur
Şairleri biraz da buna yönelten.

Yok benim de
Babam için bir şiirim
Taşı
İğri durur bu yüzden

Metin Demirtaş



ANNELER AĞLAMAZ!

1.
baldıran acılarını biriktirdim
uçuk terkisinde çocukluğumun
yüreğimde toprak kokusuydu eskiyen

2.
babasızlığıma düşerdi her dem
suçlu tarihin taşıdığı hüzün
yorgun sabahlar doğururdu annem

3.
solgun bir fotoğrafta babam
annemin çeyiz kokularını süslerdi

4.
uzun süren yazlar taşırdı hep
rüyalarını çalan tuz kokusunu

5.
nedense hep geceden korkar çocuklar

6.
sil göz yaşlarını anneler ağlamaz!

İbrahim Tığ


zaman

ilk değil
kırık bir aynada yarı çıplak bırakılışımız

koparılmış arka bahçeden kırmızı gül
yağmura küs faili meçhul kaldırım
devrildi karartma...
uyandı uykusundan
mezar taşına yaslı zaman
kısık sandığımız ses bağır çağır
çoğaldık...
zindan yalnızlığından çaldık biraz
ne yaşıyor çelik yürekli cellat
ne de ölüyor karanfil kokulu infaz

umut...
baba elinde nasır
ve sevdası kınalı yar
bir oğul gider beyaz kefeniyle
ana kucağından bin güvercin uçar

Ferhad Gülsün


Kelebek Telaşı

-aşk ki Kasparov'un
hamlesiz kaldığı oyun-

yüzümden sarkan hüzne
ıslık çaldı günbatımı
aceleci bir serçe
saçlarını ördü asmamın
bırakıp ay dansını

işin aslı sevgilim
tırtıl sözcüklerim
kozalağında gözyaşı

aşka boğulurum
kaçar genzime özsuyu

kelebek telaşı içinde
“seni seviyorum” diyebilsem

Müslüm Danaoğlu


çürük elma

çürük elmalar yağdı bu sabah gözlerime
böyle uyandım,patlamış bir
televizyon camı yüzümde irkilik
makine sesleri ruhumun

uyandım uyanmadım
ısırdığınla bıraktım kendimi
elmanın acısını ve
yüzümün kızarıklığı bir
çocuğu hatırlattı
gözlerimin
gardırop korkusu bu mevsim
kapısı ne zaman açılsa
ben de açılıyorum

açım!

anne üstümü sen ört yeter ki!
ve sen yum gözlerimi.

utku kaygusuz

DOĞMASIZ VE ÖLMESİZ



04 Temmuz 2008 Cuma

ARİF TEKİN

ARİF TEKİN
Kur’an’ın Kökeni


Turan Dursun Araştırma-İnceleme Ödülü 1999

BERFİN YAYINLARI*

Yayınevi: Berfin Yayınları
Kitap Adı: Kur’an’ın Kökeni
Yazar Adı: Arif Tekin
Yayın Yönetmeni: İsmet Arslan
Sayfa Sayısı: 314
Baskı Yılı: Temmuz 2008
Baskı Sayısı: 2. Baskı
(1. Baskı: Kaynak Yay.)
ISBN 978 - 975 – 6680 – 87 – 2
Barkod No: 9789756680872
Fiyatı: 15 YTL
Boyut: 13.5 x 19.5 cm.
Kapak Mehmet Özalp
Türü: Araştırma-İnceleme

Arka Kapak Yazısı:

1999 Turan Dursun İnceleme ve Araştırma Ödülü’nü Muazzez İlmiye Çığ'la paylaşan Arif Tekin'in bu eseri ufkunuzda yeni bir pencere açıyor.
İnsanla birlikte varolan din olgusunu, en başından başlayarak değerlendiremezsek; dinin bugün vardığı noktayı kavrayamayız. Çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere doğru yürüyen evrimsel düşünce doğası gereği birbirinden beslenerek yürümüş, şekilenmiş ve sonrasına doğru evrimine devam etmiştir, edecektir de. Yaşamda hiçbir şeyin durağan olmayışına dinler de dahildir.
Arif Tekin, yüz elliye yakın dini kaynakçadan yararlanarak "Kur'an'ın Kökeni"ni araştırırken, bulduğu gerçekleri insanlara, insanlığın geleceğine aktarırken, bilim adamı sorumluluğuyla hareket ederek belgeleri konuşturmuştur. Önemli olan doğruya varmaktır.
Arif Tekin bu çalışmasıyla dogmalara karşı çıkarak insanlığın yarını aydınlatan Hallac-ı Mansur, Galile, Bruno ve Turan Dursun gibi aydınlarımızın yarattığı zincirin bir halkasını daha oluşturmuştur.
Kur'an'ın Kökeni, Mustafa Kemal Atatürk'ün, Bursa'da gerici kalkışmaya karşı söylediği, "Bu din meselesi değil, dil meselesidir" tümcesinin ne kadar önemli ve yerinde olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Arif Tekin, Kur'an'ın Kökeni ile dine, dinlere dogmalarla değil, nesnellik bakıyor ve okurlarını aydınlatıyor.



