24 Mayıs 2008 Cumartesi

düşünbil

23 Mayıs 2008 Cuma

ACIYI BAL EYLEDİK


Değirmen Dergisi 14. sayısı

Değirmen Dergisi 14. sayısı çıktı.
Bu sayımızda kapak konusu olarak halen gündemimizde olan ve çok daha uzun yıllar yer alacak olan “Kimlik” konusunu tartışmaya, anlamaya çalıştık.
Kimlik, konusunda
Haldun Günay, Türk Edebiyatı ve Kimlik
Yusuf Yavuzyılmaz, Kimlik, Siyaset ve Modernite
İsmail Süphandağı, Aidiyetin İnşası
Hasan Coşkun, Modernite ve Kimlik
Hüseyin Yılmaz, Enformatik Kimlikler
İlyas Sucu, Biz Kimiz
Rüstem Budak, Kimlik Tanımlamaları
Sebahattin Karakoç, Kimliksizliğin Tarihi
Fahri Tuna, Resetlemek Kimliklerimizi
Zekeriya Menak, Kimlikler Öldürücü Müdür?
Abdülhamit Güneş, Kimlik, Önyargıve Çatışma
Eyüp Yıldırım, Kimlik
Fatma Yazıcı, Onca Kimlik Diktası İçinde Kendince Bir Adam Olmak
Sıtkı Karadeniz, Popüler Kültür
Said Coşar, Global Köyün Kimliksizi
yazıları ile katkıda bulundular.
Sinan Malkoç arkadaşımız Sosyolog Ümit Meriç ile “Kul olmak ile kimlik” ilişkisi çerçevesinde istifade edeceğiniz bir röportaj gerçekleştirdi.

Eğitimce dosyamızda Orhan Kemal Kocabaş Seçmeli Din Eğitimi’nin Türkiye’deki algısını yorumladı. Ali Öztürk ile eğitimde önemli problem olarak karşımıza çıkan Matematik Eğitimi üzerine bir röportaj yaptık.

Şiirleri ile
Mehmet Doğan, Gamamca Masalları
Bedran Yoldaş, Asi Peri ve Ruh Üşümesi
Sevil Kurallı, Uyansında Büyüsün
Yalçın Behçet Yeymek, Değirmenci Baba
Muzaffer Tansu, Ankara
Sinan Malkoç, Bütün Mesele
Mustafa Duran, Ağlarım
ile aramızdalar.

Kazım Koç, Demokratik Günah
Leyla Yıldız, İdrakimize Vurulan Zincirleri Kırmak
makaleleri ile düşünce dünyamıza farklı ufuklar açacak yazılar yazdılar.

Hikayeleri ile
Ali Öztürk, İçimdeki Ödünç Adamlar
Murat Taş, Bahar ile İbo
Murat Soyak, Tesbih
Seyfullah Akkurt, Aslında İyi Olan Çocuklar
Emel Çarkçı, Kayıp
İle bizleri hayat içinde bir tefekküre çağırıyorlar.

Asiye Yücel, Şark Odası
Fatih Bahtiyar, Don’t Foget Pray
Nida Merç, Şikayet
Mehmet Duran, İğne Çuvaldız Muhabbeti
İle denenen hayatı anlamaya çalıştıkları denemeleriyle aramızdalar.

25 yıldır çevirisi beklenen Ragıp El- İsfahani’nin “Müfredat” isimli önemli eserini Türkçeye kazandıran Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yolcu ile kitap üzerine konuştuk.

Mehmet Doğan Değirmenden Mektuplar yazmaya devam ediyor.

Değerli birçok arkadaşımızın eserine derginin hacminden dolayı bu sayımızda yer veremedik. Önümüzdeki sayıda çalışmaları değerlendirilecektir. Tüm dostlara gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ederiz.

Dergilerin maddi anlamda zorluklarını çoğumuz biliyoruz. Bu noktada dergimizin devamı için maddi anlamda desteklerinizi talep ediyoruz. Yıllık Abonelik bedeli 10 Ytl’dir. Abonelik bedellerini Rüstem Budak adına Adapazarı Yapı Kredi Bankası Merkez şubesi 71263082 ve posta çeki 533 94 08 no lu hesaba yatırmalıdırlar. Iletişim telefon: 0505 647 03 25.

Türkiye’de okuyan- düşünen- yazan; fikir işçisi arkadaşlarla tanışmak istiyoruz. Her arkadaşımızın da bu tanışıklığa vesile olmasını bekliyoruz.

Değirmen Dergisi 15. sayı kapak konusu TEKNOLOJİ’dir. Bu çerçevede Teknoloji- İnsan İlişkisi, Teknolojiye bakış açımız, Teknoloji Düşman Mı, Dost mu? Gibi bir çok farklı bakış açısı ile değerlendirilebilir. Yazıların son gönderme tarihi 25 Haziran 2008 tarihidir. Katkılarınızı bekliyoruz.

Yeni sayıda buluşmak üzere; Tüm dostlara selam olsun…

Yasakmeyve’nin 32. Sayısı


Yasakmeyve’nin 32. Sayısı: Şiir Yazma Araçları

Yasakmeyve şiir dergisi, 32. sayısının dosya konusunu “Şiir Yazma Araçları, Gereçleri, Tılsımları, Mekânları” olarak belirledi. Dosyada Abdülkadir Budak, Ahmet Erhan, Fergun Özelli, Fikret Demirağ, Hüseyin Ferhad, Seyhan Erözçelik, Sina Akyol, Turgay Fişekçi ve Turgay Kantürk’ün yazıları yer alıyor.

“Şair ve Okuru” sayfalarınını bu sayıdaki konuğu Orhan Kâhyaoğlu. Sezai Sarıoğlu, “Ben şair olmaktan, şairim demekten utanan biriyim” diyen Kâhyaoğlu’u ile şiirini konuştu.

Bu ayın şairleri ise İzzet Yasar, Sezai Sarıoğlu, Tahir Abacı, Abdülkadir Budak, Mustafa Köz, Serdar Koçak, Yücel Kayıran, Emel Güz, Yılmaz Arslan, Yasin Erol, Serkan Ozan Özağaç.

Yasakmeyve’nin bu sayısında armağan edilen “Şiir Yazma Araçları” adlı kitabı, Gültekin Emre hazırladı.


İÇİNDEKİLER:

Şair ve Okuru: Orhan Kâhyaoğlu / Sezai Sarıoğlu

Şiirler: İzzet Yasar, Sezai Sarıoğlu, Tahir Abacı, Abdülkadir Budak, Mustafa Köz, Serdar Koçak, Yücel Kayıran, Emel Güz, Yılmaz Arslan, Yasin Erol, Serkan Ozan Özağaç

Şiirin Uzun Tarihi: Dünya Şiir Günü

Şiirin Uzun Tarihi: Ahmet Oktay

Dosya / Şiir Yazma Araçları, Gereçleri, Tılsımları, Mekânları: Abdülkadir Budak, Ahmet Erhan, Fergun Özelli, Fikret Demirağ, Hüseyin Ferhad, Seyhan Erözçelik, Sina Akyol, Turgay Fişekçi ve Turgay Kantürk

Şiirin Uzun Tarihi: Alternatif Dünya Şiir Günü

Şiirin Olma Halleri: Mustafa Ergin Kılıç

Şiirin Uzun Tarihi: Emel Güz

Şair ve Şehir: Habib Bektaş (Salihli) - Yusuf Alper (Erzurum)

Şiirin Uzun Tarihi: Zahrad

Ece Ayhan ve Sivil Şiir: Alâattin Karaca

Kandil ve Terk Ediş: Hasip Bingöl

Yusuf Uğur Uğurel ile Söyleşi: Mahir Karayazı

Metropol Lirikleri: Türkân Yeşilyurt

Eleştirel Okuma: Salih Bolat

Şiir Kitapları Sözlüğü-24: Tahir Abacı

Şairin Genci: Serhat Çelikel

Şiirin Uzun Tarihi: Dinçer Sezgin

Vaat Edilmiş Sayfalar: Şerif Erginbay, Kubilay Bürgan, Ümit Ilgın Yiğit

Yeni Yayınlar

Şiyir Sevişgenleri: Met-Üst


Künye Bilgileri:

Yasakmeyve 32 / Mayıs-Haziran
İki Aylık Şiir Dergisi
ISSN: 1303-8397, Barkode: 9771303839703 00032
Sayfa Sayısı: 128, Fiyatı: 7 YTL, Armağan Kitaplı

İmtiyaz Sahibi: Ali Enver Ercan
Yazı İşleri Müdürü: Bülent Usta
Yayın Koordinatörü: Alper Çeker
Kurumsal İletişim: Saime Akat
Yayın Sekreteri: Mahir Karayazı
Görsel Tasarım: Nazlı Ongan
Adres: Rasimpaşa Mah, Yeldeğirmeni Sk, Alibey Apt, No:21, Kat:1, Daire:4
Kadıköy/İstanbul
Tel/Fax: 0216 414 33 31
e-posta: editor@yasakmeyve.com

Dağıtım: Alfa / Tel: 0212 511 53 03
Abonelik: Aktif İleti / Tel: 0212 314 08 88
İnternetten Satış: www.ideefixe.com


Komşu Yayınevi

Rasim Paşa Mah, Yeldeğirmeni Sk. Alibey Apt. No: 21, Kat: 1, No: 4
Kadıköy / İstanbul, Tel/Faks: 0216 414 33 31
editor@yasakmeyve.com

20 Mayıs 2008 Salı

Sert Sessiz

EDİTÖR
Selam Olsun Sert Sessiz Dergi Okuyucusu,
Her ayın 15’inde olduğu gibi bu ay da aynı tarihte dolu dolu içeriğimizle karşındayız. Bu yolculuğa çıktığı günden beri çok değişti Sert Sessiz Dergi; ekibimize katılan yeni arkadaşlar, yolları ayırdığımız yazarlar, bize yayın imkanı veren servis sağlayıcı hatta internet sitemizin alan isimleri bile değişti. Değişmeyen tek şey, derginin çıkmasına 5 gün kala yaşamaya başladığımız heyecan ve akabinde yayınlandığımız günden itibaren senden gelen, bizi bir sonraki ay da bu işi yapmamız için teşvik eden eleştiriler. Senin yorumlarınla her geçen gün biraz daha şekillendik, hatalarımızdan arınıp daha doğru bir iş yapmaya çalıştık.
Tüm okurlarımızdan olduğu gibi senin de Sert Sessiz Dergi’ye katkı yapmalarını istiyoruz, her sayımızda, sana biraz daha fazla yer açtıkça amacımıza daha çok ulaştığımızı hissediyoruz, senden gelen olumlu/olumsuz eleş¬tiriyi içeren e-postayı okuduğumuzda daha çok istiyoruz bir sayı daha çıkarmayı. Bize ulaşabileceğin iletişim yolları bu sayfanın hemen altında yazıyor.
Sevgili Okur’um,
Merak ediyorum aslında, “okur musun” Eray’ın yazdığı, küçük bir mahallede geçen küçük bir öyküyü, “okur musun” Filiz Kansu’nun 1 Mayıs çığlığını, “okur musun” yeni yazarlarımızı; Ceyhan Fırat’ı, Yağmur Topuz’u, yeni şairlerimizi Kaan Özer’i, Tolga Ayıklar’ı?
Gerçekten “okur musun”? “Okur musun” mesela Chuck Berry’e ya da Ümit Elçi’nin Böcek’ine dair bir incele¬meyi? “Okur musun” kendini, biraz da yanındakini yani aslında bizi?
Okur, seni Sert Sessiz’le baş başa bırakırken sana güneş dolu bir Mayıs ayı diliyorum.
Meriç Çavuşoğlu
Sert Sessiz Dergi’de yayınlanan yazıların telif hakları ve tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.
Yazılarınızı iletisim@sertsessizdergi.com adresine yollayabilirsiniz.
İletişim Telefonu: 0554 309 8289
Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi, Mayıs 2008 - Sayı 5
Editör: A. Meriç Çavuşoğlu - Redaktör: Hakkı Yokuş
Kapak Fotoğrafçısı: Bülent Çallı
Görsel: Ayşın Büyükyanbolu-Teknik Hazırlık: Kaan İnal
Dergi Tasarım: Eray Devrim Duman