· BERFİN YAYINLARI, Berfin Basın Yayın’a aittir.

BERFİN BASIN YAYIN VE TİC. LTD. ŞTİ.
Adres: Cağaloğlu Yukuşu, Evren Han No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112- İstanbul
Tel: (0.212) 513 79 00 Faks: (0.212) 512 37 20
http://www.berfin.net/ / e-posta: berfin@berfin.net

SIRRI ATAMAN

SIRRI ATAMAN
Unutturulan Ayetler
Turan Dursun-Süleyman Ateş Tartışması


BERFİN YAYINLARI*

Yayınevi: Berfin Yayınları
Kitap Adı: Unutturulan Ayetler
Yazar Adı: Sırrı Ataman
Yayın Yönetmeni: İsmet Arslan
Sayfa Sayısı: 146
Baskı Yılı: Temmuz 2008
Baskı Sayısı: 1. Baskı
ISBN 978 - 975 – 6680 – 88 – 9
Barkod No: 9789756680889
Fiyatı: 12 YTL
Boyut: 13.5 x 19.5 cm.
Kâğıt: 1. Hm. 90 gr.
Kapak Mehmet Özalp
Türü: Araştırma-İnceleme

Arka Kapak Yazısı:

Turan Dursun'un Din Bu 1-2-3 adlarıyla yayımlanan eserlerine yanıt olarak yayımlanan Bahaettin Sağlam ve İsmail Acar' ortak kitaplarıyla Süleyman Ateş'in kitabı, herkesin kendi cephesinden bakışlarının belgesidir. Ne var ki, Turan Dursun öldürüldüğü için yanıt hakkını kullanamamıştır.
Sırrı Ataman, bu çalışmasıyla kısmen bu yanıt hakkını kullanmaktadır diyebiliriz. Adı geçen çalışmalarda aykırılıklar olarak ortaya konan, "İslam'da Hoşgörü Var mı?", "Rüşvetle Kâfir Müslüman Yapıldı mı?", "Allah İnsanla Aracısız Konuşur mu?", "Nuh Tufanı Gerçek mi?, "Tanrı Her Bir Şeyi Önceden Bilir mi?", "Tanrı Beddua Eder mi?" gibi soruların karşılıklı yanıtlarını verirken, ayetlerin tanıklığına da başvurur.
Gerçeğe giden yolda bu tür tartışmaların yapılması olumludur. Ama burada kinlenmeden, nefret etmeden doğruya sahip çıkmak gibi bir erdem söz konusudur. Bu erdem bizi gerçeklere yaklaştıracak asıl yöntemdir.
Unutturulan Ayetler, bir tartışmanın analizinden ziyade gerçeğe varma yolunda yapılan bir çalışmadır. Dogmanın değil, aklın zaferi için bu sorgulamalara da her zaman gereksinim vardır.



· BERFİN YAYINLARI, Berfin Basın Yayın’a aittir.

BERFİN BASIN YAYIN VE TİC. LTD. ŞTİ.
Adres: Cağaloğlu Yukuşu, Evren Han No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112- İstanbul
Tel: (0.212) 513 79 00 Faks: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net / e-posta: berfin@berfin.net

Maganda

A. METİN AKPINAR
Maganda

Roman


BERFİN YAYINLARI*

Yayınevi: Berfin Yayınları
Kitap Adı: Maganda
Yazar Adı: A. Metin Akpınar
Yayın Yönetmeni: İsmet Arslan
Sayfa Sayısı: 332
Baskı Yılı: Temmuz 2008
Baskı Sayısı: 1. Baskı
ISBN 978 - 975 – 6680 – 86 – 5
Barkod No: 9789756680865
Fiyatı: 16 YTL
Boyut: 13.5 x 19.5 cm.
Kapak Mehmet Özalp
Türü: Roman