Sayfa: 4 Deneme: Eski Zaman Güncesi Beren Melwasul
Sayfa: 5 Şiir:Günahsız Orospu: Nora Levi Kaan Özer
Sayfa: 7 Şiir: 4.33 Eray Devrim Duman
Sayfa: 8 Şiir: Hadi Eray Devrim Duman
Sayfa: 9 Şiir: Kelimeler De Üşür Bazen Aslı Koruyucu
Sayfa: 10 Öykü: Steril Yara Kabukları Sinem Sal
Sayfa: 11 Deneme: Tanrı Da Oradaydı Filiz Kansu
Sayfa: 13 Öykü: Basit Bir Aşk Patırtısı Eray Devrim Duman
Sayfa: 16 Deneme: Deniyorum Yiğit Soyukut
Sayfa: 17 Öykü: Kaçırılmaz Fırsatlar Ceyhan Fırat
Sayfa: 19 Şiir: Acının Temeli “Yok” Sinem Sal
Sayfa: 20 Şiir: Yorgun Sinem Sal
Sayfa: 21 Şiir: Susmak En İyisi A.Tolga Ayıklar
Sayfa: 22 Şiir: Karanlıkla Kutsanmışların Parşömeni A.Tolga Ayıklar
Sayfa: 23 Şiir: Mathilda A.Tolga Ayıklar
Sayfa: 24 Deneme: Gibi Gibi Yağmur Topuz
Sayfa: 25 Öykü: İsimsiz Didem Boz
Sayfa: 27 Deneme: 13 Ocak 2020 Eray Devrim Duman
Sayfa: 28 Araştırma Dosyası: Parti Kapatma Onur Boran Duman
Sayfa: 35 Sinema: Böcek Şima Coşkun
Sayfa: 37 Sinema: Üç Maymun Şima Coşkun
Sayfa: 38 Müzik: Chuck Berry Kaan İnal
Sayfa: 40 Kitap: Aralık Roman Nilüfer Oygucu
Sayfa: 42 Şiir: Adam Aslı Koruyucu
Sayfa: 43 Şiir: Yaz Öldür Aslı Koruyucu

Berfin Bahar Mayıs 2008

Berfin Bahar


Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Mayıs 2008 – 123. Sayı, 6 YTL
ISSN 977-1300-53-9
BARKOD NO: 9771300539-123




Bu Sayıda:

Sunu / 4

Zeki Büyüktanır
Anadolu Sevdalısı Bir Yıldız Daha Kaydı
Bilge Yazar Mehdi Halıcı (Cemşid Bender) / 5

Ömer Faruk Hatipoğlu
Güle Güle Apê Dîrok! / 7

Bülent Habora
Bir Güçlü Yüreği Daha Yitirdik / 9

Veysel Boğatepe
Cemşid Bender Kendi İzini Bırakarak Gitti / 10

Zeki Oğuz
Mehdi Halıcı (Cemşid Bender) / 11

Halit Payza
Deniz Gezmiş, 68 Kuşağının “Zulme Karşı Direnme Hakkı” / 15

Müslüm Üzülmez
İşçilerin Tanrısı Hefaystos, 1 Mayıs ve Ergani İsminin Kökeni / 20

Konur Ertop
Halkçı, İnsancı, Eski Anadolu Uygarlıklarına
Gönül Vermiş Sabahattin Eyuboğlu / 22

Seyyit Nezir
Var Ya, Bu Oral, Ne Spor Yazar Ya! / 26

Dr. Şadi Aydın
Rekabet-i Râkip / 41

Abdullah Şevki
Marcel Duchamp ve Şiirin Ölümü Üzerine... / 43

Kadir İncesu
Nevzad Sudi: “Yaşam, Eninde Sonunda Bir Kitap olmak İçindir” / 49

İbrahim Eroğlu
Ali Şerik’le “Mutluluğun Gülümsemesi” Üzerine... / 51

DENEME / ANLATI: Bertan Onaran 34 • Tarık Dursun K. 37 • Ayten Özmeral 57 • İnci Ponat 59 • Sevim Yazar 76 •
GEZİ: Dursun Özden 55 •
ÖYKÜLER: Ruşen Ergün 12 • H. Tuğrul Atasoy 24 • Sezer Odabaşıoğlu 38 • Aysel Yenidoğanay Gökçelik 47 • Dinçer Arslan 53 • İsmail Yaprak 61 •
ŞİİRLER: Ömer Faruk Hatipoğlu 8 • Abidin Aydın 14 • Yılmaz Gruda 16 • İdris Atmaca 19 • Serkan Engin 19 • Muzaffer Dizman 21 • Tekin Gönenç 29 • Ogün Hakan 33 • Taner Cindoruk 33 • Oya Mercan 37 • Oresay Özgür Doğan 39 • Recep Memiş 42 • Dilek Değerli 44 • Funda Paktan 46 • Leman Jülide K. 48 • Ayten Demirağ 50 • Hüseyin Bul 52 • Arif Tuncer Avcı 54 • Süveyda Sezgin 56 • Nusret Gürgöz 62 • Gülderen Canyurt 69 • Arzu Karadağ 77 •
KİTAP: Selçuk Oğuz 63 • Misbah Hicri 65 • Murat Özmen 66• H. Nedim Şahhüseyinoğlu 67 • Refik Uğur 68 • Hasan Akarsu 69 • Kapak Arkası 70 •
MÜZİK: Albümler Arasında 77 •
HALKIN SAZI HALKIN SÖZÜ: Avni Kaysal 78 • Sabri Galip Nakipler 78 • Aşık Şah Turna 78 • Ozan Ahmet 78 • İbrahim Arslan 79 •
HABER ETKİNLİK: 80 •
KAPAK FOTOĞRAFI: İsmet Arslan •

Abone Koşulları:
Yurtiçi, Yıllık (12 Sayı): 60 YTL.
Yurtiçi, 6 Aylık (6 Sayı): 36 YTL.
Cezaevlerine; Yıllık (12 Sayı): 30 YTL.
Resmi Kurum-Kuruluşlara; 12 Sayı: 84 YTL
Resmi Kurumlara Birim Fiyatı: 7 YTL.
Yurtdışı: 12 Sayı, Avrupa: 50 Avro;
ABD ve Uzakdoğu: 85 Dolar
Yurtdışı Fiyatı: 4 Avro

(Yurtiçi ve yurtdışı abone bedelinin Türkiye İş Bankası İstanbul - Cağaloğlu Şb. Berfin Basın ve Tic. Ltd. Şti. 1095-558371 nolu TL. hesabına yatırılması rica olunur.)

Posta Çeki No: Befin Basın Yayın Tic. Ltd. Şti., 5096824

Adres: Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han,
No: 29 / 56 Cağaloğlu 34112 - İSTANBUL
Tel: (0.212) 513 79 00 Fax: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net
e-posta Adresi: berfinbahar@berfin.net



DERGİ SATIŞ NOKTALARI:

İstanbul: Mephisto Kitabevi (Beyoğlu), Nezih Kitabevi (Kadıköy), Remzi Kitabevi Mağazaları (İstanbul ve diğer iller), Kabalcı Kitabevi (Beşiktaş), Berfin Bahar Dergisi (Cağaloğlu), Mephisto Kitabevi (Kadıköy), Seyhan Müzik (Kadıköy), İmge Kitabevi (Moda)
Ankara: Dost Kitabevi, İmge Kitabevi, Remzi Kitabevi
İzmir: Şafak Türküsü Cafe Türkü ve Şiir Evi, 161. Sokak No: 10 / C (Küçükpark-Bornova)
Adana: Kitapsan,
Mersin: Kitapsan.


Ay Vakti, 92. Sayı

Ay Vakti, 92. Sayı: Aşkından Yuvarlanan Taşlar

Deneme
Bana Sevdamı Geri Ver
Şeref Akbaba

Kaybolmuşların Acısına Kanıyor Kalbim
Necmettin Evci

Gömleği Arkadan Yırtılanlar
Yunus Emre Tozal

Mor Menekşe ve Papatyalar
Üzeyir Süğümlü

Ey Oğul! Öğütlerimi Kulağıma Küpe Eyle
Hülya Atakan

Aşkın Kan Diyeti
Gülden Aras

Şiir
Hatırladınız mı Bilmem
Nurettin Durman

Kaside
Nabi

Çiçekler Üstünde Ölür Kelebekler
Selami Şimşek

Şehrin Kirpikleri Uzanıyor Karanlığa
Bir Kadın Darağacında Asılı
Suçlusun Yanında Leyla bakışlı Hançer
Mustafa Küçüktepe

Geçmişi geçmek
Yeprem Türk

Artiye
Muhammed Çetinkaya

Dile Gelmiş Kelimeler Hatırına
Yavuz Ertürk

Giderken Sana Merhaba Demek
Abdussamed Bilgili

İnceleme
Şiirin Gür Atı / Saatin Zembereği Erdem Beyazıt
Recep Garip

Fuzulî’de Var ve Yok Olma Sorunu,
Eyüp Azlal

İsmet Özel’in Şiir Masalı Üzerine
Salih Uçak

İlahi Aşkın Şahikası Avlarlı Efe
M. Nihat Malkoç

Hikâye
Seyir Defteri Öyküleri -
Naz Ferniba

Sürgün
A. Vahap Akbaş

Ruhun Sesinde Kendini Bulmak
Ahmet Sezgin

Kitap
Kemal, Beşir Güner’in Akrabası mı?
Hayati Koca

Mektup
Saklı Mektuplar XXXX
Şirâze

YOLCU 48

YOLCU 48. YÜRÜYÜŞÜNDE SORUYOR:
“BİR MUM SÖNDÜĞÜNDE IŞIĞI NEREYE GİDER?”

“Şu an mini-faşizmin yüzer adacıklar olarak serseri mayın gibi ülkenin içinde dolaşması, "erdemli ve ilkeli bir duruşun" kendini ifade etmeye başlamasından duyulan rahatsızlığı ifade etmektedir bir bakıma. Soğuk savaşın dilini kullanan ve ülkeyi içe kapatarak sürdüre geldikleri oligarşik saltanatlarını devam etmeye gayret edenlerle, küreselleşme adı altında değerleri dönüştüren, dönüştüremediğini düşman ilan global eşkıyanın aynı amacı inşa ettiği ortadır. Zamanın kendisine yüklediği misyonu temsil etme noktasındaki bir ülke olarak Türkiye, bulunduğu coğrafyanın ve kadim toprakların ufkunu temsil etmektedir. O'nu bu anlamda bir ülkü haline getiren yaklaşık üç yüz yıllık bir kırılma sonrası geri çekilmişliğin orijinini temsil etmesidir. Bu durumda hem jeo-politik ve hem de jeo-kültürel olarak bugünün ve geleceğin dünyasının sahici ve sahih aktörlerinden biri olarak, küçük hesapların ülkeyi belirlediği zaviyelerin anlamsızlaşması elbette ki "küçük adamlar" tarafından rahatsız edici bulunacaktır. Görünen odur ki şu an sürmekte olan çatışma, şiddetini artırarak devam edecek.” Genel yayın yönetmeni Ferhat Kalender böyle diyor 48. sayının Seyir Defteri’nde.
Türkiye’de hayli geniş bir okur kitlesine tarafından takip edilen Yolcu’nun bu sayısının dosya konusu “Direniş edebiyatı” . Dosya oldukça ilgi çekici. Ümit Zeynep Kayabaş’ın hazırladığı dosyada Hilmi Yavuz “‘direniş edebiyatı' deyince, özellikle, ikinci dünya savaşı sırasında Naziler tarafından işgal edilen ülkelerdeki (özellikle de ,Fransa’daki) 'resistance' şiirlerini düşünüyorum: Örneğin, Paul Eluard'ın 'karartma' şiirini, Aragon'un 'Leylaklar ve Güller' şiirini hatırlıyorum”. Diyor. İhsan Deniz, “Öte yandan, kendi payıma, “Direniş edebiyatı” kavramsallaştırmasının hangi ‘estetik kategori’ bağlamında değerlendirilmesi gerektiği hususunda da kimi soru işaretleri taşımıyor değilim. Bir metni, yazılı bir metni, örneğin bir şiiri çok çeşitli kategori ve sınıflandırmalara dahil etmeden önce yapılması gereken yegâne şeyin, o şiir metninin hakikaten “şiir” olup olmadığını değerlendirmek şeklinde belirmesinin lüzumuna inanıyorum.” Nazan Bekiroğlu, “Sanatın tümüyle bir direniş olduğuna, öyle olması gerektiğine inanıyorum. Başlangıçtan bu yana dünya iyi ve kötü arasında amansızca gerçekleşen bir mücadeleye sahnedir ve böyle bir mücadele süreğinde her şey gibi sanatçının da varlığı gayesiz değildir. Hiçbir şey beyhude bir terennümden ibaret olmamalı. Bu kadar basit değil eli kalem tutmanın sorumluluğu. Direniş yoksa dirilişten de söz edemeyiz.” Celal Fedai, “İçinde yaşamak durumunda kaldığımız dünyada varlıkların kendi başlarına mahiyeti ve birbirleriyle olan bağı, en yetersiz ifade ile ‘bulanıklaşmıştır’. Gerçi bu durum kadim zamanlardan beri derece derece böyle gelişmekte idi ama geçtiğimiz yüzyılda her alanda yaşanan ‘mutasyon’, o derece derece gelişeni çokları için artık içinden çıkılmaz kerteye ulaştırdı. Hakan Arslanbenzer “Direniş edebiyatı denince hassaten işgal ve zulme direnen milletlerin edebiyatını anlamak lazım. Bugün Irak’ta işgal var, zulüm var. İhanet ve gaflet de var. Medya bize sağlıklı bilgi vermiyor, gözün gözü görmediği bir duman arasından görmeye çalışıyoruz Irak’ı. Ama yine de hiç değilse hissî olarak, Irak’ta işgale ve zulme karşı bir direniş olduğunu da biliyoruz veya bilmek istiyoruz. Ali Görkem Userin “Direniş edebiyatı yerli edebiyatımız kadar köklü bir geçmişe sahip. Köroğlu’nun “Mert dayanır, namert kaçar”ından Bâkî’nin “Baş eğmeyiz edâniye dünya-yı dûn içün/ Allah’a dur tevekkülümüz i’timâdumuz”una kadar, gerek Halk edebiyatımızda ve gerekse Divan edebiyatımızda binlerce ihtişamlı örneği vardır direnişin. Selçuk Küpçük “Üzerinde tarihsel belleğimizi inşa eden toprakların, medeniyetin modern zamanlarda karşılaştığı bir durum var. O da emperyalist tahakküme uğramasıdır. Fiziki ve zihinsel işgal olarak gerçekleşen bu tahakküm. Hüseyin Akın “Esas itibariyle edebi dil tecimsel ve verili dil karşısında bir direnç olarak çıkar karşımıza. Yazmak bu anlamda başlı başına bir direniştir. Çünkü piyasa ve kara siyasa edebiyatın özellikle de şiirin karşısındadır.” Ali Ural “Şiir özünde bir başkaldırıdır.”Direniş edebiyatı diye bir alt kategori içinde değerlendirmeye gerek duymuyorum”
Orta sayfa söyleşisi Hilmi Yavuz’a ayrılmış. Söyleşinin başlığı hayli iddialı; “Sanat ve edebiyat seçkinci ve elitist bir meseledir.”
Bunun yanında 48. sayıda;
Hayrettin Orhanoğlu “Bilincin batıdan doğuya yolculuğu” adlı yazısında Sezai Karakoç’un ‘Masal’ adlı şiirinden yola çıkarak zamana göndermelerde bulunuyor. Ömer İdris Akdin “Kork bir çığlığa takılıp kalmadan önce zaman” adlı denemesinde insanın dünyalaşarak çürümesi üzerinde duruyor. Sadık Yalsızuçanlar “Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar” adlı kitabına çözümleyici yaklaşımda bulunuyor.
Nurullah Genç “korkunun günlüğü”, Mehmet Aycı “Tül”, Ümit Zeynep Kayabaş “Aykı /rı” Mustafa Yürekli “Çöl kapısı” Volkan Odabaş “İkaros’un söylediğidir”, Mehmet Şamil “Keder ülfet ve lal” adlı şiirleriyle konuk oldular yolcu sayfalarına. Ve Mithat Tanrıkulu’nun sarsıcı denemesi “Devlet denince aklıma.” Yolcu’nun bu sayısında öne çıkan yazı ve şiirlerden. İletişim için: yolcudergisi@gmail.com

13 Mayıs 2008 Salı

düşünbil 5

İÇİNDEKİLER /// http://dusunbil.blogspot.com/

Baha Tevfik & Tanrıyı Kim Tasarladı
Olcay Yılmaz

Tanrı Yaratılmadan Önce
Abdullah Rıza Ergüven

Allah ve Para
Tansel Semir

“Son Filozof”
Tan Doğan

Mitoloji
Ulus Fatih

Hasret Gültekin - (Annesinin Mektubu)
Hacer Gültekin

Her Şey Düzenli
Hüseyin Yılmaz

Düş'ümde Örümcek Ağlaması
Suzan Şan

Yaşanmamışlık
Oğuzhan Soykan

Bir Başka Çeşit Matematik
Nichita Stanescu
Çeviren: Baki Yiğit


Gündüzkondu Kabusları
Bülent Taş

Bilim Dünyası



-----------------------------------




EMPERYALİZME KARŞI EN BÜYÜK SİLAH: DİL

Olcay Yılmaz


Geçenlerde dergimize gelen çalışmaların yabancı sözcüklerden arındırılmaması amacıyla “emperyalizme karşı en büyük silah dil’dir” başlıklı bir e-posta gönderdim. Bu e-postaya bir de yabancı sözcükleri ekledim. Bu sözcükleri özellikle seçmemiştim; yalnızca yazılarımda sık kullandığım ve bilgisayarımda sakladığım yabancı kökenli sözcüklerdir bunlar. Bu sözcüklerin çoğunun Arapça olması bazı kişileri tedirgin etti. Biri: “emperyalizmi batılıların temsil etmesine rağmen, karşı çıktığınız kelimelerden hiç birinin batı kültürüne ait olmaması gerçekten tuhaf bir mantık bozukluğunu ortaya koymaktadır” dedi. Bir başkası (tanınmış bir köşe yazarı): “Dil gibi ciddi bir konuyu böyle çalakalem gündeme getirmeyiniz. En iyisi bu işi TDK’ye bırakın. –R.Z–” dedi.
En başta şunu belirtelim ki, emperyalizm denen olgu ne batıdan gelir ne de doğudan. Emperyalizmin kökeni bilinçsizliğin kendisidir; kişilerdir yani. Kişilerin düşleri emperyalizmi yaratır. Topluma, bireye, düşünceye, binlice, demokrasiye, laikliğe, paylaşıma ve eşitliğe karşı olan her bireyci bir emperyalisttir. Sınırları çizilmiş bir ülkenin dili yok oluyorsa, o ülke kuşatma altına alınmış demektir. Bu kuşatmanın ana nedeni o ülke içerisinde yaşayan ve topluma, düşünceye, binlice, demokrasiye, laikliğe, bireye, paylaşıma, eşitliğe düşman olan kişilerin emperyalizme hizmet etmelerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca dil gibi önemli bir konuyu bir kuruma bırakmak sorumsuzluk örneğidir. Benim en başta anlatmak istediğim, dil sorununu bilinç boyutunda ele almaktır ve buna karşı gerekli olan savaşımı vermektir.
Ülkemiz her alanda kuşatma altındadır. Bu konu üzerinde dururken Erol Manisalı’nın sözlerine kulak vermemiz gerekir. Manisalı şöyle der:
“Türkiye’nin işgalinin önlenmesi için gerçek demokrasi gerekli, çağdaş demokrasi gereklidir. Türkiye’nin yavaş yavaş iktisadi, siyasi, kültürel nasıl işgal edilmekte olduğunu; bankaların devredilmesi, tarım batı tekellerinin esiri haline gelmesi, yabancı malların Türkiye’ye dolması, vb. gelişmeler çok iyi izlenmeli ve görülmelidir.”
Ulusalcılık ve dil arasında kopmaz bir bağ vardır. Ulus devlet yapısı, sınırlarını, emperyalizme karşı koruyan bir sistemdir. “Sömürgeleşmeye hayır” diyenler bu sınırları korumak zorundadır. Bugün ulusalcılar, “milli demokratik devrim” adı altında emperyalizme, sömürgeleşmeye karşı durmaktadırlar. Aslında burada söz konusu olan bir ülkede eşitliğin mi geleceği yoksa eşitsizliğin mi geleceği kavgasıdır. Emperyalistler eşitsizliği yaratarak kendi paylarını kapmaya çalışırken, ulusalcı güç eşitliği yaşatıp sömürünün yok edilmesi için savaşım vermektedir. Manisalı şöyle der:
“Neoliberalizm (özel girişimciden yan olanlar), bölücülüğü ve dinci sosyal yapıyı "ulus devletin yerine koymak için" ABD ve AB tarafından dayatılmaktadır. Devletin toplumsal fonksiyonlarını serbest piyasaya bırakmak isteyen bu düzen, "serbest piyasa üzerinden dincilerin ve bölücülerin amaçlarına ulaşmalarına yardım ediyor".
Sayın Manisalı yeni liberalizmin öngörülerini şöyle sıralar: - her şey özelleştirilecek, sosyal devlet yok edilecek, - dışa tamamen açık bir iktisadi düzen getirilecek, - her şey "serbest piyasaya" bırakılacak, - kapitülasyonlar, Osmanlı'da olduğu gibi yeniden getirilecek.
Bunlara, yani sömürgeleşmeye, bölünmeye, parçalanmaya karşı herkesin milli demokratik devrim cephesinde bütünleşmesini söyler. ve şöyle sürdürür:
“Bu ülkede, "Ben Türkiye'nin yanındayım" diyen herkesin milli demokratik devrim cephesinde bütünleşmesi gerekir. Bunu başarmazsak Türkiye parçalanacak ve tam bir sömürge haline gelecek.”
Erol Manisalı’ya ek olarak –dil duyarlılığımızı da içine katarak– şöyle diyebiliriz:
Bir ülke emperyalistlere karşı savaşım vermiş ve bu savaşı kazanmış ise ve kendi sınırlarını çizmiş ve bu sınırları korumak ve emperyalistlerin karşısında dimdik durmaya ve bu duruşu sonuna dek korumaya çalışıyor ise gerçekten de ülkemiz tehdit adlındadır. Nasıl koruyacaktır? En başta ülke içerisindeki her türlü bölünme ve parçalanma oyunlarına kimsenin gelmemesi ve ülkenin iktisadi, sosyal ve ekinsel gelişiminin korunması, yozlaşmaya izin verilmeden ülke gelişiminin sağlaması gerekir. Bütün bunların koruma çemberi dil üzerinden gerçekleşmektedir. Dil’e, yabancı sözcüklerin girmesi demek, o ülkenin üretiminin durması, kendini emperyalistlere sömürge yapması, kişilerin birey olmaktan çıkıp kul/köle haline gelmesi anlamına gelir. Burada dil derken önemle vurgulamak istediğim kişinin birey bilincidir. Kişiler birey ya da bilinçli olduğu an sorun kökünden çözülecektir. Bireyler devleti oluşturmalı ve devlet bireyleri her alanda mutlu yaşama kavuşturmalıdır. Devletin kurumlarını –özellikle yabancı ülkelere– satmak, ülkeyi ve birlikteliğinde insanları satmaktır. İnsanları da kul/köle yapıp yazıklı duruma düşürmektir amaç.
Dilimizde bulunan yabancı sözcükleri incelerken beni en çok üzen sözcük “insan” sözcüğü oldu. “İnsan” Arapça bir sözcüktür. Kendimizi arplaştırdığımızı ve kim bilir bir gün daha nelerleşeceğimizi düşünmek ve kendimizi yok saymak ve üretimsizliğimizi ve mutsuzluğumuzu daha nice yıl yaşamak ne acı. Son söz olarak şunu söylemeliyiz: Eşitliğe düşman her kişi emperyalisttir.
-----------------------------------

07 Mayıs 2008 Çarşamba

Filbahar 4

Filbahar dörtledi.
Mevsimler bir kuraklığın baharını sayıklarken
Gecikmeli de olsa vardiya nöbetimize devam ediyoruz.
Soluklarımızı apansız inen bir gecede geçirdikten sonra
Mevsime illaki bahar dedik.
Bahar oldu.
Suları toplayıp diktik.
Baharı getirmek için.
Filbahar -4- dört. Dörtlendik. Kırklara varmak için
29 harf tekmilledik heceleri.
Yazılar toplandı, bekletildi, mayalandı
Şimdi artık tohumları size sunmaya geldi.
Biraz zor oldu, geç oldu, güç oldu.
Aştık geldik yine ellerimizde avuçlarımızda
Topladıklarımızda.
-4-. Baharda filbahar
-4-. Solukta filbahar
Oldu.
Mehmet TÜRKMEN/Beklenti
Taner CİNDORUK/Dar Oda
Zeynep ZAYCI/Ey Sevgili
Mustafa ÇOLAK/Hayat Şah
Tuba YILMAZ/İsmim
M.Fatih KUTAN/Kangırgın
Mesira MERİÇ/ Karanfil Yanığı
Mesut UNUT/ Kendine Ben Bakanlar Ağlar
Ersin DURSUN/Körpem
M.Mustafa SEZER/Mucize
Can VAROL/Resmidir
Abdulkadir AKDEMİR/Sana Gidiyorum
Bilal CAN/ Sır Düğümü
Başak DOĞRU/Şimdi Aşk Bin Pişmanlık Adabında
İrfan YILMAZ/Yitik Bahar
Funda YILMAZ/Zubale Aleminde İsli Mektuplar
Utku KAYGUSUZ/Öpmeyin Omuzlarımı

derkenar


Tanpınar ve İsmet Özel Derkenar’da

Edebiyat dergileri, yayınladıkları şiirler ve hikâyelerin yanında düşünce ve eleştiri yazılarıyla hayatı ve dünyayı farklı bir şekilde yorumlamaya çalışırlar. Her sayı kavrayışımızda, önümüzdeki meselelere bakışımızda ve geçmişimizi anlamakta bize yeni ufuklar açar.