Arka Kapak Yazısı:

Silah taşımak uzun bir yolculuğa şeytanla birlikte çıkmaya benzer. Şeytan size “Yanından ayırma beni, seni belalardan korurum” der.
Ne yazık ki insanoğlu şeytana uymaya eğilimlidir. Evde silah bulundurmanın eve mayın döşemekten farksız olduğunu bilmez. Günün birinde evden biri basar o mayına. Ya kendisi, ya eşi, ya da çocuğu…
Erkekler bir çeşit giysi olarak görürler silahı. Onsuz çıplak hissederler kendilerini ve de çaresiz. Bir güç aracıdır onlar için silah. Bilmezler ki hapishanelerde cinayetten yatan kadınların yarısı kocalarını öldürmekten yatarlar. Hem de kocalarının silahıyla öldürmüşlerdir kocalarını…
Önce korku imparatorluğu yaratılır, sonra da insanlara silahlanması salık verilir. Krediyle silah pazarlar vatandaşına devlet, kolayca silah sahibi olsun diye... Gençler özendirilir silaha dizilerde; sorunlarını kaba kuvvetle çözsünler diye… Sadece kendi sorunlarını çözmekle kalmazlar, kendi gibi düşünmeyenleri öldürüp ülke sorunlarını da çıkarırlar aradan!
Kadın kaybeder, koca kaybeder, çocuk kaybeder. Yani toplum kaybeder. Ama birileri hep kazanır.
Maganda, bu gerçeği gören bir avuç sıradan insanın “Hep Kazananlar”a karşı verdiği destansı mücadeleyi anlatır. Topsuz tüfeksiz, sadece yürekle verilen bir mücadeledir bu.
İnandıkları bir şey vardır bu insanların: “Hep Kazananlar” yenilmez değildir.

A. METİN AKPINAR
Keşan’da, 1953 yılında bir esnaf çocuğu olarak doğan A. Metin Akpınar, lise son sınıfa kadar eğitimini Keşan’da sürdürdü. 1971 yılında Haydarpaşa lisesi’nden mezun olduktan sonra, devlet bursuyla ABD’de Riverside’daki Kaliforniya Üniversitesi’nde Jeofizik Mühendisliği öğrenimi gördü. 1977 yılından itibaren 8 yıl Etibank Maden Aramalar Dairesi’nde çalıştı. Bu süre boyunca Türkiye’nin dört bir yanında Etibank adına yürütülen maden arama faaliyetlerinde görev aldı.
1986 yılında Etibank’tan ayrılarak özel bir bankanın bilgi işlem bölümünde yazılımcı olarak çalışmaya başladı. 19 yıl süren bilgi işlem süreveni 2005 yılında emekli olmasıyla sona erdi. 1983 yılında evlenen A. Metin Akpınar, iki kız çocuğu babasıdır.
Akpınar’ın daha önce “Almanya Tatlı Vatan / Yeşil Sermayenin Romanı” adlı kitabı yayımlandı. “Maganda” yazarın ikinci romanıdır.



· BERFİN YAYINLARI, Berfin Basın Yayın’a aittir.

BERFİN BASIN YAYIN VE TİC. LTD. ŞTİ.
Adres: Cağaloğlu Yukuşu, Evren Han No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112- İstanbul
Tel: (0.212) 513 79 00 Faks: (0.212) 512 37 20
http://www.berfin.net/ / e-posta: berfin@berfin.net

Yasakmeyve’nin 33. Sayısı: 2 Temmuz Sivas Yangını

Yasakmeyve şiir dergisi, 33. sayısında 15 yıl evvel 2 Temmuz günü Sivas Yangını’nda aralarında şairlerimizin de bulunduğu insanlarımızı anıyor. Hulki Aktunç’un “yangın kavmindeniz, ne giysek alev” dediği gibi, alevi teninde hissedenlerin yazılarından oluşuyor bu sayının dosyası. Sezai Sarıoğlu, Zeynep Altıok, Şükrü Erbaş, Eren Aysan, Hüseyin Alemdar, Ahmet Telli, Zeynep Uzunbay, Fikret Demirağ, Hüseyin Ferhad ve Mustafa Köz, yazılarıyla Sivas Yangını’nın derinliklerine bakıyor.

“Şair ve Okuru” sayfalarınını bu sayıdaki konuğu İzzet Yasar. Cuma Duymaz, “Eninde Sonunda İyi Şiir Kötü Şiiri Kovar” diyen Yasar ile şiirini konuştu. Ersun Çıplak ve Turgay Anar da İzzet Yasar’ın şiirle sinema arasında kurduğu bağı irdeliyor.

Bu ayın şairleri ise İsmail Uyaroğlu, Gültekin Emre, Habib Bektaş, Fergun Özelli, Erda Har, Orhan Göksel, Elâ Atakan.

Yasakmeyve’nin bu sayısında armağan verdiği şiir kitapları Papirüs Yayınları’ndan..


İÇİNDEKİLER:

Şair ve Okuru: İzzet Yasar / Cuma Duymaz

Asla, Asla, Asla: Ersun Çıplak

Balthazar, Elma Dersem Çıkma: Turgay Anar

Şiirler: İsmail Uyaroğlu, Gültekin Emre, Habib Bektaş, Fergun Özelli, Erda Har, Orhan Göksel, Elâ Atakan

Dosya / 15. Yıldönümünde 2 Temmuz Sivas Yangını: Sezai Sarıoğlu, Zeynep Altıok, Şükrü Erbaş, Eren Aysan, Hüseyin Alemdar, Ahmet Telli, Zeynep Uzunbay, Fikret Demirağ, Hüseyin Ferhad ve Mustafa Köz

Ruhi Bey: Vecdi Çıracıoğlu

Şiirin Uzun Tarihi: Edip Cansever - Adil İzci

Saba’nın Şiirinde Sevgili Anne-Anne Sevgili-1: Selim Temo

Edebiyatımızda Resimler Sözlüğü: Oya Uysal, Ahmet Ada, Sina Akyol

“Tarih Çağ”ında “Eski Zaman Esvapları”: Savaş Kılıç

Şair Söyler mi, Yazar mı?: Celâl Soycan

Şiir Kitapları Sözlüğü-26: Tahir Abacı

Metropol Lirikleri: Türkân Yeşilyurt

Araf’ın Şairi Terk Etmesi: Hüseyin Köse

Eleştirel Okuma: Salih Bolat

Şairin Genci: Songül Çelik

Vaat Edilmiş Sayfalar (Sina Akyol’un değerlendirmesiyle): Şahin Taş, Onur Yüce, Akın Arslan, Gökhan Özbütün

Şiirin Uzun Tarihi: Uluslararası İstanbul Şiir Festivali

Şiirin Uzun Tarihi: Zargana

Şiyir Sevişgenleri: Metin Üstündağ


Künye Bilgileri:

Yasakmeyve 33 / Temmuz-Ağustos
İki Aylık Şiir Dergisi
ISSN: 1303-8397, Barkode: 9771303839703 00033
Sayfa Sayısı: 128, Fiyatı: 7 YTL, Armağan Kitaplı

İmtiyaz Sahibi: Ali Enver Ercan
Yazı İşleri Müdürü: Bülent Usta
Yayın Koordinatörü: Alper Çeker
Kurumsal İletişim: Saime Akat
Yayın Sekreteri: Mahir Karayazı
Görsel Tasarım: Nazlı Ongan
Adres: Rasimpaşa Mah, Yeldeğirmeni Sk, Alibey Apt, No:21, Kat:1, Daire:4, Kadıköy/İstanbul, Tel/Fax: 0216 414 33 31, e-posta: editor@yasakmeyve.com

Dağıtım: Alfa / Tel: 0212 511 53 03
Abonelik: Aktif İleti / Tel: 0212 314 08 88
İnternetten Satış: www.ideefixe.com


Komşu Yayınevi

Rasim Paşa Mah, Yeldeğirmeni Sk. Alibey Apt. No: 21, Kat: 1, No: 4
Kadıköy / İstanbul, Tel/Faks: 0216 414 33 31
editor@yasakmeyve.com

03 Temmuz 2008 Perşembe

FORUMEDEBİYAT’IN 3. SAYISI ÇIKTI!

Üç aylık yayımlanan dergimizin Temmuz/Ağustos/Eylül 2008 sayısında neler var?Belda Dülger’den bu sayıda iki röportaj:
2008 Sait Faik Hikaye ödülünü ‘Gün ortasında arzu’
adlı eseriyle kazanan Behçet Çelik:
“İnternette, basılı dergilerdekinden daha teklifsiz bir dille karşılaşıyoruz.”