Ufkumuzu açan edebiyat dergilerinden biri olan Derkenar’ın Mayıs-Haziran tarihli 20. sayısı, ufkumuzu olabildiğince açmak için gökyüzü renginde okurları selamlıyor. Derginin kapağında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ve İsmet Özel’in fotoğrafları var. Bu iki önemli isme dair Hüseyin Akın, Mustafa Akar, Furkan Çalışkan ve Kâmil Yıldız birbirinden değerli yazılar kaleme almışlar. Hüseyin Akın, son aylarda çıkan iki İsmet Özel kitabından (Şiire Damıtılmış Hayat, İbrahim Tüzer, Dergâh Yayınları; Toparlanın Gitmiyoruz, İsmet Özel, Ebabil Yayınlar) hareketle Özel’in özellikli düşünce ve şiir dünyasını yazmış. Mustafa Akar, Toparlanın Gitmiyoruz kitabından hareketle İsmet Özel’in düşünce yapısındaki tutarlılığa değiniyor. Furkan Çalışkan ise, İbrahim Tüzer’in iki yılı aşkın sürede hazırladığı İsmet Özel: Şiire Damıtılmış Hayat kitabının İsmet Özel şiirine dair hangi önemli ipuçlarını verdiğini, Özel’i ve dolayısıyla bu kitabı değerli kılan şiirin gücü üzerinde duruyor. Kâmil Yıldız ise, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlüklerinden hareketle bir sanatçı, bir fikir adamı ve bir insan olarak Tanpınar’ın dünyasını anlamaya çalışıyor.

Derkenar’ın dikkate değer bir diğer yazısı Yusuf Genç kaleme almış: “Albert Camus üzerine notlar.” Camus’yü birçok yönden derinlemesine inceleyen Genç, çok değerli görüşler sunuyor yazısında. Ali Görkem Userin’in “Şiirin ömrü ve şerhler” başlıklı yazısı ise, şiirler kadar şiir şerhlerinin de önemli olduğunu vurgulaması açısından dikkate değer bir diğer yazı.

İbrahim Tenekeci’nin gezi yazısı, Ayhan Demir’in Mostar yazısı, Osman Toprak’ın Üsküp ve Yahya Kemal yazısı derginin geniş coğrafyalara dikkat kesildiğine dair bir işaret veriyor. Ayrıca Hüsrev Hatemi’nin geçen sayıda başladığı şiir şerhleri “Tapu Sicil Muhafızı”yla devam ediyor. Hatemi, 60’lı, 70’li yıllara dair çok önemli anekdotlar aktarıyor.

Dergide birbirinden değerli şairleri ve hikâyecileri görüyoruz. İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın, Mustafa Akar, Furkan Çalışkan, Ünsal Ünlü, Esra Elönü, Alper Gencer şiirleriyle okuyucunun karşısına çıkıyor. Ezra Pound’dan bir çeviri şiir yer alan Derkenar’ın şiirdeki titizliği dergide yer alan şairlerden belli oluyor. Kâmil Yeşil, Mustafa Kılıç ve Seyfullah Aslan ise hikâyeleriyle Derkenar’da yer alıyor. Aynı şekilde hikâyede bu isimlerle titizliğini gösteren Derkenar, keyifli ve bir o kadar da düşündürecek okuma zamanı sunuyor.



www.derkenar.gen.tr
derkenardergi@gmail.com

05 Mayıs 2008 Pazartesi

Tavır dergisi Kertenkele

Tavır dergisi Kertenkele

Üç aylık edebiyat ve düşünce dergisi Kertenkele yeni tasarımı ile 13. sayısını çıkardı. Daha evvel cep dergisi diyebileceğimiz ebatlarda tasarlanan dergi format değiştirerek büyük boy dergilerin arasına katıldı. Yayın yönetmenliğini şair Muammer Yavaş ve editörlüğünü Şermin Hüküm’ün yaptığı dergi son dönem Anadolu’nun değişik merkezlerinde çıkan nitelikli dergiler arasında değerlendirebileceğimiz bir bütünlük sunuyor. Çıktığı günden beri tavır dergiciliği geleneğine yaslanan Kertenkele bu yeni sayısında millet iradesine süngü uzatıldığı 27 Nisan muhtırasından 31 Mart’a kadar önemli tarihleri anarak okuyucusuna merhaba diyor.
Önceki sayılarına nazaran artık daha poetik metin ve inceleme yazılarına yer veren dergi tasarımının yanında içeriği bağlamında da yeni açılımlar yapıyor bir bakıma. C.Ali Ahmet’in günümüz edebiyat dergilerinde şiir yayınlayan bazı şairlerin şiirlerini incelediği yazı okunmaya değer. Ahmet bu yazıda Zeynep Arkan’dan Ömer Şişman’a, Osman Özbahçe’den Hayriye Ünal’a kadar birçok şairin dergilerde yeni yayınlanan şiirlerine yeni bir bakış açısı sunuyor. Türk Şiirinin önemli eleştirmenlerinden Hüseyin Cöntürk üzerine Mustafa Celep de dikkatle okunmaya değer bir yazı hazırlamış. Mustafa İjaz ise felsefi bir tartışma olarak Arkhe nedir? sorusuna cevap aramış. Serdar Akdağ Osman Sarı’nın şiiri, Adnan Duran Yunus Emre’nin şiiri üzerine incelemelerde bulunmuş. Yahudi asıllı Romanyalı şair Paul Celan’ın hayatı ve şiiri üzerine Mustafa Özdemir’in yazısı da derginin önemli metinlerinden birisi.
Ali Rıza Güç’ün Cumhuriyet’in ilk yıllarının önemli sanat adamı Münir Hayri Egeli, Selçuk Küpçük’ün de Pakistanlı Kavvali sanatçısı Nusret Fatih Ali Han üzerine hazırladıkları müzik yazıları derginin bir başka açılımı.
Kertenkele’nin 13. sayısının şairleri ise şunlar : Yaşar Salkım, Muammer Yavaş, Murat Şahin, Orhan Tepebaş, Muhammet Hüküm, Ezra Cenker, İshak Koç, Ahmet Çiçek, Mustafa İjaz ve Mustafa Celep.
Ayrıca Kertenkele dergisinin kurucularından ve önceki yıl elim bir trafik kazası sonucu kaybettiğimiz şair Muhammet Esat Eroğlu’nun da daha evvel yayınlanmayan üç yeni şiiri yer alıyor dergide. İrtibat: kertenkeledergisi@gmail.com

03 Mayıs 2008 Cumartesi

Özgür Edebiyat - Mayıs - Haziran 9. sayısı

Özgür Edebiyat'ın Dokuzuncu Sayısı Çıktı!
Özgür Edebiyat'ın Mayıs - Haziran 9. sayısı çıktı.. Bu sayının içeriği şöyle;

Uluslararası İstanbul Şiir Festivali şairlerinden şiirler, 3
Herhangi biri, Hakan Şenocak, 16
Şiirler, Gültekin Emre, 19
Yüzebilen kelebek, Menekşe Toprak, 22
Şiirler, Ergin Yıldızoğlu, 28
Aksi, Murat Sohtorik, 30
Şiirler, küçük İskender, 33
Kış günü, gökyüzü, Murat Ali Seven, 35
Şiirler, Zeynep Köylü, 40
Annem arapça özler, Işıl Aydın, 43
Şiirler, Selahattin Yolgiden, 50
Şiirler, Hasip Bingöl, 53
Yarım kalan öykü, Aysun Sezer, 56
Şiirler, Mehmet Çakır, 60
Şiirler, Ozan Öztepe, 62
Beyaz perdenin Robin Hood'uyla nasıl tanıştım, Erje Ayden, 64
Bir mektup, Hüseyin Cöntürk, 67
Nezihe Meriç'in öykücülüğü: "Bunlar öyküde yok.", Ülker İnce, 75
"Görmezden gelme" karşısında (genç) yazar pedagojisi, Oktay Taftalı, 79
Nedim Gürsel'den bir konfor-roman Allah'ın Kızları, Ersan Üldes, 83
Lale Müldür şiirini anlama çabası, Betül Tarıman, 89
Onur Caymaz'ın daktilosu, Seyit Göktepe, 100
Çevirmen-yazarlar, Okur-çevirmenler, Ayşe Ece, 105
Kırlangıcın okuma uçuşu, VI, Özdemir İnce, 108
Yok denecek bir şey..., Atilla Birkiye, 115
İktibas, Aşkla dolu yetmiş yıl, Atilla Birkiye, 121
Editörden: Anketler doğruyu söyler mi?, Metin Celâl, 124

ŞEHİR MAYIS 2008


“ŞEHİR”İN MAYIS 2008 SAYISI ÇIKTI

Şehir Sayı: 34 Mayıs 2008
Şehir, Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi

Yerel Süreli Yayın
Sayı: 34
Mayıs 2008

Sayfa: 20

Sahibi, Genel Yayın Yönetmeni,
İbrahim Tığ

Yazışma adresi
Bölge Haber Gazetesi 67800 Devrek-ZONGULDAK

E.Posta: İbrahimtigmail.com
Ederi: 3 YTL.
Yıllık: 30 YTL.