Ve İlyas Salman’ın sanatçı kızı Devrim Salman’la bir söyleşi…

“2 Temmuz Sivas”ın yıldönümünde
daha önce yayımlanmamış fotoğraflarla:
Bir bulut kaynadı Sivas ilinde… / İlhan Cem Erseven
Ateş düştüğü yeri yaktı... / Cevat Üstün
Çizgilerle Aziz Nesin… / Nuray Çiftçi
Dua etmekle şiir yazmak aynı şey… / Cihan Tekin

Yazılarıyla:
CEZMİ ERSÖZ / Gözlerinin birinde kamera varmış…
YÜCEL HAKKI / Ölüm bizi gözetliyor…
YELDA KARATAŞ / Şiirin eksiği yoktur, eksik şiir hiç yoktur…
CEMAL ŞENER / Koç katımı…
ALİ ERDOĞAN / Bağlanmış basiretleri çözme servisi…
ALİ VAHAP UZAL / Üretensek eğer, dayanışmalıyız…
SEVDAKAR ÇELİK / Boşluğa takılan ses: Abbas Sayar…
BELDA DÜLGER / Kronik nefretlerim…
BÜLENT KARAKÖSE / Güldürmeye ve düşündürmeye adanmış bir yaşam…
İBRAHİM ERSARAÇ / Hopastar alaturki pes!..
DENİZ ÖZEN / Ayna…
AZİZ YAVUZDOĞAN / Yazılmamış öykülerimden kısa alıntılar…
NAYSİ-ESKİAY / Evlat-Üstat…
YELDA KARATAŞ-UĞUR İNSAN / Hırvat şair: Janko Polic Kamov…

Öyküleriyle:
MUSTAFA BİLGİN / Feribottaki kadınlar…
AHMET TAŞÇIOĞLU / Çocuk sesi…
SEDEF KANDEMİR / Güvercinler uçmalı…
İRFAN MUTLUER / Seni seviyorum Tülsü…
BELDA DÜLGER / Yol ayrımı…
NİHAN ŞENTÜRK / Adamdan duvarlar…
İNCİ FÜGEN YILMAZ / Dört erkek bir böcek…

Şiirleriyle:
İHSAN TOPÇU / Ömrümün son demi: Gri karanlık…
YELDA KARATAŞ / Kötü zamanlar suresi…
K. İSKENDER / Temmuz külleri…
GÜLAY GARİP / Kül acısı…
CİHAN DEMİRCİ / 2 Temmuz 1993 ve Şiirzofren…
DEVRİM SALMAN / Sayıklamalarımdan…
ALİ VAHAP UZAL / Görmeyenin gördüğü rüya…
TURGUT TOYGAR / Balkon…
AYDIN TORAMAN / İki nilüfer aralığı bir tutam koku…
NERMİN ÇAKIR / Geceleri yarim…
GÜLGÜN CAKO / Yarım…
ZEYNEP ÇİĞDEM SALTIK / İç bükey seromoni…
VOLKAN HACIOĞLU / Sır…
OSMAN YAVUZ İNAL / Boynu büküktür gelinciğin…
HAKAN KARTAL / Ayyaş resital…
GÖKAY BİRKAN SUCAKLI / Çığlık… Tanrı nerede?
NECATİ EKER / Su
VOLKAN İPEK / Kırmızı otlarda kahverengi küfürler…
ÜMİT ERDİNLER / Ben kan…
MEHMET SÜREYYA TİMUR / Sol elim…
SERPİL TUNCER / Erik ağacı yalnız…
ERTUĞRUL SAYIN / …
SEVİL NİZAMOĞULLARI / Bulutların elleri kirlendi…
AZİZ KEMAL HIZIROĞLU / Geçelim…


Çizgileriyle:
AZİZ YAVUZDOĞAN / Yaşama dair…
ŞEVKET YALAZ / Kargasekmez…
NURAY ÇİFTÇİ / Binbir yaşam masalları…

..ve Vahit Akça, İbrahim Ersaraç, Mustafa Bilgin, Bülent Karaköse…

Fotoğraflarıyla:
AHMET ESMER / Esmer kareler…

..ve Cezmi Ersöz, forumedebiyat’ın şairlerine ait şiirleri yorumlamayı
bu sayıda da sürdürüyor…