Posta Çeki Hesap No:1487201

İçindekiler:

Zonguldak’ın tek Kültür ve Edebiyat Dergisi olan Şehir’in Mayıs 2008 sayısı çıktı. Günlük Bölge Haber Gazetesi’nin paralı kültür sanat eki olarak yayınlanan “Kültür ve Edebiyat Dergisi Şehir” Mayıs 2008 tarihli baskısıyla 34. sayısına ulaştı.
Dergide, Oğuz Günbaş “Kış kitapları”, Bülent Güldal “Şiirler, Şairler, Kitaplar-8”, Mithat Yaban “Devrek Bastonu”,Fahrettin Koyuncu “Zamanın Eleğinden/Günlükler”, İlhan Büyükcebeci “Sisli Günler’i Okurken Mehmet Yaşar Bilen ve Ahmet Özer’i Düşünmek”, Sinan Emiralp Öztürk “Ege Güneşi Dönmedolap”, Atilla İnan “Sevgi Gücü”, Özgür Karakaya “Susmak Benimsemektir”, Oğuzhan Soykan “Melodide Yitirilmiş Sevgi”, H.İhsan Sönmez “Kargalar”, Savaş Ünlü “11. Bartın kitap Fuarı” başlıklı yazıları yer alıyor.
20 sayfalık dergide; Ahmet Uysal “ Şehirlerdir Acıtan Kalbimi”, Burhan Günel “Yolculuk”, Süheyla Taşçıer “Gövdem Unuttu Adımı”, Hasan Hüseyin Yalvaç “Sabaha Karşı”, Asım Öztürk “Gölgesi Yollara Düşenler”, Vedat Yazıcı “Yaşamtaşı”, Yusuf Civan “Şiirin İçinde Bir Yer”, Hüseyin Yılmaz “Gel”, Arzu Alır “Sahipsiz Gölge”, A. Kemal Hızıroğlu “Ay Başlangıç”, Müslüm Danaoğlu “Sus”, Rezzan Erton “Kaçak”, Taner Cindoruk “Gizli Misafir”, Bilge Ay “Sızı”, Sevil Avşar “Seke Seke”, Ferhad Gülsün “Dem”, Kübilay Bürgan “Suskunun Eos’u”, Turgut Tan “Kısacık Bir”, Çetin Duran “Gemileri Yaktım”, A. Yılmaz Tuncer “Güler”, Mehmet Rayman “İncelik”, Özgür Boz “Gariptir”, Damar Orhan Özgül “İncecik Bir Sızı”, Hakan Kartal “Gözlerim karanlık”, Halil Kıratlı “Ormancının İtirafı”, Aydan Yalçın “ŞairE” ve İbrahim Tığ’ın “Anka” isimli şiirleriyle yer alıyor.
Dergide ayrıca Baki Yiğit’in, İngiliz şair Harold Puinter’in iki şiirinin Türkçe’ye çevirisi yer alıyor.
Derginin Sahipliğini ve Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ yapıyor.
Şehir’in iletişim adresi:ibrahimtig@gmail.com

Dergide yer alan şiirlerden iki örnek:

ŞEHİRLERDİR ACITAN KALBİMİ

Şehrini arayan bir nehirdim
Arar gibi eski bir sevgiliyi
Her yanım toprak, tuz ve kum
Köpüğü dağılmış bozkırda
Çoktan unutmuş çıktığı vadiyi

Kadınlar da görmüş yalnızlıkta
Gözleri kırık bir söğüt dalı
Kan mıydı sızan gözyaşı mı
Uzak bir yıldız gibi kaymış
Elinden, nehrimin suları

Nasıl akar giderdim oradan
Sürüklenen bir nehirsem de
Savrulan birkaç su damlası
Kalsın isterdim kirpiklerinde
İşte öyle bir sevgi anısı

Suya değen ince otlara
Uzanırdım, ah bir tutunsam
Ama, bir nehirdim ben
Akıp giden kırgın göçebe
Bin yıldır batık şehrini arayan

Şehrini arayan bir nehirdim
Gözü tutmayan hiçbir şehri
Ayaklarına dolanan köprülerin
Birinden ötekine geçip gitsem de
Şehirlerdir acıtan kalbimi...

Ahmet Uysal

*
YOLCULUK

Göğsümde deniz torbamda renkli çakıllar
ağaçlardan koparılmış bir tutam rüzgâr
derenin sesi kaynağın pırıltısı
topraktan göklere yansıyan ışığı
içimde o yaralı dağın

Suyun yangını
ardında büyür rüzgârın
görüntüsü belleğimde tutuştu
buğulanan anıların

Bir yolculuk daha özletti kendini
gittiğim her yere taşıdım
sevincin gözlerini
büyüdü dağ deniz büyüdü
ben çocuk kaldım

Gittim
geldim
Yorulmadım...

Burhan Günel

28 Nisan 2008 Pazartesi

GÜNEY 44

İçindekiler
2 s""r Bedr" Rahm" Eyüboğlu
kar€katür 2 kar"katür Levent Uğur
3 merhaba GÜNEY
güncel 5 TBMM baskanlığına arzuhal"md"r A. Cemal Göker
güncel 7
Yüzyıl sonra gelen ”özür” ve genoc"de
mağdurları…
Soner Önder
güncel 8 Türban bahane sömürü sahane Safak Mansur
güncel 19 Mamak z"ndanından 26 yıl sonra selam!!!
deneme 21 Sarkısı: Demen"n Dada Dur Savasa Ercan Yılmaz
arastırma 23 Anad"l Tartısmaları Al" İhsan Aksamaz
29 Kıyı Dalgaları N"gar Öztürk
arastırma 30 Kadınlar BASAT: Sadece S"nemada Değ"l Ad"l Okay
31 W"sa Ket"me Xema S"pelê û Tar"yê Berkant Coskun
arastırma 33 Bes"r Fuad GÜNEY
senaryo 36 Mum Burcu Yılmaz
37 tekamûla rojê Yaqob T"lermenî
belgesel 38 Esk" b"r masal değ"l 68 GÜNEY
deneme 40 Sokaklıların Kent" Temel Dem"rer
44 O Mevs"m Erol Nacar
dosya 46 Karl Marx GÜNEY
dosya 52 Fr"edr"ch Engels GÜNEY
dosya 54 Karl Marx ve Sanat GÜNEY
59 Kuyu Mehtap Mutlu
dosya 60 Marx’dan s""rler GÜNEY
öykü 65 Yen" dünya "sç"ler" Murat Sünbül
67 An Övünç Pehl"van
öykü 68 Darbe yalnızlıkları Özgür Dem"rc"
69 Newroz İkbal Kaynar
öykü 70 S"ms"yah Fulya Bayraktar
arastırma 71 “Kadının Beyanı Esastır!” GÜNEY
79 Sonsuzluğun köpüren kıyısı Levent Uğur
s€nema 80 S"nema Notları Anus Pazarcıyan
öykü 92 B"r Kıs Aksamında Volkan Sarıkaya
öykü 94 Ç"ngen Çocuklarla B"r Pazar Sabahı Taha Üres"n
s€nema 96 Kar"katür Levent Uğur
96 Ansızlık Önder Küçük
öykü 97 Mutlu Olmak Özgür Karakaya
kar€katür 98 Kar"katür Meray Ülgen


merhaba
Yorucu günlerin ardından yeni bir sayı ile tekrar birlikteyiz.
Bildiğiniz gibi bu sayımızı da kendi imkanlarımız ve sizlerin katkıları ile
dağıtacağız. Dağıtım sorunumuzu asabilmemiz için sizleri bir kez daha
dergimize abone olmaya çağırıyoruz.
Satıs noktalarımızı ise internet sitemizden öğrenebilirsiniz.
Ayrıca sizlerden biraz geç çıkmıs olmamızdan ve tüm çabalarımıza
rağmen muhtemel bazı yazım hatalarımızın bulunmasından dolayı da
özür diliyoruz.
Dergimizin bu sayısında dosyamız Karl Marx. Bilimsel Sosyalizmin Fri-
edrich Engels ile birlikte kurucusu ve modern dünyanın en büyük dehası
Karl Marx’ı, Komünist Partisi Manifestosu’nun yazılısının 160. yıldönümü
dolayısıyla anıyoruz.
Komünist Partisi Manifestosu yazıldığı günlerdeki gibi hala güncel ve
etkileyici.
Dosyamız dısında yine çok sayıda yazı, siir ve öykü ile doluyuz.
Bu sayımız öyküleri ile de dikkat çekiyor.
Ancak siirlerde hala istediğimiz düzeyde değiliz.
44. sayımız sizlerin eline geçtiğinde isçi sınıfının birlik, dayanısma ve
mücadele günü olan 1 Mayıs epey yaklasmıs olacak. İsçi sınıfının kültü-
rünü, sosyalist kültürü gelistirme ve yayma hedefimizle 1 Mayıs’ın kaza-
nımlarımızı arttırmasını diliyoruz.
45. sayıda bulusmak dileğiyle…

AFRODİSYAS-SANAT 9. SAYISI

AFRODİSYAS-SANAT
9. SAYISI (Mayıs- Haziran 2008) BAYİLERDE
“Nasıl anlatıldığı” çok çok önemli, ama “ne anlatıldığı” da

33 İMZA, SORUMLU VE ZENGİN BİR İÇERİK

Öner Yağcı – Turhan Feyizoğlu – Ömer Demircan – Ahmet Uysal – Rei Berrora
Ali Dündar – Osman Bolulu – Ahmet Günbaş– Kemal Gündüzalp – Mahzar Alphan
Ahmet Bahçevan – A. Kadir Paksoy –Tahsin Şimşek – Ahmet Zeki Muslu – Yelda Karataş
Gülseren Engin – Nevzat Süer Sezgin – Mehmet Atilla – Timuçin Özyürekli – Atila Er
Tülay Akkoyun – Bülent Güldal – Coşkun Karabulut – Gönül Çatalcalı – Filiz Gülmez
Etem Oruç – Halit Payza – Mehmet Ercan – Nesrin Göçmen – Cemal Toprak
N. Savaş Gündoğdu – Şenay Ekin – Merih Günay


“68 Kuşağı ve Yazın” Özel Bölümü
- 1961-1971 Döneminde Öğrenci örgütlerinin İşlevleri
- 68 Kuşağı ve Edebiyatı
- 68 Kuşağı’na Serzeniş
- Deniz Gezmiş, Diğerleri ve 68’liler
ve şiirler, öyküler, denemeler
- Epik İçerik ve Celaliler Destanı
- Muzaffer İzgü ve Hasan Devrim ile söyleşiler
- Sait Faik Öyküsü ve Yazım Süreci
- Gerçek Ozan ve Seçkin: Cahit Külebi

DERGİMİZE ULAŞABİLECEĞİNİZ KİTABEVLERİ

www.cekirdekshop.com
İZMİR;
Alsancak: İletişim Kitabevi – Yakın Kitabevi
Konak: Kabile Kitabevi – Devrim Kitabevi
Karşıyaka: Pan Kitabevi – Patasana Kitabevi
Bornova; Şilan Kitabevi

İSTANBUL;
Beşiktaş: İskele Büfe
Çapa: Çapa Kitabevi
Bakırköy: Birikim Kitabevi
Beyoğlu: Mephisto-Taksim Kitabevi, Pandora Kitabevi, Simurg Kitapçılık, Pentimento
Kadıköy: İmge Kitabevi, Genç Mephisto, Khalkedon Kitabevi

ANKARA;
-Kızılay: Dost Kitabevi, Turhan Kitabevi, İmge Kitabevi, İlhan Kitabevi, Dipnot Kitabevi

NAZİLLİ; Eğitim Kitabevi

AYDIN; Sıla Kitabevi

MUĞLA; Eski Kitapçı İlhan Doğruyol

ANADOLU;
-Balıkesir(Bandırma): Ozan Kitabevi, Paradigma Kitabevi
-Bolu: Akpa Kitabevi
-Bursa: Ezgi Kitabevi
-Çanakkale: Orka Kitabevi
-Denizli: Yaprak Kitabevi, Kybele Kitabevi
-Diyarabakır: Avesta Kitabevi
-Edirne: Bellek Kitabevi
-Elazığ: Jiyan Kitabevi
-Erzincan: Fakülte Kitabevi
-Eskişehir: Adımlar Kitabevi, İnsancıl Kitabevi
-İskenderun: Ferda Kitabevi
-İzmit: Gezgin Kitabevi
-Kayseri (Kocasinan): Ömür Kitabevi
-Kırklareli (Lüleburgaz): İdris Erdem Kitabevi
-Kırşehir: Gül Kitabevi
-Kütahya: Üniversite Kitabevi
-Malatya: Fidan Kitabevi
-Mersin: Ütopya Kültür Merkezi,Halk Kitabevi (Silifke), Antiksahaf Kitabevi (Tarsus)
-Rize(Pazar): Belediye Büfesi
-Samsun: Deniz Kültür Merkezi
-Sivas: Ufuk Kitabevi
-Tekirdağ Kitabevi: Eskici Kitabevi
-Trabzon: Derya Kitabevi
-Tunceli: Baran Kitabevi
-Zonguldak: Merdiven Kitabevi, Çınaraltı Ezgi Kitabevi (Karadeniz Ereğli)


AFRODİSYAS-SANAT
Karacasu Geliştirme ve Eğitim Vakfı yayınıdır.

Afrodisyas-Sanat’ı tanıyın, dostlarınıza tanıtın.
Sürdürümcü olmak için
karacasuvakfi@mynet.com
ya da afrodisyassanat@mynet.com ile iletişim kurmanız yeter.