“FORUMEDEBİYAT” edebiyat dünyamızın yeni oluşumu…

01 Temmuz 2008 Salı

patikadergi E y l ü l 2 0 0 8 *

* 1 8 . Y ı l * T e m m u z , A ğ u s t o s , E y l ü l 2 0 0 8 *

Web: www. patikadergi.com E-posta: patikadergisi.com

Kapak Resmi: NAZIM ÖZÜAYDIN. İnceleme-Araştırma: L. N. TOLSTOY’un, XXI. Yüzyılın Kültürel Dokusundan Yansıyan Görüntüsü BİRSEN KARACA, Yazar ve Yarattığı Roman Kahramanları Arasındaki Benzerlikler: DOSTOYEVSKİ “Budala” YAŞAR YILTAN. Araştırma-Derleme: “Her Güzel Konuşmada Bir Melodi Gizlidir” SERDAR ONGURLAR, LEYLA GENCER’in Ardından ÖNDER KÜTAHYALI. Söyleşi: HÜSEYİN MACAR’la Söyleşi NERMİN KÜÇÜKCEYLAN. Sinema: “Bereli Sinemacının” Yaşam Serüveni: INGMAR BERGMAN - SERHAN EVYAPAN, Anayurt Oteli MÜNEVVER OĞAN. Deneme: Türk Medyası Çocuğu Nasıl İmgeliyor? KEMAL İNAL, Neoliberalizmin Alameti Farikası ya da “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz.” BARIŞ DEMİR, İki 17 Nisan ÜMİT SARIASLAN, JANE AUSTEN ve Anadilinde Yazmak HÜSEYİN İÇEN, Bir Mavi Adam: NACİ GİRGİNSOY - İLKAY NOYLAN. Çeviri Şiir: Bagaj SAMUEL YAKOVLEVİÇ MARŞAK - BİRSEN KARACA. Öykü: Gıcırtı FULYA BAYRAKTAR. Çeviri Öykü: Kent Otobüsünde Bir Düet DOULAS MOORE - NAZIM ÖZÜAYDIN, PLATON’un Düşü VOLTAIRE - DOĞANAY ERYILMAZ. Şiir: Gençlik Parkı HÜSEYİN ATABAŞ, Kalino AHMET UYSAL, Küçük Otların Sesi AYDIN ŞİMŞEK, Dying İn The Sun ÖZLEM SEZER, Şaraph’el BETÜL YAZICI, Çin Denizindeki Batık RAMAZAN GÜNGÖR, Megalomani İLHAN KEMAL, Dolanan Yollar İçin Gazel VOLKAN ODABAŞ, Arkamızdan Konuşur ERSAN ERÇELİK, Şiir Annesi İLKER İŞGÖREN, Bıraktığın Yerden Bakıyorum ERTUĞRUL ÖZÜAYDIN, Yedi Gün Tekrarı Hayat MUSTAFA ERGİN KILIÇ, Akıyor Kan ZEKİ YARAMAZ. Kitap Tanıtımı: Yaşınız Elvermese de Bu Kitabı Okuyun! TUNÇ TİMUROĞLU. Derleme: Düşünenler Ne Düşünüyor? HÜSEYİN İÇEN. Günce: Bahar Günlüğü ERTUĞRUL ÖZÜAYDIN. DOSYA: ŞİİR ADLARI Şiir Adı Deyip Geçemeyiz, İnsanın Ötesine Varır Şiir! MUSTAFA ERGİN KILIÇ, Şiir Başlıklarının Doğası AHMET ADA, Şiirin Başlığı / Kitabının Adı: Şiirin Ruhu BÂKİ AYHAN T, Bir Şiirin İsmi Çok Şeydir ama ‘Her Şeyidir’ Diyemiyorum BÜLENT GÜLDAL, Yaşamış Şiir Kendine İsim Bulmaya Çalışmaz S. AYLİN ANTMEN, Adı Olan Şiir SONER DEMİRBAŞ, Şiirin İsmi Her Şey Değil Tabii DERYA ÖNDER, Metnin Adını Çağırmasını Beklerim Ben ASUMAN SUSAM, Bir Tamamlamadan Oluşuyor Ad HÜSEYİN PEKER, Şiir Seçsin Kendi İsmini EDA KESKİN, Şiirlerimin İsim Babası Öteki Ben ÖZCAN ÖZTÜRK, Bir Şiirin İsmi O Şiirin Kapısıdır EROL ÖZYİĞİT, İçsel Acıları Dindirme Şekli, Detaylarda Saklıdır BERNA OLGAÇ, Ad Bir Simgedir KEMAL GÜNDÜZALP, Şiirin Adı Var! ALTAY ÖMER ERDOĞAN. Karikatür: NEZİH DANYAL. Fotoğraf: SALİH GÜLER. Çizim: ERDAĞ AKSEL. Tasarım: ARE.

27 Haziran 2008 Cuma

Gunumuzu aydinlatan kitaplar...


[berfincumhuriyet.jpg]

16 Haziran 2008 Pazartesi

Berfin Bahar Haziran 2008

Berfin Bahar
Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Haziran 2008 – 124. Sayı, 6 YTL

ISSN 977-1300-53-9

BARKOD NO: 9771300539-124


Bu Sayıda:


Sunu / 4


Vecihi Timuroğlu

Marks (Marx) Öldü mü? / 5


Turhan Feyizoğlu

Deniz Gezmiş’in Lise Yılları ve

İlk Kez Yayımlanan Lise Diploması / 8


Hande Sonsöz

“Devrimci Kuşağın Uzun Bir Yürüyüşü” 1968 / 10


Cazim Gürbüz

Bakû’ya Gidiyorum Ay Balam, Galinası ve Gül... / 17


Mustafa Aslan

Orhan Kemal’in Yapıtlarında “Ermeniler” / 21


Konur Ertop

Ustalıklı Bir Kurgunun İçinde Geçmişi

Günümüze Getiren Abdülhak Şinasi Hisar / 26


Azime Korkmazgil

Tay / 28


H. Hüseyin Yalvaç

Aydın Aydemir’in Aydınlığı / 33


Haluk Güriz

Türk Romanında Eleştirinin Temel Yapıtları / 38


Mehmet Güler

Sanatçılarda İç Göz / 42


Cüneyt Gültakın

İyi ki Oğluma Masal Okumamışım / 44


Bülent Habora

İstanbul, “Kültürsüzlük Başkenti” Olmaya Doğru / 50


M. Demirel Babacanoğlu

Kars’tan Geliyorum / 61


Serap Telöz

Tufan Erbarıştıran’la “Çöl Çiçeği Masalı”

Romanı Üzerine... / 61


DENEME / ANLATI: Bertan Onaran 36 • M. Güner Demiray 41 • Tansel Semir 51 • Abidin Aydın 52 •

YÜZ ÇİÇEK: Ali Arslan 67 •

ÖYKÜLER: Erdal Atıcı 14 • İrem Nas 24 • Hakan Sürsal 34 • Saniye Mete Akkoyun 56 • Halit Payza 53 •

ŞİİRLER: Yılmaz Gruda 7 • Sıtkı Salih Gör 12 • Başaran 13 • Mine Ömer 15 • Necla Maraşlı 16 • Aziz Kemâl Hızıroğlu 18 • K. Kurtuluş İzbek 20 • Timuçin Özyürekli 22 • Funda Dane 23 • Perihan Baykal 25 • Gürkal Gençay 32 • Atilla Yaşrin 39 • Abdulsemet Telimen 41 • Canan Al (Nehir Amara) 43 • Ali Tekmil 45 • Gökhan Tuç 49 • Dursun Özden 51 • Metin İmer 55 • Behzat Baştürk 57 • Yüksel Demirekler 59 • Cafer Demirtaş 62 • Ferruh Alışır 66 • Meral Uludağ 68 • Murat Yazıcı 70 • Sait Özkaya 72 •

KİTAP: Lütfi Kaleli 71 • Muhsin Salman • Kapak Arkası 73 •

MÜZİK: Albümler Arasında 79 •

HABER ETKİNLİK: 81 •

KAPAK FOTOĞRAFI: İsmet Arslan •


Abone Koşulları:

Yurtiçi, Yıllık (12 Sayı): 60 YTL.

Yurtiçi, 6 Aylık (6 Sayı): 36 YTL.

Cezaevlerine; Yıllık (12 Sayı): 30 YTL.

Resmi Kurum-Kuruluşlara; 12 Sayı: 84 YTL

Resmi Kurumlara Birim Fiyatı: 7 YTL.