Şiiri Özlüyorum

İçindekiler

Mustafa Durak- Derrida’nın Anlatım Dili Ya da
Derrida’yı Yapıbozuma Uğratmak/ S.3-11
Ahmet Oktay- Şiir:”Dilin İçindeki Yabancı Dil”/ S.12
Hüseyin Çiftçi- İç’lemeler/ S.12
Hüseyin Peker- Savaş Gemisi Maketi/ S.13
Yaşar Bedri- Trabzon Mahya Ya da
Tenha İçin Önsöz Meseli/ S.14
Betül Tarıman- Cevizli Çörek/ S.15
İlhan Kemal- Mahsuscuktan/ S.16
Erkan Kara- Dokun/ S.16
Fuat Çiftçi- Küçülme Günleri/ S.17
Kaan Koç- Neffüse Nağme/ S.18
Ahmet Emin Atasoy- Laz’dur/ S.18
Naci Bahtiyar- Masal* Yivler/ S.19
Ümran Ersin- Geçişler/ S.19
Okan Alay- Gül Yorgunluğu/ S.20
Korkut Kabapalamut- Hesap Hatası/ S.20
Şenol Gürel- Eğsi/ S.21
Ayten Çolakoğlu- Şam Babası/ S.21
Tan Doğan- Şiar/ S.21

Dosya:
Şiir Sorguda
S.22- 37
Celal Soycan* Kemal Gündüzalp* Fuat Çiftçi*
Fergun Özelli* Zeki Karaaslan*Günay Güner*
Yelda Karataş
----------------------

A. Tolga Suyolcuoğlu- Arif’lerin Yarınki Köpüğü/ S.35
Tuncer Uçarol- Günce Eleştiri “Mehmet Taner’in 11(17) Şiiri/ S.38-42
Yücel Kayıran- Yeniden –Aydınlanma Döneminin Eleştirmeni/S.43
Raşit Gökçeli- Sil Baştan Ütopya (Çeviri)/ S.44-45
Zeki Karaaslan- Sussun İblis’in Şarkısı/ S.45
Cevat Çapan İle Söyleşi Ve 12. Altın Portakal
Şiir Ödülü’nden Kareler/ S.46-50
Şiiri Özlüyorum- Şiir Gözü

www.siiriozluyorum.blogcu.com
www.siiriozluyorum.tr.cc

Nisan/ Mayıs 2008

Yıl:6 Sayı: 25

Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü:
Fuat Çiftçi

Yönetim ve Kargo Adresi:

Karaseki Kooperatif Evleri
7.Sok 7/6
Avanos-Nevşehir

Elmek:
fuatciftci70@yahoo.com
fuatciftci70@gmail.com
ciftcifuat@mynet.com

Yazışma:
Fuat Çiftçi
P.K: 5
50501 Avanos/
Nevşehir

Tel: 05424072802

Posta Çeki: 1402053
( Fuat Çiftçi Adına)

İşbankası Avanos Şubesi
Şube Kodu: 5421
Hesap No: 140719
(F.Ç. Adına)

Katkı: 25 Ytl

Şiiri özlüyorum kazanç
amacı taşımaz.

Baskı:
Başak Ofset
6130063

Baskı Tarihi: 03/04/2008

Yazıların sorumluluğu
yazarlarınındır.

Yerel Süreli Yayın

Şiiri Özlüyorum
Bir Müdahaledir !


NOT: KAPAK EKTEDİR
DERGİMİZE ULAŞAMAYAN DOSTLARIMIZIN ABONE OLMALARINI RİCA EDİYORUZDERGİMİZİN, ANKARA, ADANA, ÇORUM, İZMİR, BURSA,İSTANBUL, KAYSERİ, KIRŞEHİR DAĞITIMI TAMAMLANMIŞTIR. DERGİMİZİ DİĞER İLLERDE DE DAĞITMAK İSTEYEN DOSTLARIMIZA DA MERHABA!

24 Nisan 2008 Perşembe

KARAKALEM SAYI: 3


Altay Öktem öncülüğünde,Güven Erkin Erkal desteğiyle aylık yayımlanan sanatın her alanında "Dışarıda" duranların dergisi...

KARAKALEM SAYI: 3
KARAKALEM NİSAN 2008 SAYISINDA...

Bir Düş'ün Hikayesi: Sandman
Gökyüzünün En Parlak Yıldızı Arthur C. Clarke
Ruhumuzu Kırbaçlayan Adam: Marquis De Sade
Son Yalvaç Rimbaud
Grotesk'in Tükenmez Kahramanı: Friedrich Dürrenmatt
Filmin Dahisi: Stanley Kubrick
Uyumsuz İsyankar ve Öfkeli: Fikret Kuşkan
Müziğin Suratına Atılan Faça: Sid Vicious
Kadıköy Felsefesi ve Ayışığında İki Cinayet
GECE'nin içinden BİLGE KARASU
Karamsar Kötümser Bir Düşünür: Schopenhauer
Maddi Haller Cetveli ve Derisizler'le Hakan Günday
Mülakat'la Ece Ürkmez
Red Kişot Çağrışımlı Poetika Sözlüğü'yle Pali Canon
Yedi Ölümcül Günah'la Mehmet Semih Apaydın
Şizofren Günlüğü'yle Sibel Torunoğlu
Jacques Rigaut'un efsanevi metni: İntihar Bir İştir
G. Sesil Sar'ın kaleminden Nilgün Marmara
Endülüs'te Serin Bir Yaz Akşamı: Mehmet Şenol Şişli
Handan Ateş: Bana Dokunmadan Seviş
Halil Gökhan'ın Renkler'i ve Kentler'i
Karakalem Bi Dünya'da Sting
ve... Gustave Dore'nin Melekleri

Şiirleriyle:

İsmail Uyaroğlu
Deniz Dengiz
Kaan Koç
Kübra Gedikli
Oğuz Ateşoğlu
Hasan Gülsaçan
Kemal Gündüzalp
Demet Han
Şirin Erdilek
Cihan Küçük
Mustafa Burak Sezer
Mevsim Kahlıoğulları
Serkan Engin
Seda Eriş
Fikret Kuşkan
Nursel Türkemiş
Tuçe Köngül
Sandi
Adnangül
Yelda Karataş
Işıl Tezer
Uluer Oksal Tiryaki

Öyküleriyle:

Marquis De Sade
Ceren Öztep
Aslı Akarsakarya
Merih Günay
Ezgi Gürsoy
Ruhşen Doğan Nar
Ahmet Yüce
Onur Bayrakçeken
Sami Özer
Sadık Yemni
Serpil Öztaş

Posterler: Fikret Kuşkan
Melekler: Gustave Dore

PALİMSEST DERGİ 2. SAYI

PALİMSEST DERGİ 2. SAYI

DOSYA:İKİNCİ YENİ HAREKETİ

KAZIM KOYUNCU
ZEKİ MÜREN
MOR VE ÖTESİ VE İKİNCİ YENİ
YAHYA KEMAL BEYATLI

SAHİBİ VE YAZIİŞLERİ SORUMLUSU:M.TAMER SAĞIR

EDİTÖR:EMRAH SEFEROĞLU

YAYIN KURULU:GÜLŞAH YILDIRIM,FATİH ÜNAL,OKTAY ÇAKIR,FATİH ÜNAL,FATİH ODUNKIRAN,İLKNUR KARA

SATIŞ VE REKLAM SORUMLUSU:SONER MIĞIRDAĞI

KAPAK FOTOĞRAFI VE TASARIM:ZİYA KASAPOĞLU

DÜZELTMEN:MERVE ARKAÇ

ARKA KAPAK FOTOĞRAFI:OĞUZ KURUM

YAZARLAR:TAMER SAĞIR,FATİH ODUNKIRAN,EMRAH SEFEROĞLU,ALİ YORDAM,MERİH GÜNAY,GÜLŞAH YILDIRIM,İLKNUR KARA,FATİH ÜNAL,ALİ ESEN,DUYGU BOZKURT,ELA CENGİZ,BÜNYAMİN DURALİ

İLETİŞİ
M:palimsestdergi@gmail.com

www.palimsest.com

Yaba Edebiyat 51-52 Birleşik SAYI

Yaba Edebiyat
kültür, sanat, fikir dergisi
İki ayda bir çıkar
yerel-süreli bir yayındır.
29. YIL / YENİ DÖNEM
51-52 Birleşik SAYI
Mart-Nisan-Mayıs-Haziran 2008
ISSN 1302-4132

*
kuruluş 1979
*
sahibi, yayın yönetmeni
Aydın Doğan
Yön. yardımcısı
Ayşe Aykul
Yazıişleri müdürü
Cengiz Yıldırım
*
adres
Galipdede Cad No:55/1
34420 Tünel-Beyoğlu / İstanbul

veb: yabaedebiyat.com
e-posta: yabasahaf@yahoo.com.tr
tel / faks
(0212) 293 36 06
*
dergiye gönderilen ürünler iade edilmez.
Yaba adı verilmeden alıntı yapılamaz.
*
banka hesap no
Aydın Doğan
İş Bankası Cağaloğlu Şubesi
1095 0519 386
posta çeki (yaba) 83852
*
abone
yıllık (6 sayı): (21 ytl),
12 sayı: (42 ytl)
abone yenileme, öğretmen, öğrenci,
işçi, mahkûm:
6 sayı: 16 ytl, 12 sayı: 32 ytl,
yurtdışı: 12 sayı: 40 Euro (yada karşılığı ytl.)

*
satış
5 adetten başlayan isteklere,
kitapçılara % 30 indirim uygulanır.
(örnek sayı için 3 ytl gönderilmeli)
*
ilan tarifesi
İç sayfalar; tam sayfa sb: 200.oo ytl
arka iç ve dış kapak anlaşmalıdır
kutu ilanlar: 20 ytl.
*
dizgi: Hasan Karagöz
*
basıma hazırlık: yaba
montaj: Engin
basım, cilt: Engin Matbaacılık: 612 05 53
*
genel dağıtım: yaba: 293 36 06
ankara, (hürdoğan) tel: 0535- 863 23 49
izmir: alper
*
kapaktaki desen: Yaba arşivi

+++

DERGİDEN

Politikacılar hayatı çekilmez yapan tek sorumlulardır. Politikacıyla siyaset adamını birbirinden ayırmak gerekir. Tarihe malolmuş pek az siyaset adamı olmuştur. Siyaset adamı başta ülkesinin çıkarları olmak üzere bütün insanlığın da çıkarı yönünde siyaset yapar. Yeryüzü insanlığın ortak malıdır sonuçta. Siyasetçi bunu bilir. Politikacı ise bunun tam tersi yönde politika yapar. Küçük adamlığı aşamamıştır sonuçta. Çıkarcıdır ve o yönde politikanın her dümenine uyar. Şahsi çıkarını halkın çıkarından daha önemli kılar. Bu yüzden meclis şirketler arenasına döner. Örnekler saymakla bitmez.
Politikacıları gündemimizin dışında tutalım dedikçe ister istemez gelip gündemimize giriyorlar. Kürt gerçeği çözümlenememişken, üstüne üstlük bir başka sorunu dayattılar. 1980”li yıllara kadar adı bile anılmazken, Humeyni ile başlayan komşu molla rejimlerinin bir uzantısı olarak ‘türban’ adında bir örtünme biçimi getirilip ülkenin üzerine örtüldü. Bu durum hem din hem insan özgürlügüyle bağdaşmayan bir biçimdir. Her bağnazlığın sonunun çirkinliğe vardığı gibi bu sorun da gittikçe çirkin bir yapıya büründü. En azından üniversitelerin tercihlerine bırakılması uygun düşerken; hükümetin kaba bir güç gösterisiyle bunu anayasal metin haline getirmesi diktalıktır. Bu ülkede beş yaşındaki kızların başına türban örtüldüğünü görüyorsak durum tehlikeli demektir. Bu davranıştakiler Wilhelm Reich’in diline doladığı Dinle Küçük Adam tiplemesine girerler. Yani ilkel, çıkarcı, dar bakışı yansıtırlar. Ülkenin bütününü ve insanlık durumunu gözetmeyen bir bakış. Türkiyede ne yazık ki bu politikalar sürdürüldü. Cumhuriyetin devrimci karakteri, başta kemalist görünümlü bağnazlar tarafından katılaştırıldı. Demokratikleşemeyen, tutucu bir yapının doğurduğu sonuçtur bugün geldiğimiz nokta. Salt yasakçılık ve süngü gölgesinde diktatör duruş sergilersen, ülke insanına özgürlüğü tattırmazsan, böyle belanı bulursun. Türban adındaki karanlık “özgürlük hakkı” olarak gelir başına oturur ve seni de geceyarısı sorguya çeker...