Yurtdışı: 12 Sayı, Avrupa: 50 Avro;

ABD ve Uzakdoğu: 85 Dolar

Yurtdışı Fiyatı: 4 Avro


(Yurtiçi ve yurtdışı abone bedelinin Türkiye İş Bankası İstanbul - Cağaloğlu Şb. Berfin Basın ve Tic. Ltd. Şti. 1095-558371 nolu TL. hesabına yatırılması rica olunur.)


Posta Çeki No: Befin Basın Yayın Tic. Ltd. Şti., 5096824


Adres: Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han,

No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112 - İSTANBUL

Tel: (0.212) 513 79 00 Fax: (0.212) 512 37 20

www.berfin.net

e-posta Adresi: berfinbahar@berfin.net



DERGİ SATIŞ NOKTALARI:


İstanbul: Mephisto Kitabevi (Beyoğlu), Nezih Kitabevi (Kadıköy), Remzi Kitabevi Mağazaları (İstanbul ve diğer iller), Kabalcı Kitabevi (Beşiktaş), Berfin Bahar Dergisi (Cağaloğlu), Mephisto Kitabevi (Kadıköy), Seyhan Müzik (Kadıköy), İmge Kitabevi (Moda)

Ankara: Dost Kitabevi, İmge Kitabevi, Remzi Kitabevi

İzmir: Şafak Türküsü Cafe Türkü ve Şiir Evi, 161. Sokak No: 10 / C (Küçükpark-Bornova)

Adana: Kitapsan, Mersin: Kitapsan.

Sanal Mağazalar:

http://www.kitapyurdu.com/yayinevi/default.asp?id=3749


http://www.ideefixe.com/Kitap/firma_urun_listele.asp?fid=454

Kitap Adı : Rüzgâr İstasyonu


Kitap Adı : Rüzgâr İstasyonu
Yazar : A. Adnan Azar
Genel Yayın
Yönetmeni : Enver Ercan
Editör : Bülent Usta
ISBN : 978-975-6198-44-5
Barkod : 9789756198445
Türü : Şiir
Sayfa Sayısı : 46 syf.
Baskı : 1. Baskı, Mayıs 2008
Boyut : 13x19
Fiyat : 5 YTL
Dağıtım : Alfa Dağıtım (0212-511 53 03)

Yasakmeyve KitaplarıKomşu Yayınevi Tarafından Yayına Hazırlanmaktadır


Rüzgâr İstasyonu
A. Adnan Azar



ertelenmiş kelimeler ve benim olmayan ne varsa
yani duruşlar bekleyişler afişetler film setleri

geçtimgeçtim çam ağacı benim ağaç kaldı geriye
geçtim aslında bir genel prova olan hayatı

ve nokta



1956 yılında Rize’de doğdu. A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nibitirdikten sonra, ODTÜ’de bir süre Sosyal Bilimler okudu. “İstanbul 24 Saat” (1991) ve “Batık Aşklar Müzesi” (1995, Altın Koza En İyi Kurgu Ödülü) adlı sinema filmleriyle, “Samyeli” (1998-1999), “Ayışığı Ner’desin” (2004-2005) gibi dizilerin yönetmenliğini üstlendi; radyo için edebiyat programları hazırladı; TV drama yöneticiliği yaptı.

Şiir kitapları: “Unutmak Suları” (1981; Akademik Kitabevi Şiir Başarı Ödülü), “Parçalanmış Zamanlar” (1997), “Yeni Zaman” (1998), “Rüzgâr İstasyonu” (2000), “Beyaz Ayarı” (2007).

Kitap Adı : Ilgım Düş Esrar

Kitap Adı : Ilgım Düş Esrar

Yazar : Mete Özel

Genel YayınYönetmeni : Enver Ercan

Editör : Bülent Usta

ISBN : 978-975-6198-43-8

Barkod : 9789756198438

Türü : Şiir

Sayfa Sayısı : 78 syf.

Baskı : 1. Baskı, Mayıs 2008

Boyut : 13x19

Fiyat : 7 YTL

Dağıtım : Alfa Dağıtım (0212-511 53 03)

Yasakmeyve Kitapları
Komşu Yayınevi Tarafından Yayına Hazırlanmaktadır



Yasakmeyve Kitapları


Komşu Yayınevi Tarafından Yayına Hazırlanmaktadır


Ilgım Düş Esrar




Mete Özel