*
Bu sayımızda

Hasan Latif Sarıyüce, üzerinde yeterince durulmayan bir durumu irdeliyor; Çocuk Kitapları Yayıncılığı ve MEB
Gün Zileli Hukuk ve Adalet yazısında bu kavramlar üzerinde duruyor ve konuyu bugün yaşananlarla bağdaştırıyor.
Tekin Sönmez; Aristophanes, Dionysos ve Yazınsal Metinler denemesinde yazınsal metinlerini sürdürüyor.
Melek Koç sanatçı bayanlar portrelerine bu kez Şükufe Nihal’i konu etti.
Geçen aylarda yitirdiğimiz edebiyatçı Mehmet H. Doğan’ı Halim Şafak anlatıyor.
Diğer bir edebiyatçımız olan öykücü Erhan Bener’i Remzi İnanç’ın anısal yazısında okuyoruz.
Orhan Ünser sinema kültürü yazılarını aksatmadan sürdürüyor. Eski filmlerle şimdiki tv dizilerini karşılaştırıyor.
Fatih Atila geçtiğimiz yaz sonunda Suriye’de katıldığı bir edebiyat etkinliğinde sunduğu yazıyı okurlarla paylaşıyor. Tanrıçanın Kılıcı ve Roman
Vedii İlmen, o kendine özgü doğrudan söyleme biçimiyle bu kez Nazizmin Çıkış Yolları’nı anlatıyor.
Bu sayının öykücüleri; Alberto Mêndez, Çetin Kalman, Hakkı Özkan, Soydan Kızgın, Lokman Zor. Bülent Arslan, Aydın Doğan
Şiirlerle de dolu bir sayıyla elinizdeyiz.
Gelecek sayıda buluşmak üzere, iyi baharlar yaşayın.

+++

Çocuk kitapları yayıncılığı ve MEB

* Hasan Latif SARIYÜCE

Kitap yayıncılığı bir ülkenin kültürel kalkınmışlığının aynasıdır. Basım tekniğinin son derece gelişmişliğine karşın ülkemizde çocuklar için yayınlanan kitaplar gerek içerik ve resimleme, gerekse baskı yönünden batıda yayınlananlarla kıyaslandığında hâlâ arada büyük bir düzey farkı olduğu görülmektedir. Büyükler için kitap yayıncılığı, basmaya karar vermek için yapılan inceleme ve değerlendirmeler hariç, nispeten daha kolaydır. Fazla bir uzmanlık gerektirmez. Romanlar, şiir kitapları, benzeri kitaplar, kolayca dizilir, basılır. Hatta bu dizgi işini yazar kendisi yapar. Kitabın CD'sini ya da disketini verdiğinde yayınevi dizgi masrafından da kurtulur. Yalnız dizgi işinde devlet kurumlarınca bastırılan kitaplar için CD ya da disket söz konusu değildir. İş hangi basımevine verilmişse o basımevi, yazara telefon ederek CD ya da disket ister. Dizgi ücretini de devletten ayrıca alır. Belki bundan görevli bürokratların haberleri de vardır.
Büyüklere seslenen kitaplarda resim yalnız kapaklarda söz konusudur. Onda da, internet sağ olsun, oradan uygun bir fotoğraf/resim bulunarak ya da bilgisayarla bunlar üzerinde biraz oynayarak kolaylıkla çözümlenir. Gerçi bazı yayınevlerinin çok ucuza kapak resimleri çizdirdikleri ressamları da vardır. Bu yayınevleri ansiklopedi gibi komple emek isteyen kitaplar yayınlayacaklarsa; bu da zor bir iş değildir. Dış ülkelerden bir ansiklopedinin yayın hakkı satın alınır. Filmleri, kalıpları oradan getirtilir. Şu elli yıl içinde Türk Ansiklopedisi'nin ardından pek az yerli bilimsel ansiklopedi yayınlanmıştır. Onların da çoğu kötü baskılı ve yetersizdir.
Büyükler için kitap yayıncılığının kolaylığına karşın çocuklar için kitap yayıncılığı oldukça güç ve masraflıdır. Masraf ve güçlük, büyük yaşlardan küçüklere doğru inildikçe artar. Ülkemizde yayınlanan çocuk kitapları incelendiğinde içerik, düzen, resimleme, boyut, harf büyüklüğü yönünden yüz ağartıcı pek az kitaba rastlanır. Sayıları yüzleri aşan çocuk yayınevleri sahipleri, çoğunlukla konunun uzmanı olmak bir yana, orta düzeyde bir öğretim de görmemişlerdir. Çocuk kitapları büyüklere seslenen kitaplara göre daha kazançlıdır. Aileler anaokuluna, ilköğretime başlayan çocukları için kitap almakta çok cömert davranırlar. Çocuk ortaöğretime, üniversiteye geçtiğinde bu cömertlik nerdeyse sıfır noktasına inmektedir.
Gittikçe genişleyen çocuk yayıncılığında, birkaç yayınevi hariç, para kazanmak tek amaç olmakta, yayınlarda yazınsal değer, baskılarda güzellik ve kusursuzluk göz önünde tutulmadığı gibi yazarlara da ödenen teliflerin utanç verici durumda olduğu görülmektedir. Bu yayınevleri güzel ve kaliteli kitap yayınlamak isteseler de bu işten anlayan uzman editör, uzman teknik adam, uzman-psikolog, yetenekli ressam çalıştırmadıkları için arzularında başarılı olamıyorlar.

"Dünya Çocuk Klasikleri"
rezaleti

1970 yılından itibaren Türk çocuk yayıncılığında yeni bir yayın türü başlatıldığı görülür. Çok sayıda yayınevi 50 kitaplık, 100 kitaplık Dünya Çocuk Klesikleri genel başlığı altında kitaplar yayınlamaya başladılar. Çocuklar, aileler, hatta öğretmenler bu yayınlara yoğun bir ilgi gösterdiler. Ne var ki batı edebiyatlarının klasik olmuş bu değerli kitapları, yozlaştırılmış, bayağılaştırılmış, bozulmuş, mesajları kaybolmuş halde hem de çok kötü baskılarla piyasaya sürüldü. Bu kitapların hiç biri orijinal metinden Türkçe'ye çevrilmedi. Daha önce, özellikle MEB Dünya Klasikleri serisinde yayınlanan kitaplardan özet yapılarak meydana getirildi. Bunlar bir dereceye kadar hoş görülebilirdi. Birçok yayınevi, MEB klasiklerinden özetleme zahmetine bile katlanmadı. Yanlarında çalıştırdıkları çoğu eğitimsiz yardımcılara özet kitaplardan özetler çıkarttırdılar. Özetin özeti kitaplar oluşturdular. O kadar ileri gittiler ki, Amerikalı Mark Twain tarafından yazılan ve Dünya çocuk edebiyatının şaheserleri sayılan The Adventures of Tom Savyer ile The Adventures of Huckleberry Fin adlı 350-400 sayfalık kitaplarının Dünya Çocuk Klasikleri başlığı altında 80, 64, 48, 32, hatta 16 sayfalık özetleri yayınlandı. Bu güzel kitaplar erozyona uğratıldı. Dünya klasiklerini asıllarından ya da asıllarının doğru dürüst tam çevirilerinden okumayan, ama okuduğunu sanan nesiller yetiştirildi. (... devamı dergide)

+++

Hukuk ve Adalet

* Gün ZİLELİ

Hukukla adaletin aynı şey olduğu konusunda yaygın bir yanlış kanı vardır. Oysa adalet canlıların, bireylerin bilinci ve vicdanıyla, hukuk ise devletlerin ve iktidarların çıkarlarıyla belirlenir. Bu yüzden de bu ikisi, bırakın aynı şey olmayı, birbirinin tam zıddıdır.
Tarih boyunca devletlerin ya da iktidardakilerin, kendi hukuklarına dayanarak (son zamanlarda hukukla kanun arasında yapılan ayrıma da inanmadığımı belirteyim) yürüttükleri soruşturmalar, açtıkları davalar, yaptıkları yargılamalar ve verdikleri kararlar, sonuç olarak iktidarların istekleri doğrultusunda imal edilmişlerdir. Yargılanan mağdurlara karşı ileri sürülen iddialardan bazıları gerçeklere tekabül etse bile yargılamaların adil olduğu ileri sürülemez. Çünkü siyasette adalet değil, güç geçerlidir. Bugünkü iktidara göre “suçlu” olabilirsiniz ama yarın iktidara geldiğinizde kahraman olacaksınız ve sizi yargılayanlar “suçlu” konumuna düşecek. İktidarın ve onun ayrılmaz bir parçası olan hukukun göreceliğinin değişmez yasası budur.
XIV. Lui’nin yargılanması sırasında kendisine yöneltilen suçlamaların gerçeklikte hiçbir hükmü yoktu. İktidar sahipleri kralın kafasını uçurmaya karar vermişlerdi ve hukuk da bunun gereğini yapmıştı. Daha sonra, Jakoben diktatörlüğün, Hebertistleri, Danton’u vb. asarken ileri sürdükleri hukuksal kanıtlar da bir hiçten ibaretti. Andrzej Wajda’nın Danton filminde çizilen savcı tipi, gerçeğin sanatsal ve özlü bir ifadesidir. Tüylü şapkasıyla ortalıklarda “adaletin” tecessüm etmiş hali olarak dolaşan savcı, aslında sadece kendisine iktidardan verilen emirleri yerine getirmekteydi. Emir başka türlü verilseydi savcı ve hukuku ona göre işleyecekti.
1960’lı yıllarda bizi yakalayan polisler, nezaretteki sohbetlerimiz sırasında şöyle derlerdi: “Biz emir kuluyuz. Siz iktidara gelin size hizmet edelim. Şunu yakala deyin onu yakalayalım.” Doğruydu söyledikleri. Buna hukuku, savcıları, hatta yargıçları da katmak o kadar yanlış olmayacaktır. Üstelik dünyanın her yerinde temelde böyledir bu.
1917’de iktidara gelen Bolşeviklerin hukuku da önceki ve sonraki örneklerden farklı değildi. Polis, o an Parti’nin başındaki kliğin aleyhinde olduğunu düşündüğü parti içi ve dışı muhalifleri topluyor, bilinen polisiye yöntemlerle sorguluyor, böylece ortaya bir “suç” çıkarıyor, sonra da “suçlu”lar rejimin hukukuna göre yargılanıp yığınlar halinde ölüme gönderiliyordu. Ne yani, Sovyet rejiminin de kendine göre bir hukuku yok muydu? Birçok insan yargılanmadan, daha Çeka, GPU ve NKVD zindanlarındayken katledilmişlerdi ama birçoğu da itiraflarda bulunmak zorunda bırakıldıkları mahkemelerde yargılanıp rejimin hukukuna uygun olarak ölüme gönderilmişlerdi.
Şeyh Sait ve arkadaşlarının, Seyit Rıza ve yoldaşlarının, İzmir suikastı sanıklarının hakkında ölüm kararı veren İstiklal Mahkemeleri de tek parti rejiminin hukukuna göre hareket ediyordu. Bu hukuka göre, rejime şu veya bu şekilde muhalefet edenler “suç”luydular ve icaplarına bakılmalıydı. Onların rejimin muhalifi olmaları idam edilmeleri için yeterli delili oluşturuyordu zaten. Kanıtlanacak fazla bir şey yoktu.(... devamı dergide)


+++

Aristophanes, Dionysos
ve yazınsal metinler

* Temin SÖNMEZ

Anadolulu Dionysos/Bakkhos ve yazınsal metinler konusu bu satırların yazarı için en azından Aristophanes Dionysos başlığı ile yetmez, daha fazlasını bekler. Beklesin! Bu satırların yazarı bunu bilerek, kısa bir süre için Ezra Erhat’a dönüyor hemen.
İleri sürdüğü düşünce ile Ezra Erhat, yazınsal bellek için Halikasnas Balıkçısı’nı kaynak alır. Bu satırların yazarı ise Balıkçı’yı ve Erhat’ı atlayarak Aristophanes’den Dionysos’un kendisini, Kapadokyalı üzüm kütüğü ve arkaik ruhani felsefe açısından şarabı kaynak alıyor.
‘Balıkçısı’nın ortaya attığı bir görüş ‘zeybekler ilkçağdan kalma, “lobakkhi” adlı bir topluluktan türemedir’ diye yazar, Erhat. “Lobakkhi” ve zeybek, ilk andıç buraya düştü!
Gösteren kaynakta Ege/Grek ilişkisi yok. ‘Dionysos Lydia, Phryggia (Frigya) tanrısıdır.. Homeros destanlarında düpedüz Asia diye anılan yöreden gelmektedir’1 diye ekler Erhat.
Fakat! Bugüne dek keşif masasına gelemeyen, Homeros’ta okunan ve açılamayan soru zarfı; ‘..düpedüz Asia’ neresidir?
Bunu soran kim? Burada bu satırların yazarı! Yazarımız bu konuyu burada görme merceğine getirecek. Dionysos/Frigya ve ..‘düpedüz Asia’ konulu bir andıç da buraya düşelim!
1 Gösteren asma kütüğü/ gösterilen Dionysos kültü ve deneme yazın türü...
Bu arada objektifimizi hep birlikte şu yöne çevirelim diyor bu satırların yazarı. Değerli okur bir süre yan kulvara giriyoruz Dionysos’u izlemek üzere ana kulvara döneceğiz yine.
Deneme yazı türünün sınırları da o kalemin kimliğine göre Nirvanadan geçer güzel edebiyat olur mu, romantik çağrışımla bir düş dünyası örse bile nesnel somut belgeler de verir mi ve bu anlamda bir deneme yazısı evrenselleşme yolu açar mı bunu da burada göreceğiz, değerli Okur!
Başa dönüyoruz; tarih öncesi çağlarda arkaik söylenceler işlenir. Evet!
Kapadokya kaynaklı veriler Hattuşa’nın yakılışı, Hititler’in (İÖ 1190) ortadan silinişi ile Geç Hitit kent krallıkları (İÖ 700) ardılı yüzlerce yıl Kızılırmak ve Kapadokya hakkında eski çağ gezginlerinde elden ele gel/geç bilgiler aktarılarak gider. Hangi gezginler hangi bilgiler? İşte size bir andıç daha değerli Okur.
Çoğu serüvenci yarı “Kinik”, Sokrates’in öğrencisi Atinalı Antisthenes2 (İÖ 444/368) okulu etkisi alan gezginlerden geri kalan mitoslar çevresinde temellendirilen elden ele devşirme anlatılardır. Önemli bir andıç daha var burada; ‘yarı Kinik.’

Burada kullandığım ‘yarı Kinik’ tanımı, bir dünya gezgini romancı ve denemeci olan bu satırların yazarına aittir.
Eksik/yanlış algıya yol vermemek gerek. Erdem ve tanımı; dünya nimetlerine/mülke, maddi değerlere bağımlı olmamakta görülen bu felsefel okulunun etkisinde kalmaktan çok, burada çileli yaşam koşullarının getirdiği zorlukları, ancak bağımlılık isteyen her türlü bedensel gereksinimlere de ister istemez sırt dönen ve uzak düşen bu gezginlerin ayak izleri, bir yanı ile ünlü coğrafyacılarla pekişiyor, bir yanı Buda (İÖ: 563-483) ile. ...(devamı dergide)

+++


Cumhuriyetin kadın modeli:
Şükufe Nihal

* Melek KOÇ

Kadın sorunlarını, aşklarını, açmazlarını şiirlerinde işleyen, romanlarında anlatan, mücadeleci ve eylemci kimliğiyle öne çıkan, aydın, yenilikçi, modern bir kadın olan Şüküfe Nihal, aynı zamanda Cumhuriyetin ilk üniversite mezunu kadını olarak da anılır.
1896 yılında İstanbul’da doğan Nihal’in soy kütüğü baba tarafından Katipzadelere, anne tarafından Fatih Sultan Mehmet’in baş ressamı nakkaş Mehmet Efendi’ye dayanır. Babası, 5. Murat’ın baş hekimi Emin Paşa’nın oğlu Eczacı Albay Ahmet Bey, annesi Nazire Hanımdır.
Evlerinde yapılan edebiyat sohbetlerinden etkilenerek küçük yaşlarda şiir yazmaya başlar. İlk ve orta eğitimini özel okullarda ve özel öğretmenlerle tamamlar. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenir. 1916 da İnas Darülfünununa (Kadınlara ait üniversite) kayıt yaptırır. Üç yıl edebiyat bölümüne devam ettikten sonra son sınıfı Coğrafya bölümünde okuyarak mezun olur ve İstanbul’un çeşitli liselerinde edebiyat ve coğrafya öğretmenliği yapar.
İlk evliliğini Mithat Sadullah Sander ile gerçekleştirir. Sonradan, evliliğinin Darülfünuna kayıt için engel teşkil etmesi üzerine ayrılırlar.
Şükufe Nihal, Türkiye’nin modernleşme sürecinde önemli toplumsal değişmeler geçirdiği dönem olan 1919-1960 yılları arasında şiir ve romanlarını yayınlar. İlk şiir kitabı “Yıldızlar ve Gölgeler” üniversiteyi bitirdiği yıl yayınlanır. Aruzla yazdığı şiirlerini hece ölçüsü ile yazdığı şiirler izler. 1928 de “Hazan Rüzgarları”, 1930 da “Gayya” yayınlanır. Şiir kitaplarının yanı sıra lirik bir anlatım kullandığı öykü ve romanlar kaleme alır. 1928 de ilk öykü kitabı “Tevekkülün Cezası”, ilk romanı “Renksiz Isdırap” kitapçıların raflarında sessizce yerini alır. Yirmi öyküden oluşan Tevekkülün Cezası’nda karakterler genellikle kadındır.Evlilikte yaşanan sorunlara değinerek kadının günlük yaşantısı içindeki açmazlarını edebi bir dille anlatır.
Şükufe Nihal şair, yazar, öğretmen kimliklerinin dışında ;Tan, Cumhuriyet, Son Posta, Ayda Bir, Her Ay, Haftalık Gazete, Resimli Ay, Kadın Gazetesi, Yeni Mecmua gibi gazete ve dergilerde de yazılar yazarak kadın sorunlarına eğilmiş, hak ve özgürlüklerinin savunucusu olmuştur.
Şükufe Nihal eylemci kişiliğiyle de döneminin önemli kadınları arasında yer alır. Cumhuriyetin kurulması aşamasında 2. eşi Ahmet Hamdi Başar’la Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde çalışmış, Şişli’deki evinde toplantılar düzenleyerek Kurtuluş Savaşının kararlarının alınmasına yardımcı olmuştur. Halide Edip Sultanahmet’teki tarihi mitingde konuşurken, o da Fatih mitinginde: “Aziz vatan, beşiğimiz sendin, mezarımız yine sen olacaksın”diyerek halkı coşturmuş, 2. Sultanahmet mitingine de konuşmacı olarak katılmıştır. Ayrıca Türk Kadınlar Birliğinin kurucularından olup Atatürk sofralarının vazgeçilmez konuklarından biridir de.
Şükufe Nihal Batılı, modern bir kadın şair ve yazar olarak Cumhuriyetin “Yeni Kadın” modelidir. Nihal, bu modeli tarif ederken kadının çalışma hayatı ve sosyal aktiviteleri içinde geleneksel rolünü de unutmaması gerektiğini savunur. Annelik ve ev kadınlığına vurgu yapar. Kadının çalışma hayatı evini ve çocuklarını ihmal etmesine yol açmamalıdır. “Bebek” kadına olduğu kadar, “Erkek” kadına da karşıdır.Yeni Kadını, dışardaki ile içerdeki kadının bir sentezi olarak görür. (... devamı dergide)

+++

Mehmet H. Doğan
ya da kültür endüstrisinin kudreti!

* Halim ŞAFAK

Mehmet H. Doğan’ın ilk yazılarından bu yana öne çıkan özelliği “eleştirel deneme” yazarı olarak güncel olanla kurduğu ilişkidir. Söz konusu özellik Mehmet H. Doğan’a yazılan şiire ilişkin düşünce üretme imkânı verdiği gibi yazdığının düzeniçi olarak değerlendirilmesini de sağlamıştır.
Bu noktada şiir değerlendirmelerinin az ya da çok düzeniçi olarak algılanmaya hep açık olduğu da belirtilmelidir. Kaldı ki Mehmet H. Doğan’ın gördüğü ilgi de büyük ölçüde düzeniçilikle açıklanabilir. Böylelikle Mehmet H. Doğan kültür endüstrinin içinde yer alarak düzeniçiliğini sağlamlaştırmıştır.
Benim için hâlâ şaşırtıcı olan ve yanıtlanamayan tek şey ise onca çevirinin bu bağlamda Mehmet H. Doğan’ın önünde bir alan açmamış olması ve “eleştirel deneme” yazmakta direnmesidir. Çünkü Mehmet H. Doğan kendi özgünlüğünü hiçbir zaman oluşturmamış böyle bir sorunu da hiçbir zaman olmamıştır. Hatta şiirle kurduğu ilişkiye bağlı olarak başta oluşturmaya çalıştığı söylemi zamanla kendini imha etmiştir.
Deneme yazarının şiir üstüne düşünceler üreten bir eleştirmen konumuna getirilmesi bir tuhaflıktan çok kültür endüstrisinin kudretini gösterir. Çünkü Mehmet H. Doğan’ın şiir üstüne düşünceleri yazdıklarının satır aralarındadır. Bu durum tabii ki yine tür olarak denemenin kendisiyle açıklanmak zorundadır. Yanı sıra hiç bir şairin şiiri hakkında bir çalışmasının olmamasının tek suçlusu da yine denemenin kendisidir. Bu noktada, yıllık ve antolojilerin –İkinci Yeni Antolojisi’ni dışta tutarak- de benzer bir akıbete baştan uğradığını söyleyeceğim. Böylelikle antoloji ve yıllıklar şiire ilişkin olmaktan çok kültür endüstrisiyle ancak açıklanabilir olgular olmuşlardır.
Bütün bunların gösterdiği tek şey ise kültür endüstrisinin o devasa kudreti ve eleştirinin vasatlığıdır. Ancak böyle bir güç “eleştirel deneme” yazarını eleştirmen ilan edebilir. Hilmi Yavuz’u, Doğan Hızlan’ı falan da eleştirmen ilan eden de aynı güçtür. Önümüzdeki yıllarda bu listeye Mahmut Temizyürek’i, Orhan Kahyaoğlu’nu falan da rahatlıkla ekleyeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın!
Kuşkusuz Mehmet H. Doğan’ın satır arasında şiir üstünde bir şeyler söyleyebilme yeteneği olumlanabilir bir şeydir. Yıllık ve antolojilerden yola çıkarak da benzer şeyler öne sürebiliriz. Ne var ki bunlar hiç kimseyi eleştirmen yapmaya yetmez.
Böyle bir durumda ise eleştirmen kimliğini ancak bir otorite verebilir. Öyle de olmuştur. Mehmet H. Doğan çeviri ve eleştirel denemelerine rağmen kültür endüstrisinin oluşturduğu bir olgudur. Burjuva edebiyat kurumunun ürettiği bir “eleştirmendir”.
Kültür endüstrisinin yıllık ve antolojilere yönelik ilgisinin arka planında da Mehmet H. Doğan’ın tavrı vardır. Bir bakıma Mehmet H. Doğan yıllık ve antolojiler üstünden endüstrinin şiirle ve şiir yazanla ilişki kurmasını sağlamış ve burada ancak ekonomizmle açıklanabilecek bir alanın oluşturulmasına katkıda bulunmuştur. Günümüzde ekonomizm ve cemaatleşme dışında hiçbir anlamı kalmayan yıllık bolluğu da yine Mehmet H. Doğan’ın kurduğu ilişkiyle açıklanabilir. (... devamı dergide)

+++

Nazizmin Çıkış Yolları

* Vedii İLMEN

Almanya'da 1918 yılından sonraki olayları anlayabilmek için savaşın son yılını iyi bilmek ve anlamak gerekir. Onun için "Nazizm'in Almanya'ya gelişini savaşın son yılından anlatmaya başlayacağız.

Savaşın son yılı
Fransa'da, Batı Cephesinin Kuzeyinde İngiliz ordusu, onun Güneyinde Fransız ordusu, Manş denizinden başlayıp, İsviçre'de Basel kentinin karşısına kadar uzanan siperlerde, Almanlarla birbirlerine karşı duruyorlardı. Tarafların birbirine saldırmasıyla bu cephede siperler arasında kısa ilerlemeler oluyor ama iki taraf da, birbirlerinin siperlerini yarıp, düşmanlarını yok edemiyordu.
Rus cephesinde ciddi savaşlar oluyordu